AİLE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AİLE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2011 Çarşamba

HEPSİ BU!


Hayata şöyle bir göz attım,derin bir sessizlik oldu....Ve o derin sessizliği kalbimin sızısı bozdu...

Kafam karma karışık...

İnsanı en çok üzen yine kendisi biliyorum ama düşünmeden de edemiyorum,düşünmeden durabilsem ruhuma nefes aldırabileceğim ya! Ne mümkün!Ben saymayı bıraktım artık...
Kimbilir kaç kere yaraladım kalbimi...

Elde olmayan sebeplerle,elden bir şey gelmeyen insan ilişkileri hakkın da;

Başka türlü olabilecek nice durum için yüzlerce olasılık hesapları yapmaktan yorgun...

'Ama'lar ile 'keşke'leri çarpıştırmaktan bitap...

Ondan,bundan,şundan duyduğum incitici sözleri, tasnifleyip düzenlemekten bıkmış bir haldeyim.

Sözler söylenir,hükümler verilir,
değerler biçilir... Bazen üst üste gelir,bazen üstü kapalı geçiştirilir.

Çünkü geçte olsa bilirim,canımı acıtmam;bir başkası hakkında ancak bu dünya hayatında hükümde bulunabilir insan ve hükmüde sadece onu bağlar!

Ne yapsanız,ne deseniz o an için boş gelir....Bomboş
O boşluk ki; İnsan olmanın bir başka haline...Acizliğime ilaç gibi gelir.

Peki;İçimdeki boşluğu yazmakla doldurabilir miyim?
Sahip olamayacaklarıMı/olamayacaklarıNı düşünmekten,kendimi geçip,onlar içinde üzülmekten,
yaşanması olası nice mutlu tasviri boşluklara çizmekten ve körolası nice yoksunluğa sızlanmaktan kalbim acıdı...Öylesine ağır,öylesine ezici,öylesine acımazsız,öylesine zor ki...Acıdı,kanadı...Kanadı,acıdı...
Acıyan yerlere işaret koydum,koydum ki;bir daha kimse üstüne basmadı?..

Malum kuluz,kusurluyuz...Ne demeli?Nasıl davranmalı?Kalbi katılaştırmadan nasıl dayanmalı?Empati
yapmaktan,kendimi başkalarının yerine koymaktan, kendi hayatımı yaşayamaz oldum sanki?..
Az şikayetçi çokca memnunum aslında bu durumumdan...İyi tarafını düşün,diğer yönünüde gör her davranışın,her ilişkinin her sözün...Gör ki;Çeşnisi olsun hayatının!Yoksa ne o öyle tatsız tuzsuz!dertsiz kedersiz?!Ha tabi masumiyeti korumak var bir de...En azından kalan kısmını.('Masum değiliz hiç birimiz' ah buraya nasılda yakışırdı....Yaradan'ın yarattıkları içinde en çok merhamet ettiği insan iken, neden kendime bu merhametsizliğim?)

Tüm hoyrat ellere rağmen tutunuyorum hayata,umut ediyorum,seviyorum,şükrediyorum,kederin içindeki mutluluk kırıntılarını arıyorum....Çoğu zaman buluyorum...Bulduklarımı biriktiriyorum-zira onlar çok kıymetli,ince bir işciliğin ve sabrın sonucunda ulaşılan mutluluklar-zor zamanlar için saklıyorum.
(Peki bu beylik cümlelerimin ne kadarını hayatıma uyguluyorum!?)

Çünkü yaralarımla mutlu olmayı seviyorum sanırım...Budur durum.
Bir kitapta okumuştum;'Mutsuzluk kendine alışmaktır,kendini kanıksamaktır'
Henüz kendime alışmadım,alışsam böyle oturup saatlerce tırmalarmıyım hayatı,kendimi!?
O vakit demektir ki mutluyum!
Belkide hepimize hayat boyu inanacağımız bir yalan armağan etmişler...Adını mutluluk koymuşlar...
Sonra da onu şarta bağlamışlar!..Olmazsa,olmazlarını sıralamışlar!
Ah o ilk şart!latanı bir bulsam!?

Hayat işte! Öyle veya böyle gelip geçecek...
Sonra bir gün bir melek gelecek ve süre doldu diyecek...Hepsi bu!


Ps:Dün akşam bir haber aldım.Kötü değil ama eksik;İçinde ben yokum...
Onca çabama,duama vs.ye rağmen,toparlayıp,iyileştiremediğim,birleştiremediğim kalan sağlarımdan biri hk.da....Tabii gece uyku tutmadı,kurdum da kurdum,yazdım da yazdım...Yazmak benim içimdeki basıncı düşürüyor.Patlatmıyor!..Sakin sessiz devam edebiliyorum hayata.
Sonra bu sabah bir telefon konuşması?Bu kadar mı 'düz' olur herşey!..Bu kadar mı yolunda?
Boşuna uykusuz kalmışım yazık bana!?..'Kendim ettim, kendim buldum' olsun bu yazının diğer adı da!

Ps:Müzik,piyano ve Amelie bugün bana ilaç!Ses please!

28 Ocak 2011 Cuma

ORGANİZE İŞLER BUNLAR...

(şııışt!sesi aç sesi :)
Dünyanın neresinde,hangi ülkede ve kültürde yaşıyor olursa olsun,sanırım çok az şey evlilik kadar sembolik bir önem taşır kadınlar için...Düğününe,düğün gününe önem vermeyen,özel ve unutulmaz olması için çabalamayan
ya da en azından böyle olmasını hayal etmeyen var mı aramız da?.........(Evet bende öyle düşünmüştüm :)
Şimdi;Gelin ile damadı siz hayal edin... Ben henüz gerçekleşmemiş bir düğünün anatomisini yapacağım;

Dişi bünye en yakışanından saç,makyaj yaptırır,en özelinden-tercihen siyah-gece elbiselerini kuşanır ...
Beyler traş olur...Belki laciler çekilir,kravatlar seçilir,saçlar jölelenir.
Düğün başlar.Gelin ve damat;Romantik danslar,şiirler,şarkılar,büyülü anlar...
Herşey tam da romantik komedilerdeki,hayal edildiği gibidir.
Nihayetinde saatler geçer,geçer ve bir an gelir;Binbir özen yapılan saçlar dağılır,rujlar silinir...
Ceketler çıkar,kravatlar gevşer...O ilk saatlerdeki sizden/bizden hali biter.
Çakır keyifte olunur belki?Bir rahatlama,bir neşe?Düğün ahalisi daha fazla dayanamaz atar kendini sahneye...

Aylar süren organizasyon...Tüm o romantik ortam hazırlıkları;Masadaki çiçeklerin beyazı ,porselen yemek takımlarının rengi,duvak uzunluğu,oturma düzeni vs.ince ayrıntılar ile özenmiş,bezenmiş güzelim düğün ve düğün sahipleri....Kaçınılmaz sonun yaklaştığını anlar ve her ne kadar henüz buna hazır olmasalarda hayatın *acı gerçeğini önce kulaklarında sonra karşılarında bulurlar?

Ve belki de işte tam o anda düğün gerçek kimliğini, Türk' lüğünü, özünü bulur?:))

Bulguru Kaynatırlaaar...Amanda bulguru kaynatırlar.
Serine Yaylatırlaar...Amanda serine yaylatırlar...
Bizde Adet Böylediiiiir...Aman bizde adet böyledir.
Güzeli Oynatırlaaaar...Amanda çirkini söyletirler...

*Welcome to the real world!:))))))

Ps:
Nereden çıktı şimdi bu DÜĞÜN yazısı?demeyin...Cumartesi günü İSTANBUL yolcusuyuz,akşamına kısmetse bir çiftimizi daha evli ve mutlu yapmak üzere toplanacağız.Baba tarafındaki tüm akrabalarım İstanbul'da ikamet ediyor.Ve yarında onlardan birisinin,dünya tatlısı SELİN'in düğünü var:)) Mutluluk bulaşıcı ya?..Düğün dernek havasına girip,fırsat bu fırsat dağıtacağız kederleri..En son yaz sonu gitmiştik,hepsini özledim,keşke aynı şehirde yaşasaydık dediğim ne çok sevdiğim var ayrı,ayrı şehirlerde?Ne çok?:(
Nihayetinde yılların kurulu düzeni.Öyle bir düzen ki ne bozuluyor,ne yıkılıyor.Böyle gelmiş böyle gidiyor.
Sağlık olsun....Rabbim hep böyle mutlu anlar için toplanmayı nasip etsin.

Ps:
Yukarıdaki yazı tamamen HAYAL ürünüdür...Az yaşanmışlık,çokca görmüşlük içerir...Ama asla böyle olsun temennisi içermez!:)) Ayrıca adı geçen türküyü severim.:)

Ps:
Ve yine bu yazı; aynı tarihe denk gelen;MARİO LEVİ Okuma/ Söyleşi/ İmza gününe ve geceki SILA konserine gidemeyecek olmamın verdiği burukluğu yaşamama ve ''Oluruna bıraaaak her neyse geçer'' diye haykırarak teselli aramama engel değildir....

Ps:
Bugün Cuma...KARNE günü!:))15 günlük yarı yıl tatili başlıyor...Hepimiz için hayırlı uğurlu ve çok verimli olsun!..Bakalım evlere şenlik neler yapacağız/yaşayacağız bu süreçte?Umarım az hasarlı olur?Akıl/ruh/beden sağlığı vs.vs.:)))

Ps:
TEGV harika geçti...Az ağladım...Tuttum kendimi... Zaten düşen bir kaç damla da adettendi?
Öyle bir sevgiyle sarıldılar ki...Öyle çok teşekkür sözü duydum ki,ailelerden,çocuklardan...
Üstüne üstlük bir de dediler ki;'Banu abla sen 2. dönem hangi etkinlikte olacaksan bizde oraya geleceğiz,
senin peşinden!'diye...bitirdiler beni :))))Yani sadece mutlu bir an olmakla kalmamış,mutlu bir anı da olmuşum/olmuşuz onlar için.Tarifi mümkün olmayan sevinçler içerisindeyim:))))

Hepimize mutlu,neşeli,keyifli bir hafta sonu diliyorum blogcum...
Sabır da, sevgi de, hayatımızdan hiç eksik olmasın:)))))


Kalın sağlıcakla!

24 Ocak 2011 Pazartesi

ŞİMDİ BEN DESEM Kİ;




Şimdi ben desem ki;


Biz bu cumartesi

yine;

Ağladık,güldük,gururlandık,

şükrettik,çoştuk....

Dalgalandık daaaaa,duuurulduk hatta:))))








Şimdi ben desem ki;

Biz maaaa aile tombala oynadık...

Ve biz büyükler, her seferinde 2 minik ustaya yenildik???:)










Şimdi ben desem ki;

Eli yüzü düzgün olarak bir ilk?...

İlk defa benim için bunu yaptı:)

Ve ilk sefer için gayet başarılıydı çünkü biliyorum içine sevgisini de kattı:)







Şimdi ben desem ki;
Pazar oldu ne hoş oldu...

Miskinliğimize,bezginliğimize çok yakıştı...

Yağmur şıpırtısı,şömine çıtırtısı ve misss gibi is kokusu... Meleklerin uykusu,gecenin sesizliği,alev ve şarap kızıllığı...Fonda bu çalarken ve ben onu çok severken ve onunla birlikte söylerken ve başını okşarken...




Ve şimdi ben desem ki;............
...............................................................................?
Şaka,şaka:) Hiç bir şey demeyeceğim!:) 

Sadece diyeceğim ki;

Dilerim bu hafta da;
kalbimizi diri tutar,iyilik,güzelliklerle doldurur ve masumiyetimizi koruruz...
HEPİMİZ!
:))))))))))))


Ps:Günün şarkısı:Uğurlar olsun!Unutmadık. 

17 Ocak 2011 Pazartesi

'PAZAR'LIKSIZ....

Çok şükür ki küçük yakışıklım artık iyi:)Ve yine çok şükür ki kardeşine bulaşmadı.(en azından şimdilik bir belirti yok,standarttır çünkü bizde, biri hasta olunca ardından diğeri,ev uzunca bir süre revire döner vs.vs.vs)
Cumartesi ilaçlarını almaya başlayınca 'mucizevi'(maşallah!)bir şekilde iyileşmeye başladı kuzum.
Yine de elbetteki;
Hali yoktu (Hali yoktu betimlemesi;koşturmayan,zıplamayan normal çocuk olarak verilmiştir)
Konuşmuyordu?(Konuşmuyordu betimlemesi dk.da 30 cümle kurmuyordu baz alınarak kullanılmıştır)
Süt'e bile burun kıvırıyordu koca gün ancak 1 bardak içti?(Normal miktarı yazmıyorum,normalde,süt danası diye severiz kendisini?)
Nihayetinde baktık gördük,çok şükür iyi...Ma aile gittik Gökçe'mizin nişanına:))Gençler birbirini sevmiş,sevdalanmış...Bize de bu aşka şahit olup,alkışlamak kalmış,rabbim tamamına erdirsin inşallah...

Pazar gününü ise 'pazarlıksız' geçirdik..Evde hiiiç kasmadan plan program telaşı yapmadan...Sabah Elif'imle 07:30 da kalkan bendeniz uykusuzluğumun rövanşını öğleden sonra 3,5 saatle acımasızca çıkardım:)Acımasızca diyorum ama 3,5 saat çocuklarla başbaşa kalan baba'mızın hali yine de sevgi  ve şefkat duyguları uyandırdı bende?:))

Ev'i ve ev'de vakit geçirmeyi (Bu anlamda kesinlikle ev kadını sayılabilirim!:)ve tüm aile bir arada olmayı seviyorum...Pazar günleri bu sevdamı yaşamam için biçilmiş kaftan!

Her ne kadar çok yorulsam/yorulsak,ve her tükenişimizde;neler yediriyoruz biz bu çocuklara da böylesine enerji dolular?diye deriiiin düşüncelere dalsak da?:)Tüm bunlar uyurlarken onlara duyulan /hayranlığı/sevgiyi/hasreti/şükrü gölgelemiyor:)
Şimdi;
Anılarda kalmasın,burada kalsın!..Buyurunuz fotoğraflarla ortaya karışık; PAZARLIKSIZ:)

   Krep yaptık...ve benim beyaz sardunyam:)
Yağmur sonrası....Misss gibi çim kokusu....
Pamuk prenses.....
Şimşek Mcquen ve Mater:)
Vee Uyuyan Güzel:)

Az önce tıkır,tıkır klavye seslerimi duyup,yanıma gelen bey dedi ki;Bundan sonra senin adın 'Yaz kızım' olsun!Sanırım iltifat etti?:)) Keyifli bir hafta diliyorum herkese...

12 Ocak 2011 Çarşamba

DÜŞLERİN İÇ DÖKÜŞÜ...






























Dün düşündüm...Düşümün ne kadarını gerçekleştirebildim diye?
Ne kadarı için kendimden verdim? Ya da ne kadarı hediye?

Bazen öyle anlar oluyor ki;Anı yaşayamadığımız?...Öyle anlar;Anlamlandıramadığımız?

İşte o anlardan birinde durup düşünmek istedim...
Düşünmek ve durup 'ben/biz ne başardık?'diye bakmak!

Baktım da;

Uzun zaman 'biri' olmak istedim....
Biri'nin eşi,biri'nin annesi,biri'nin arkadaşı,biri'nin dostu...
Herkesin içinde var olan,sevme,sevilme,kabul görme,aidiyet duygusu...
Bir şeyler kurmak,bir şeylere sahip olmak için önce kendine,sonra kadere inanmalı insan!
Belki şansım yaver gitti,belki kader yardım etti..
Sonuçta;Birinin eşi oldum,birilerinin annesi ve birilerinin de dostu...

Gençliğimi bilinçsizce,ölümsüzmüşüz gibi geçirdim....(Gerçi hala gencim:)
Gençtim,aşıktım,sevgiliydim,ilgiliydim ve elbetteki her konuda bilgiliydim!!?
Önce annem terk-i diyar etti...Şak!Böylece şu hayatta beni gördüğüne en çok sevinen insana elveda dedim!
Sonra çocuklarımız oldu, birdenbire ölümlü olduğumuzu ve aslında hayat hakkında o kadar da bilgimiz olmadığını farkettim/tik!?..Şak!Şak!
Çünkü;Onların geleceği,güvenliği,sağlığı vs.leri için endişelendik.Nihayetinde ebeveyndik....
Çocuk sahibi olmak,borçları ödemek,yemek pişirmek,işleri yetiştirmek,şükretmek,sevmek,ağlamak,
gülmek,onlar için herşeyin en iyisini dileyip,hayır dualarımızı eksik etmemek...
Sanırım aile kurmanın/olmanın bedeli de buydu...Ama paha biçilemez bedellerden:)

Sonu başı olmayan ama içinde imkansızı barındırmayan hayaller de kurdum...Ama basit,ama yalın,ama naif...
Çünkü;Basit yaşadıkça değer kazanırsınız...Basit oldukça da karmaşık???Bu kadar açık,bu kadar basit!
Basit şeylerle uğraşın sizde!Mesela en büyük derdiniz pilavın ayarını tutturmak,böreğin altını yakmamak olsun!
????Tamam,tamam...O kadarını ben de beceremem!Yine de en azından basit ama en değerlisinden yaşadım/yaşıyorum sevinçlerimi;Ufak ayrıntılardır,hayatın şükrü,neşesi:)

Her akşam yemek masasının üzerinden,resim defterlerini,oyuncak arabalarını,kalem kağıtlarını toplamayı...
Mutfak çekmecelerinden çıkan çorapları/çorap çekmecelerinden çıkan elbezlerini...
Kayıp rujlarımı,ojelerimi?:)
'Annnee sana çok komik bir şey söyleyeceğim' diyen kızımın;''Abuziddin kıllı bacak!?''demesiyle birlikte kendini yerlere atıp bu söze kahakalarla gülmesini ve gülümsetmesini...
Saç traşı olduğu gün kendisini aynaların karşısından alamayıp?'Yüzüm gözüm açıldı, çok yakışıklı oldum' diye dolaşan oğlumun insan!?:)sevgisini...
Sessizliğin içindeki gürültü patırtıyı...Yani;Kaosun içerisindeki düzeni sevdim,çok sevdim:))

Bizi nelerin beklediğini bilmediğim gibi...Bilmediklerimden beklentilerimi de yüksek tuttum bazen...
Gönül koydum bazısına,bazısına küstüm,bazısına öfkelendim,bazısına sustum...
Demlendim...Yaş ilerledikçe,yaşadıkça,gördükçe,tanıdıkca,bildikce...
İstemesekte demlendiriyor bizi hayat! Neyse ki dem aldıkça kararmak yerine;içiniz de açılıyor,renginiz de!:)
Ne yapalım buna da şükür dedim...Eğrideki doğruyu buldum.

Şikayet etmemeyi öğrendim sonra. Eleştirmemeyi.
Hayatın genelinden bahsetmiyorum ama en azından ikili ilişkileri.
Malum hepimiz kusursuz olamıyor..Kusursuzu bulamıyoruz.
Ve ne kadar karıştırsakta çorbanın altını tutturabiliyoruz bazen...

Dokunmanın sihrini keşfettim....
Sabahları yanağa kondurulan ufacık bir buse'nin bütün güne olan bakış açımızı değiştirebildiğini öğrendim.
İyi geceler öpücüğünün,elini omzuna koymanın,usulca başını okşamanın...
Ve şehvetinden sual olunmayan şefkat dolu sarılışların gücünü...

Sanırım bu farkındalıklar gerçekleştirdi düşlerimi...Düşünmek/düşlemek başarının yarısıydı malum:)

Ve belki de bu yüzden uzun zamandır hiç olmadığım kadar iyi hissediyorum kendimi...
 Belki olanlarla olduğu kadar yaşamayı,yalnızlığın anlamını ve uzun zamandır una bulanmış bir halde bekleyen son eleği de duvara asmayı başarabilmiş olduğum içindir.

Şimdi düşündüm de sanırım artık tek düşüm;
Çocuklarımla büyümek...
Eşimle birlikte yaşlanıp göbeklenmek
Ve gülmekten kırışmış gözlerimizle bakmak birbirimize:)
Ben formulü biliyorum size de hatırlatayım;
Tek gereken sadece birazcık daha sevgi...
Hepimiz için!

(Ha tabi birilerinin beni okuması da var:))

23 Kasım 2010 Salı

MUTLU BİR AİLE ERKEN CENNETTİR...

Aslında başkaca şeylerden bahsedecektim,başka,bambaşka.
Sonra farkettim ki;anlatacaklarım-anlatmak istediklerim bu ve buna benzer şeyler...
İzlerken ağlattı beni...Ağlatırken de hatırlattı...
Bence sen de izle blogcum.


Hepimizin bildiğini yeniden tekrarlamak zamanı şimdi;
'MUTLU BİR AİLE ERKEN CENNETTİR' (Bernard Shaw)

*Uzun,uzun anlatılmayı,not alınmayı,paylaşılmayı hakeden bir bayram tatili yaptık biz bu sene blogcum.Gerçekleşen hayallerimden,şükürlerimden birisi daha yazacağım sana:)
Yol yorgunluğumuzu atar atmaz,yakında çok yakında?:)))

13 Temmuz 2010 Salı

KİMSEYİ ENTERESE ETMEYECEK MEVZULAR....

1-Hasar tespit çalışması yapmıştım geçenlerde,içimde eeeen derinlerde...
Ömür törpülerimi törpülemişim çokca,törpüleyemediklerimi de kendi haline bırakmışım...
Hiç kimse duymasa da bir duyan var nasılsa?İnanmışım buna çok inanmışım ve şükür yanılmamışım...
Elemişim,elenmişim de belki? Belki yanlış, belki doğru...ArtIk cok da önemli değil ya!...
Yaşadığım buruk tecrübelerle,kırık,çekingen,mesafeli bir yetişkinim şimdi...'Yetişkin'im?Yetti !Bitti!!
Her şey için geç! Çok geç artık! Lütfen geçiniz bunları....

2-Geçen gün dedi ki bana sevgili; Yapma!Bırak bu kadar uğraşmayı,oluruna bırak biraz da,üzme kendini...Bu senin işin değil ki...Bilirler,bulurlar elbet onlar bir yolunu merak etme...Koca,koca adamlar,küçük,küçük şeylere takılmazlar...
Koca, koca adamlar???? Gerçekten de öyleler mi acaba? Oysa o koca adamlar,çocukça laflar edip,üstelik
elçiye de zeval edip,kocaman, kocaman kırıyorlar ama kalbimi...Biliyorum farkında olmadan yapıyorlar bunu;Çünkü egolarının peşindeler,harcıyorlar dünü,bugünü...
Yani;Erkekler arasında bir yalnız dişiyim...Giden gitti ama geride ben kaldım ve 'görevi?' devraldım...
Nasıl oldu ben de anlamadım? Tek bildiğim; Birinin kaybettiği,eşi!!?? birinin annesiyim!!??:((
Oysa ben sadece sevdiğim adamın eşi ve çocuklarımın annesi olmak isteyen bir garip faniyim...

Yoruldum!!!! Arada olmaktan ve herkes için en iyisini,en doğrusunu yapmaya çalışmaktan...
Doğru olan da neyse? Sanki bilirmişim gibi?
Sıkıldım!!! Çok sıkıldım iyi olmaktan!!!
İçimde hiç kötülük yok ve bu kötü bir şey bilmekteyim...
Yani her ne yaşıyorsam, kendi kafamdan çekmekteyim!:((

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Sessizce olsun dönüşüm blog...Muhteşem olması şart değil!
Döndüm... Nedense heyecan yaptım?Ara verince böyle mi oluyor? Bir acemilik,bir bilmezlik? İlk gün heyecanı gibi?
İlk tanışmanın,ilk karılaşmanın o dayanılmaz hafifliği:)))

Tanışma;

Merhaba ben Banu; Halen evli,mutlu ve çocuklu:))
3 gün önce bir yaş daha almış(ama almamış gibi yapmış)hayata,insana,yaşamaya kafayı takmış...
Bazen olgun,olmuşş,görmüşş, geçirmişş...Çözdüm insanları diye pek bir bilmiş??
Bazen de; 'Selam dünyalı biz dostuz'????.........saflığıyla gitmiş gelmiş,gitmiş gelmiş:))

Çoğunluk yazar...Bazen -dediklerine göre- iyi yazar, bazen de hiç çekinmez bir güzel saçmalar...
Bazen içlenir,bilir kendini içlenince daha bir dillenir...Kızar,itiraz eder,sinirlenir...
Yani bir şekilde tepki verir...Çökmez,çömelmez!!!!Çökeeerrtmeden çıktım da......!!!!???

Bazende sevinir,sevincini paylaşır...Sevdiklerini sevindirir...
Böler bölüştürür duygularını bulaştırır etrafa...Gülümser,gülümsetir...Ağlar,ağlatır...
Kendi güler,kendi ağlar,kendi anlar....Belki de kendi yazar,kendi okur, kendi konuşur,kendi dinler....
Çok,çok mutluysa yazmaz ama hatta konuşmaz? Kötü bu huyu bilir ama vazgeçemez,şahit aramaz....
Kendine saklar,cebe atar,örter üstünü,kitler kapısını,anahtarıda suya...Ohhhh!:)
Eşe,dosta bol,bol selam eder...Hiç olmadı kapar dükkanı çeker gider....

Sonra yeniden döner:)))))))))))))))))))))))))))))))

Kaynaşma;

Uzun oldu ne zor oldu ayrılık..Özledim..Hem de çok! Malum devir iletişim devri...Pc den olmasa da fırsat bulduğum anlarda cepten takip ettim yine sevdiklerimi,sizi...O minicik ekrandan okudum,okudum ama yorum yazmadım(itiraf ediyorum telefondan çok zor geldi) sessizce gezdim çoğunluk sizin mekanlarda...Sessizce güldüm,sessizçe hüzünlendim bazen...
Misal;Ustalardan kafayı sıyırdığım bir gün Handan'cığımın 'Kiraz çekirdeği ağacı' postunu okudum ve çok güldüm kendi kendime:)Ya da Aysema hocamın yazılarına hüzünlendim bazen,memleketin haline içlendim...
Ve hepiniz....Tek tek yazamasamda...Siz!Hepiniz! bana her zaman olduğu gibi öyle iyi geldiniz ki....
Varlığınız,sesiniz,yazılarınız yetti...İşten güçten motivasyonumu kaybettiğim,tükendiğimi sandığım nice anda siz güzel yüreklerden gelen yorumlarla sevindim,dirildim:))Hele bir de,mailler,telefonlar varki;genel olarak;'Ne zaman döneceksin canım?Özlendin' kelimelerini içeren...Mest oldum,eridim,bittim...Bu kadar çok sevenim olduğunu bilmiyordum?Yoksa biliyor muydum?:))Sonuç;sevelim sevilelim...Ben hepinizi çooooook seviyorum:)))))

Giriş;

Anlatacağım...Dinlerseniz...
Kalabalık,eş dost,aile,akraba,arkadaş...
Telaşe,karışıklık,yardım,iş,güç ve elbette yorgunluk ama en tatlısından...
Sonra bol,bol koşturmaca-gerçek anlamda-yani bahçede çimler üzerinde kovalamaca zuzularla,arada voleybol,frezbee ve istop;
Top havada...Kim? kim? kim?;Babaaa!:)

Kuş sesleri dinliyorum bol bol...çocuklarımın cıvıltısına eşlik ediyorlar neşeyle...
Akşamları fona Sertab'ı koyup usulca açıyoruz sesini 'Bir yaz gecesi otururken bahçede,ateş böceklerini seyre daldım...Hanımeli kokusu, karışmış yasemine ateş böceklerini seyre daldım bu gece''(İşte tamda öyle:)
Şükür'ün alası kalbimde,dilimde...

Kiraz ağacımızdan bu sene tam 19 adet meyva aldık,yani eni topu bir tabak ve hepsi Elif'imin midesinde:)Oğlum elmayı bekliyor ki o ufacık ağacın incecik dallarında tam 14 adet kırmızı mucize gün be gün büyümekte...Ve Nar çiçeklerimiz bol, bol...

Gelişme;

Şimdi gelelim esas konuya;
Taşındım...Kolay oldu...En azından yerleşme faslı...Çoğu eşyamız(büyük parçalar)önceden gelip yerleştiği için sadece dolap içi kolilerini yerleştirmek kaldı bize...Taşınma günü tam bir şenlikti,yardıma gelen arkadaşlarım,
can dostum Melis'im,Aile büyüklerimiz,İki dedeler,babaannemiz,Ayşe yengemiz,Turgay amcamız ve Abimler...Hepsinin elinde nefis,nefis, yemekler,sağolsunlar varolsunlar:))Sofralar kuruldu,kaldırıldı,kalabalıktık,kalabalıklardı:))
Biz taşınırken bir çok mobilyamızı değiştirdik bu sefer...Büyük,büyük masalar almıştık,kalabalık sofralarımız için...Kalabalık sofralarda ailemizle dostlarımızla masa başında geçecek keyifli saatlerin devamı duasıyla...
Artık nasıl bir içten dua ettiysem?:P-ki çok şükür diyorum hep-gelen gidenimiz hiç eksik olmadı:)
Bir gün öncesinde -temizlik günü- ilk açılışı Ayşe'lerle yaptık...Taşınma günü 'Maaaaaaaaaa' aile:)
Ondan sonra 4 gün boyunca abimler:)Onlar misafir sayılmazlar ya,abimin sevgili eşinin ufak bir sağlık problemi vardı bizi bir müddet hüzünlendirip sonra da daha beteri de olabilirdi diye şüküre sevkeden...Düşünüyorum da, 'her şerde bir hayır vardır'a daha çok inanıyorum...Çok daha kötü şeyler olabilirdi...Bakalım göreceğiz mevlam ne eyler?Ne eylerse güzel eyler inanıyorum ben buna...Onlar iyi olsunlarda gerisi boş,gerisi hikaye...

Kapı karşı komşumla tanıştım...Dünya tatlısı bir genç kadın.Taşınmamızın 3.günü elinde çayı ve nefis tatlarıyla önce kapımı,sonra da kalbimi çaldı:)19 haziran geceside yaza merhaba partisi vardı sitede.Şimdilik ilk izlenimim iyi,hatta çok iyi:))

Zuzularımın yıl sonu gösterileri,gurur,şükür,gurur,şükür,bol,bol sevinç gözyaşları...O nasıl bir duygudur ki tarifi yoktur?:)Şimdiler de havuza gidiyorlar...Memnunuz,memnunlar...

A tabii bir de ben hep diyordum ki taşınmadan önce;'çocuklar okuldayken rahat rahat yerleştiririm evimi'??
Şimdi ki evimiz okullarına daha yakın,haliyle daha geç gidip,daha erken geliyorlar?Süperiz süper!:)
'Kuuuul kurar kader gülermişşşşşş:P:))'

Sonuç;

Bu aralar;Huzurlu....
Ailesi,eşi ve zuzularıyla olmaktan ve onlarla birlikte her gün yeni bir maceraya uyanmaktan çok mutlu:)))
Ama; Evi yuva yapan dişi kuş olmaktan bunalmış!!!!!
Kaçmak,gitmek,yollara düşmek hayalleriyle;Delice,deniz,kum,güneş yani tatil isteyen ...
Ayrıyeten 'Krep' ustası olmuş!??:))
Ve;
Dizi Max'te izlediği kriminal diziler de geçen internet sapıklarının işlediği cinayet senaryolarıyla hafiften tırsmış...
O yüzden yine yeni yeniden sanal alemlere fotoğraf koymanın eksilerini,artılarını,
düşünen,düşünen,düşünen...
Ama bir o kadar da kararsız, kararsız,kararsız bir haldeyim?....

İşte ben geldim...Hep böyleydim,böyleyim...
Beklerim:))))

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Çok keyifli geçen anneler günü yemeğimizde çooook şarkı söylememden mi?
Hazır bulunca gömüldüğüm buz gibi karpuz dilimlerinden mi?
Her gidişimde orasını burasını temizlemeye çalıştığım yeni evimizden yuttuğum tozdan,dumandan mı?
Ya da hepsi mi sebep bilmem ama hastaydım ve kötüydüm....Şükür geçti....Şimdi daha iyiyim blog..
Geçmiş olsun dilekleriniz için hepinize çok teşekkür ederim dostlar,iyi ki varsınız,sözleriniz ilaç gibiydi...

***
Pazar günü zuzuların okulunda aileler günü var demiştim ya...Bayıldım,bayıldık...
Şarkılar söyledi bizim kuzular,danslar etti...

Hele anneler günü için söyledikleri şarkı?
Aaah ah!Yok böyle bir sevgi!
Çok şükür rabbim çok şükür ki; yaşattın bana bu sevgiyi!....
Hele o puket?Hele o Puket?:))))

Günaydın anneciğim gününüz kutlu olsun...
Ne kadar da sevinçliyim ömrünüz mutlu olsun...
Size bir Puket (buket:)'im var...Kalbimden koptu bunlar...
Hakkınız ödenmez hiç,verilse dünyalar...

Bir ara anneler de katıldı dans gösterisine,herkes çocuğunun yanında,çocuklarda annelerinin etrafında dönüp kendi elleriyle yaptıkları çiçekleri koklatıyorlar vs.ilginç bir kareografi?
Neyse tabi bende iki çocuk,bir sağımdan biri solumdan dönmeye başladılar ortada karşılaştılar ve haliyle iki inatçı keçi yol kavgası yapıp kapıştılar...Üzüldüler...

Beni paylaşamıyorlar bir türlü....Gün geçtikçe daha da artıyor bu belirtiler...
O gün ilk defa '''Keşke benim bir ikizim olmasaydı,sadece ben olsaydım!'''diye ağladı kızım...İçim eridi:(
Oysa o kadar çok dikkat ediyoruz,ediyorum ki her konuda eşit davranmaya...
Sevgide,söylemde,oyunda,harekette ve hatta uyurlarken bile...Birisinin başını 3 kere okşasak öbürü iki de kalmıyor asla...
Ama yeterli olmuyor demek ki? Çocuk onlar ve hep daha fazlasını istiyorlar...
İkiye bölünük halim yetmiyor,gidip parça et yaptırmalıyım kendimi...

***
Bugün 19 Mayıs Gençlik Ve Spor Bayramı...Kutlu olsun...Özlemi gün geçtikçe daha da artan Atamıza da selam olsun...

***
Malum bayram zuzular bugün evde...Babam akşamdan geldi,bizde kaldı...Birazdan da (inşallah) kapım çalacak ve ne zamandır yolu gözlenenler de bizimle birlikte olacak;abimler geliyor:)
Önce keyifli bir kahvaltı,sonra hep birlikte yeni evimize gideceğiz durum kontrolüne:P,sonra artık gün ne getirirse...

***
Ve şafak 4:))

Güzel bir sabah,güzel bir gün olsun ve güzellikler getirsin hepimize blogcum...

7 Mayıs 2010 Cuma

Bugün üzgünüm...Ya da kırgınım diyelim biz ona...
Belli bir sebebi de yok aslında? Yada var da yer bulamıyor kendine bu iş güç arasında?
Geçer elbet...Hatta şu yazının sonuna kadar bile dayanmaz?
Ve hatta yazmaya başlarken,kelimeler aklımdan geçerken,duygularımı yazarken ve yazarken temizlenirken hatta...

Sabah sakin uyandım...Sakindim yani... Sanırım?
Hep aynı tatlı telaşe..Uyanın uyanın ey ev ahaliii...

Elif'im...Çıtır kızım,çitlembiğim,sabah şekerim,uykusuzum?...
Onunla pek bir problemimiz yok,en azından bu konuda:)
Kızlar çok daha uyumlu ve söz dinler bir tabiatta oluyor ama erkekler?
Erkekler doğuştan: hem isyankar, hem yaramaz, hem inatçı, hem rahat, hem gamsız, hem vs.vs.vs:)
Birisine;Kızım dur hemen atlama!..Birisine hadi oğlum kalk artık,kıpırdansana vs. şeklinde uğraşıyoruz!
Ama...Çok şükür diyorum yine de çok şükür!

Sonra;Eskilere takılıyorum bazen...Alakasız ayrıntılarda yer buluyor kendine yürek yaralarım...
Düşünüyorum...Düşünüyorum...Düşünüyorum...Soruyorum; Eskide kalanlar hiç eskimez mi?

Bir de yorgunluk ile bezginlik arası gidip geliyorum...İş,güç bitmiyor...Ama beni bitiriyor...
Sonunun güzel olacağını bilsem de bazen sabrım tükeniyor!
Tabi birde kendi kafamdan çektiklerim var? 'Rahat'olaMamaktan muzdaripim?
Herşeye atlayan, ben yaparım, üstesinden gelirim diyen bu bünye;Didiniyor,uğraşıyor ve en sonunda?................................................................................
Bu yüzden dün mola verdim,mola mı dostlarımla keyifli bir bahçede çeşnilendirdim...
Şimdi çok şükür daha iyiyim...

Ha bir de hepsinin üzerine abimler gelemiyor:(
Bu durum da üzdü beni çünkü çok özledim...O da çok üzüldü sözlerinden bildim...
Kısmet? İş rastlığı olsun,huzur olsun, tek dert bu olsun, ben beklerim........

Yani bu anneler günün de yalnızım...Yalnızlığımı paylaştığım babam,eşim ve çocuklarım...

Hani ''var gibi görünenler aslında yoktur da, yok gibi görünenler aslında vardır'' ya...
Yok olsada hep var olanımın yanındayım...
Yine güçlüyü oynayıp,yine yaşımı içime akıtıp,elimde bir buket çiçek,dilimde dua anneme gideceğim...
Sonra.....
Sonra hayat devam edecek...........
..................................................................................................................................



Ve bir hoşluk:)

Kaç gündür yazacağım yazamadım...

Bizim gurubun yani Bursalı Anneler'in Zafer Plaza'da 03-11 Mayıs tarihleri arasında Anne-Çocuk Fotoğraf sergimiz ve 07 Mayıs saat 18.30'da da defilemiz var..Yolunuz düşerse bekleriz efendim:)

Bol  'dinlenmeli'  bir hafta sonu yaşayalım inşallah!:))

3 Mayıs 2010 Pazartesi

BEN HALLERİ...

Bu aralar ben;

'İşçi'yim:Ev kadını formundan çıkıp,koli sorunsallarımı aşıp,evin paketleme kısmında mesaideyim...

'Yorgunum ama becerikliyim': Bugün de salonu bitirmek üzereyim, birazdan ''çok güzel hareketler bunlar,bir daha,bir daha,başlıyor şimdi mutfaktaaaa'' diyerek mutfağı dökeceğim?

'Sabırlıyım':??? .........................

Hala 'kitap kurdu'yum: Onca işin arasında inatla okuyorum...
Şu sıra elimdekiler;Elif şafak/Med-cezir ve -tüm söylenilenlere rağmen-,İclal Aydın/Kağıt Kesikleri...
İclal? Tanımlayamadığım bir şekilde bağlıyım ona? Duvarı nem,insanı gam günlerimin sessiz tanığı...İyi geliyor,hislerime tercüman oluyor çoğu zaman...Sessiz ve derinden,incitmeden,incinmeden hem de...

'Üzgün'üm: Bir sürü okunası yazı,bir sürü paylaşılası hayat var iken,bu aralar hiç bir blog dostuma ses veremiyorum...Vakit olsa bütün yorumlar sizin arkadaşlar,döneceğim,lütfen beni bir süre daha idare edin...

'Mutlu'yum:Geri sayım başladı şafak 15 :)

'Dost'um: İkiz annelerimle 'iyi ki ikiziz' 2.buluşmasında coştum...

'Hayırlı Gelin'im: Bağ,bahçe,brunch keyfi...

'Eş'im: Eşim benzerim yok...

'Anne'yim: Bir bakışa bir gülüşe kurban...

'Ve güzel olduğum kadar'..............

:))

28 Nisan 2010 Çarşamba

UZUN,UZUN YOLLARI AŞTIM GELDİM (dikkat bol foto içerir:)

Uzaktan geldim yorgunum hancı...
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş???
Döndüm...Çok gezdim e haliyle çok yoruldum...Dinlendim ve ancak geldim:)
Şimdi yediğimiz içtiğimiz bizim olsun gördüklerimizi anlatalım...

Döndüm...Ama kalbim orada kaldı...Çok değişmiş çok,çok büyümüş görmeyeli?
Baştan biraz acemilik çeksem de sonrasında alıştım...Eski mahallemizi,evimizi,okulumu gördüm,sokakların da dolandım,çarşıların da,hayal gibi,rüya gibi...Her köşesinde anılarım,anılarımın içinde kayıplarım...Gözlerimin ucunda yaşlarım:(
Yıllar,yıllar önce (şimdikinden daha genç iken:p)bekar,çocuksuz ve sahip olacaklarım,yaşayacaklarım hakkında hiç bir fikrim yok iken dolaştığım nice mekanda,bu sefer evli ve iki çocuklu genç bir kadın olarak gezmek çok ilginç,tarifi zor,içinde hem neşe,hem hüzün, hem gurur, hem de bol şükür barındıran garip bir duyguydu...
Ama hepsine değdi!..
Anıtkabir'e,Kuğulu'ya,Tunalıya,Kale'ye,Beypazarına gittik...Ankara sokakların da gezdik,hatta bir ara kaybolduk:P
Dönüş yolunda bir de Eskişehir yaptık,Çi böreğini tattık,porsuk çayına baktık:)
Şimdi,aslında hepsi uzun,uzun anlatılmayı,yazılmayı hakediyor ama fotoğrafların da desteği ve gidiş sırası ile işte Ankara ve ben ve kuzular ve kuğulu ve kale ve beypazarı ve vs.vs.vs.:))
                                                                                                 Yıllar sonra...Kuğulu park'ta:)
                                                                                                            Çocuklar...
                                                                          ******
                                                                                        Ankara Kalesi surların da Bursaspor bayrağı:))
Kale'de Rahmi Koç müzesinde; sevgili blog dostlarımızdan Leylak Dalı'nın da tavsiye ettiği(tşk.ler) ve bayıldığımız, Henry Kupjack'ın Minyatür Odalar sergisi...Ne emek?Ne sabır? Fotoğraf çektim ama BURAYI tıklarsanız hem daha güzel fotolara hem de açıklamalarına ulaşabilirsiniz...
Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihindeki Cumhuriyet Bayramı için hazırlatmış olduğu İlk bayraklardan birisi imiş bu bayrak...Rahmi Koç müzesinde dikkatimizi çekenlerden birisi oldu haliyle...       
                                                                         ******
                                                                                                          Beypazarı
Beypazarı...Biz çok sevdik:) Tarihi konakları,taş baskı kumaşları ve gümüşleri meşhur...Sadece Gümüş dükkanlarının bulunduğu bir pasaj var ve insan hangi birisine bakacağını şaşırıyor(tam bizim için:)
Ucuz diyorlar ama çok ucuz gelmedi bana yine de...Neden gümüşü meşhur?Gümüş mü çıkıyor buralar da dedik?Hayır dediler meğer gümüş işciliği fazlaymış,'el alan' yani?Öyle olunca da en azından işciliğine fazla fiyat biçmiyorlarmış vs.Bir de seksen katlı ev baklavaları var,bir de güveçleri,bir de sarmaları var:)
                      
Meşhur Beypazarı kurusu...Bir nevi galeta gibi ama tereyağlı yapıyorlar...Kıtır,kıtır hatta katur,kutur:) zor yeniyor ama lezzetli bir tat...Beypazarının bir sokağı...Ve Beypazarı içerisinde ki Yaşayan Müze'de çocuklar Ebru sanatının inceliklerini öğrenirler iken...Müze çok başarılı...Zaten bilindik müzeler gibi değil eski bir beypazarı konağı... Bağışlamış sahipleri,geleneksel sanat ve değerleri korumak içinde her hafta değişik  etkinlikler yapılıyormuş...Bizim gittiğimiz gün ebru sanatı günü idi...Bir oda da Hacivat ve Karagöz var,bir oda da masalcı teyze,daha doğrusu Masal Ebesi...Tam 65 masal biliyormuş ninesinden kalma eski masallar...Ne yazık ki dinleyemedik masallarını bir kaç bilmece sorup şeker verdi çocuklara mutlu oldu bizim kuzularda:)

Bir de konağa çıkan merdivenlerin sağ tarafında olduğu yerde dönen bir tarafı açık iki katlı bir dolap dikkatimizi çekti...Bu döner dolabın kapağı, ihtiyaç sahipleri tarafından çalınır ve içerisine konulan boş yemek kabı diğer tarafa dolu olarak dönermiş...Böylece ne yemeği alan ne de veren birbirini görmez hiç kimse de rencide olmazmış...Şimdiyi düşününce bir de???Hey gidi heeyyy,heyyy:(
                                                     Aşağıda Karagöz ve Hacivat oynatan zuzular:)
                  
                                                                              ******
                                                                       Ve Anıtkabir...Ve Atam...Ve Minnet...Ve Şükran...
Düşündüğümüz gibi tam 23 Nisan'da gidemedik Atamıza ne yazık ki:(
3 ve 5 yaşlarındaki dört çocukla sadece Anıtkabire girmek için kuyrukta beklemeniz 2 saat sürer dediler işi bilenler... Öyle olunca biz de pazar sabahı gittik Ata'mıza...Sabah 9:00 da giriş yaptık sakindir rahat gezeriz düşüncesiyle ama oldukça kalabalıktı...Açıkcası buna çok sevindik...
Ne güzel! Hiç eksilmesin 'farkında olanlar' inşallah hiç!

Anıtkabir...Atam...Hep aynı...Heybetli,mağrur,güven veren,ulu,yüce ve hala tek adam!...
Yine tüylerim diken diken oldu,yine yüreğim pır pır,yine gözümde yaş,
yine içimde sonsuz bir özlemle büyüyen bir sızı:(
Yine gezdim sindire,sindire...Kişiliğine,tarzına imrene imrene...

Yeni eklemeler yapmışlar; Atatürk ve Kurtuluş savaşı Müzesi...Çanakkale savaşı'nın panaroması var...Çok etkileyeci...Top,tüfek sesleri ve Allah Allah nidaları arasında geziyor ve gördükleriniz karşısında içiniz yanıyor ve düşünüyorsunuz;Ah bu vatan ne kadar zor şartlar altında ne savaşlarla kazanıldı...Her bir karış toprağı için ne canlar yitti,ne kanlar aktı?Şimdi?Ne kolay satılıyor!?:(
(Sanal panaroma için lütfen BURAYA tık)

En çok kütüphanesini severim ben Atamın...En çok okuduğu kitapların bulunduğu odayı...O kitaplarda altını çizdiği satırları ve yanına aldığı kısa notları incelerim dikkatle...Yine öyle yaptım,yaptık...Ah ne çok isterdim o kitapların diğer sayfalarını da görmeyi,aldığı notları okumayı...Hatırı sayılır bir kitap arşivi var Atamın 3123 adet ve hepsi de okunmuş..Okuduğu kitaplar da Fransızca,İngilizce,Arapça vs.Onlar benim dikkatimi çekenler...Belki başka dillerde de var? Yani pek çok dil biliyormuş haliyle...Yine hayran kaldım...Cızz etti içim yine...Şimdinin One minute's!?diye konuşanlarını düşününce bir de:(
(Atatürk Özel kitaplığının sanal gezintisi için lütfen BURAYA tık)
Heyecan ve merakla gitti lahitin önüne zuzularım...Elif'im uzakta durdu neden bilmem?Eren'im arkasına illaki beni de alarak açtı o minik ellerini Ata'sı için...'Ne diyeceğimi unuttum ben' derken sesinin titrediğini farkettim heyecandan...Sonra ben söyledim o tekrar etti:)

Askerlerin nöbet değişimlerine denk geldik bir ara..Onları izlerken Vatan Millet Sakarya oldum yine...
Gurur duydum ordumuzla askerimizle...Üzülüyordum ne hallere geldi,getirildi,yıpratıldı diye...
O sahneleri görünce vazgeçtim,güven duydum yeniden(güven duygumu kaybettiğimi bilmeden?)
Yok olmaz dedim,yok...Askerime,orduma haliyle vatanıma bir şey olmaz!İzin vermeyiz,vermezler!
Sevgili Aysema hocamın bir önceki yazıma yaptığı yorumda dediği gibi 'Kesinlikle'yi ekledim şıklarıma...
Gururla, güvenle,umutla...İçim,içimiz umut dolu ayrıldım,ayrıldık sonra oradan...
Adı bile yetti yine Atamın:))

12 Nisan 2010 Pazartesi

BAŞLIĞI BOL YAZI...

Ders:
Neden yazıldığını anlamlandıramadığım cümleler var,hor görmeyip,hoş görüp,görmezden gelmeye çalıştığım...
Çünkü;yaşadıklarımdan aldığım bir ders var; Herkesin seviyesine hürmet etmek lazım...

Mutluluk:
Ahmet Hamdi Tanpınar der ki:
“İnsan ruhunun en az sabır gösterdiği şey mutluluktur. Şöyle bir düşünelim; acıyı uzun süre taşırız omuzlarımızda, nefreti, kini yıllarca saklarız zihnimizin keseciklerinde, sabrederiz yoksulluğa, yolsuzluğa amansız saldırılara, suratımızı asıp otururuz saatlerce duyguları yaşarız yıllarca ama ya mutluluk?.. Ona sabrımız yoktur, gelir geçer ömür misali bir an, ansızın.”
Çok doğru...Öyle doğru ki;
O yüzden öyle her şeye,her söze takılmayacaksın!Dünü dün de bırakıp,anı yaşayacaksın!
Çünkü;Mutluluk emek ister,mutluluk sahiplenilmek ister...Kıymetini bilmek,doğru parçaları birleştirmek,
hissettirdiği o yürek çırpınışlarının o uçma duygusunun hakkını vermek ister...
Bir de o lezzetli anların dibini sonuna kadar sıyırmak ister:)))

Mutluluğun resmi: 
Bu kadar laf kalabalığından sonra;gelelim mutlu anların özetine;
Benim cırcır oğlum cuma günü de gidemedi okula...Böylece sabah kahvaltısını babaannesi ile birlikte yaptı,sonrasında da koca gün bizimle birlikte gezdi kuzu.Yani;hem hastaydı,hem mutlu:)Misafirler ağırlandı keyifle,muhabbetler edildi bolca...Önce vatanı kurtardık bol bol,sonra hacılık anıları tekrarlandı...
Aşkım bana demişti ki geçen gün;''Böyle bir araya gelince hacılık anılarından bahsetmeleri öyle hoşuma gidiyor ki;Ortak bir geçmişleri oldu,paylaşımları,kader arkadaşlıkları,bakıyorum o hallerine mutlu oluyorum,gurur duyuyorum inceden...:)''(ben de seninle koca adam,ben de seninle...)

Aile:
Cumartesi gündüz ailecek kültür park'a gittik...O kadar uzun zaman olmuştu ki gitmeyeli...Yürüyüş yolları,çay bahçeleri vs.oldukça güzelleşmiş ve yine her yer lale bahçesi rengarenk...Lunapark'a götürdük kuzuları ilk kez...İlk kez gördüler bu kadar büyük dönme dolabı,ilk kez gördüler ranger'da ters takla atıp çığlık çığlığa bağıranları?Şaşkın gözlerle ama mutlu bakıyorlardı:)
Dönme dolaba bindik önce...Tabii ben ne kadar dua biliyorsam okudum?Zira Adana;'da yıllar önce Dönme dolabı döndüren, o büyük çarkı çeviren ortadaki dingil(midir onun adı acaba?)çımış,dolap yana doğru eğilmiş ve insanalar içinden patır patır aşağıya dökülmüştü!:( Neyse;görüldüğü üzere bu sefer bir şey olmadı da geldim buralara iyiyiz diye yazıyorum:P Sonra da sadece atlı karınca...Geri kalan oyuncaklar hem daha park yeni açıldığı için tamir aşamasında hemde het yer toz toprak altında sevmedik,ayrıldık oradan...

Komşuluk: 
Akşamına komşularımızla Darüzziyafe'de idik...O Daruzziyafe ki;bizim için her zaman gülümseme sebebidir zira;onunda şöyle bir anısı var;Aşkımın beni yemeğe götürdüğü ilk yer orası...Sıcak bir yaz günü mekanın bahçesindeyiz...Biz aşk meşk,çiçek böcek derken...İçeride Mevlid başladı???:))Hem yemeğimizi yedik,hem mevlid dinleyip amin dedik:))Hala derim; beni yemeğe götürüp mevlid dinlettin,hayırlı bir iş için yapılan başlangıçın en hası ancak böyle olabilirdi diye:)))
*Darüzziyafe;Tarihi Türk mutfak kültürünü yaşatmak ve geliştirmek amacıyla kurulmuş, 15. yüzyılda inşa edilmiş Muradiye Külliyesi'nin imaret binasında faliyette bulunmakta.Külliye, İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'in babası padişah II.Murat tarafından yaptırılmış..Yani tarihi eser konumunda,vakıflara bağlı ve haliyle her ne kadar yemekte fasıl olsa da alkollu içki yok...Onun yerine hangi etle hangi şerbetin uygun gideceğini belirleyip şerbet veriyorlar:) Biz ahududu şerbeti içtik ,güzeldi,yakıştı yemeğin yanına...
Keyifli bir akşamdı...Ben her ne kadar orada dile getirmesemde,'veda yemeği' yer gibi hissettim komşularımla,sonuçta 3 koca yıl,alışmışım,sevmişim hepsini...Umarım yeni evimizde de böyle iyi insanlar girer hayatımıza....

Dostluk:
Ayrıldık komşularımızdan e daha saatte erken,dur dedik bir keşif yapalım...FSM'de yeni açılan Hayal Kahvesine gittik...Daha sağım, solum,vs.bakınırken a bir baktık dünya tatlısı bir çift bize bakıp gülmekte?Sevgili Elçin ve eşi orada,:)Şimdi gece daha güzel:)))
Hayal Kahvesine gelince;Eski'den Migros'tu orası:)Bir garip olmuş,tavanlar basık,çoook kalabalık ve ses düzeni kötü geldi bize...Bir de REDD diye bir gurup çıktı ki sadece 1 şarkılarını biliyormuşum?Mıy mıy söylüyorlar,kelimeleri yuvarlayıp yuta yuta?Allahtan müzikleri fena değildi...Zaten bizim amacaımızda onları dinlemek değildi..Biz dostlarla muhabbet edip,bir ikide ayakta dans niyetine sallandık?Eh o da bize yetti:)

Ödev:
Pazar günü,yine ailecek vakit geçirdik,Önce brunch,sonra koru...Gün geçti...Akşamına da gece'nin 1'ine kadar 2 adet itfaiyeci şapkası yaptık koca beyle..Okuldan ödev vermişlerde çocuklara?(Çocuklar yaptı canım,tabi tabi:P) Birlikte başladık ama daha yarısında uyudu bizim kuzular:)Olsun,zaten amaç,kaliteli vakit,birlikte birşeyler yapmak...Sonuçta;Bizde katıldık artık,çocuklarının ödevlerini-ama el işi ödevlerini- yapan anne babaların kervanına:P

Hastayım...
Yok ama öyle çok kötü değil,biraz kas,biraz baş,biraz boğaz ağrısı...Yatırmayıp süründüren cinsinden olacak sanırım bu da,zira benim yatmam için allah muhafaza serum vs.filan yemem lazım...
Kolay mı öyle;iş,güç,çoluk çocuk,koca sana bakarken -bakarken burada hastaya bakma anlamında değil,gerçekten ööööyleeee bakma anlamında kullanılmıştır-yatmak?:)
Şaka bir yana şifa dileyelim,şifa bulalım inşallah...

Hasret:
Aşkım yine düştü yollara...Ve yine Ankara:(
'Ankara ankara güzel ankara seni görmek ister her bahtı kara dırırıp dııp??'bile eylemiyor gönlümü...
Keyfim yok,onsuz geçen tek bir geceye bile sabrım yok...Yok yok işte yok...
Hani bir duvar yazısı var ya;''Beni bu saatten sonra Hüsnü bile şenlendiremez!''
diye...Öyle işte:(
(Hayırlısıyla,kazasız, belasız dön gel yine sev beni)

Hayat:
Olanca hızıyla akıyor ve getirdikleri götürdüklerinden daha çok çok şükür!Umarım güzel günler göreceğiz güneşli günler....
                                          
Haydi kaçtım,mutlu kalın:)

8 Nisan 2010 Perşembe

TAM ZAMANIN DA...

Doğum günü güzel geçti,yandaki harf kurabiyeleri zuzularımla birlikte hazırlamıştık,babamızın çok hoşuna gitti:)Benim sabırsızlar adamcağız daha kapıdan girer girmez akşam yemeği bile yemeden mumları üfletti...Ve tabi, kendi yaptıkları hediyelerini de verdiler hevesle...Öptük kutladık,üfledi,seromoni bitti dağıldık:))

Dün ev'i toplamaya başladım artık yavaş,yavaş...Havalar ısınıp güzelleştikçe, bağ,bahçe her yer yeşerince ve ben iyice coşup dellenince bir de...Dilimde'gidelim buralardan dayanamıyorum' şarkısı,habire dolapları döküp,hurçları dolduruyorum:)

Ve bu sabah itibari ile bizim evde artık bir de 'cır cır böceğimiz' var??:PBenim küçük aşkım dün akşam sabaha kadar uyutmadı bizi,bir karın ağrısı ki sormayın?:)Gurul,gurul,gurul,cııırrrr? Bu gün evde annesiyle birlikte...Mutfak çekmecemde ne kadar el bezi vs. var ise almış bana nasıl katlandıklarını öğretiyor sağolsun?:))

Yarın gündüz vede akşamına ağır misafirlerim var:) Ailemizin en bi büyükleri bize gelecek...Önce gündüz dr.işleri var k.validemin onu halledeceğiz,akşamına da bizde yemekteyiz...Yani bu da demek oluyor ki daha bir ince ev temizleyeceğim,yemeğe vs.ye daha bir özeneceğim? Şaka bir yana,aslında sağ olsun kadıncağızın(k.validemin)hiç öyle huzursuzluk verecek,tedirgin edecek halleri yoktur ama ben pimpiriğim ve yine tüm evi pir-u pak edeceğim işte ona da bir çare yoktur:P

Ve şehrimde yine yağmur var:(
Rahmettir,berekettir,iyidir diye kendimi pozitif düşünceler ile telkin etsemde...
Soğuktur,içime fenalıktır,güneşşsiz gökyüzü karanlıktır,artık bitsindir,bahar gelsindir vs. şeklindeki negatif düşünceler aklımda daha çok yer tutmaktadır:(

Güzel ülkemin gündemine hiç girmiyorum bu aralar, bilenler bilir mevcut gidişat için düşüncemi:(
Bir de zaten yazsam,hangi birisini? Al birisini vur ötekine siyesetini:(
Bu ara en çok dersane borcu yüzünden hapse giren annesini kurtaramayınca hayatına son veren o gencecik onurlu yüreğe,bir de hala bitip tükenmek bilmeyen şehitlerimize üzüldüm...Hani ne oldu açılım?Ne oldu çiçekler verip karşılamıştık dağdan inen ayıları!!!?:(((
Geçen gün bir yerde yazıyordu,araştırma yapmışlar?;Türk halkı en ses getiren olayları bile en fazla 11 gün içerisinde unutuyormuş?
Farkında olmak mı? Olmamış gibi yapmak mı?
Ya da sadece olanla yetinip,
TAM ZAMANIN DA YAŞAMAK mı?
Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....
Can YÜCEL
(Elif'e teşekkürlerimle)

25 Ocak 2010 Pazartesi

Şeyh Sadi,''İnsan nedir?''sorusunu çok kısa yanıtlamış;
'Bir kaç damla kan,bin bir endişe...'

Ne kadar da doğru...Hele babacığımın rahatsızlığı gündeme geldiğinden beri endişelerim ve sevdiklerimi kaybetme korkum depreşmişti yine, cuk oldu...
Neyse ki haberler güzel,babam iyi.Bu hafta içi yaptıracağımız bir kaç tetkik var istenen ama genel durum temiz çok şükür:)Geçmiş olsun yorumlarınıza çok teşekkürler....

Sonrasın da, k.validemlerin hacılık mevlidini yaptık...Ben hayırlı gelin olarak:P erken gittim yardıma...Bir yandan muhabbet bir yandan iş derken 5 büyük tavuğu 1 saatte didik,didik ettim pilav için:)-Yani bana uzunca bir süre tavuk eti demeyin?:(-
Mevlid güzeldi,rabbim niyetlerini kabul etsin.Uzun zamandır görmediğim nice tanıdık vardı,özlemişim...

Kar bir yağdı pir yağdı malum...Kar yüzünden pazar günü bizim gurupla yapacağımız brunch'ı ileri bir tarihe attık:(
Buzlanma yüzünden zuzular da şimdilik perşembeye kadar ev de...
Bu da demek oluyor ki;Uzun sabah uykularımız,'ikiz yatak' keyiflerimiz:),el işi faailyetlerimiz,
gülmelerimiz,bağırışlarımız ve elbetteki kavgalarımız bizi bekliyor...
Kocabey ayrı alem?Devri alem?:)Muhabbette,tatlı ufak atışmalar da, aşk da, meşk de devam.
Ve bu aralar niyeyse daha bir sevesim var kendisini?:P (Anladın sen onu:)

En son -nihayet-''Zaman Yolcusunun Karısı''nı izledik...

Konu ilginç; Zamanda isteği dışında yolculuklar yapan bir adam ve onun bu halini bildiği halde onu seven,evlenen ve her kayboluşunda bazen günler,bazen de haftalar,aylar boyunca onu bekleyen bir kadın...Üstelik adam bir genç haliyle,bir orta yaşlı haliyle dönüyor karısının yanına...Yani kadın aslında aynı adamla farklı yaşlarında birlikte oluyor.Kocasını kocasıyla aldatıyor gibi garip bir durum anlayacağınız?

Amma velakin zaman yolcusu erkek, yolculukların da bile gide gide yine? ya karısının çocukluğuna ya da genç kızlığına gidiyor?
Film de burada 'Hadi canım sizdeeeeee'dedirtiyor...
Bu yönden tam ;romantik, belki biraz saf ve belki de kendini kandırmak -ya da hadi iyi düşünmek isteyen olsun-kadınlar için yapılmış sanki... Erkek yakışıklı,zaman yolcusu ve her yolculuğunda yine karısının farklı yaşlarına gidiyor?
(Erkek dediğimizde 'Eric Bana'hani şu bandıra, bandıra:P...Tamam kabul bayat ve kötü bir espri ama yapmadan duramadım.Varın gerisini siz düşünün işte:P)
Neyse konu olarak ilginç,keyifli vakit geçirten bir film...Soğuk ve karlı bir kış gecesinde el ele izlenmesi,devamlı el ele durmaktan sıkılınca da omuz baş birleşmesi caizdir:)))

12 Ocak 2010 Salı

MERHABA GÜZEL İNSANLAR:))

'Bir kuş kanatlanır şu gönlümden...Çırpınır,çırpınır da uçamaz'....
derken ben.... Meğer bir uçası ,bir kaçası varmış gönlümün....
Kaç gün konmadı, bir soluklanmadı.....
-ki yazayım??:P

Önce; Yeni yıl'a, yeni güne, aşkıma,çocuklarıma...
Sonra; Eski, yeni tüm sevdiklerime,aileme,eşime dostuma ve tabi ki siz blog dostlarıma kocaman mutlu bir merhaba...
MERHABA GÜZEL İNSANLAR:))

Evet 2010'un ilk yazısı...Buyurun buradan bakın...

Ses veriyorum;HOOO,HOOO, HOOO!?:)))
Yeni yılı,dediğim gibi bizim ev de,dostlarla,bol gülüşlü,yemeli,içmeli,aramalı,aranmalı ve en önemlisi de 'noel baba' lı karşıladık:P
Akşam saatleri yaklaşırken,ben bir koşu önce babacığıma yılbaşı akşamına yaraşır bir kaç çeşit yemek götürdüm,sofrasını hazırladım,notumu yazdım...Evden çıkarken hem hayırlı evlat babında bir şeyler yaptığım için huzurlu,hem de yalnız geçireceği akşam için huzursuzdum?:(
Oysa çağırmış,tüm ısrarıma rağmen -siz gençsiniz,yiyin ,için eğlenin,ben gelemem,iyiyim böyle kızım-ı da duymuştum...Söylediğinde ciddi olduğunu bilsem de,her özel günde,içimde yara işte:(
Ne zaman alışacağım? Ya da alışır mıyım bilmiyorum?
Yok rabbim alıştırmasın,sevgisiz,merhametsiz koymasın kimseyi....
Eve döndüm,yemek,meze vs. son rotüşlar,bir yandan kendimi,çocukları hazırlayıp ,bir yandan da sorularını cevaplayıp,koşturmacalarını frenlemeye çalışırken söyledim gitti birden?
-Lütfen! biraz sakinlik istiyorum...Uyumlu davrananların hediyesini noel baba verecek????
Hadi bakalım verdik mi kendimizi ele?
Bundan sonrası da ne zaman gelecek? ne getirecek? leri cevaplamakla geçti...
Sonra misafirlerimiz geldi,yenildi içildi,çocuklar oyunlar oynadı,koşturdu ama Noel Baba'yı elbetteki unutmadılar?!
Hiç böyle bir sahne düşünmemiştim oysa...Kostüm filan yok,sadece geçen senelerden kalan bir başlık vardı saçlı sakallı noel baba namına....Düşündüm...Aşkımı aldım gittim yatak odasına...Çıkardım derinlerden artık kullanmadığım eski ama 'kırmızı' üstelikte 'geyikli' pijamalarımı:))) Baştan ık mık dedi ama çocukları için giydi benim aşkım da:)
Bir de göbek yaptık yastıktan...İnsan yeter ki istesin:)))

Nihayetinde Noel Baba geldi...Çocuklar önce şaşırdı,sonra tanıdı ama çok sevindiler ve sevdiler...
Ben?.. Ben; Hem noel babayı, hem de içindekini sevdim:)))

Ve tekrar ses veriyorum; 'BIIIIRRRR'...
(Eren'imin demesiyle 'soğuktan Bolayı':))

Yandaki fotodan da anlaşılacağı üzere yeni yılın ilk haftasın da dağa çıktık yani Uludağ'a...
Malum Bursa'dayız biz;Yarım saatte dağdasınız,yarım saatte deniz...

Yağacak yağmayacak,yeterli kar yokmuş vs.derken ve karlar da yuvarlanma,kardam adam yapma ve yine kar üzerinde kolları iki yana açıp,kapayıp melek yapma sözleri vermişken çocuklara ya yağmazsa?diye içten içe dertlenirken ben, sabah bir uyandım lapa, lapa kar yağmakta penceremden:)) Pazartesi sabah kar eşliğin de çıktık yola içimiz kıpır,kıpır...Yollar nasıl güzel...Her yol kıvrımın da,kıvrılıyor yürekler... Sanki bizden önce hiç kimse geçmemiş,yol,iz bilinmezmiş gibiydi ortalık...
.

Hani önce parlak beyaz bir ışık görülür de,bilinmez bir beyaza doğru giderya 'geçiş'ler?
Biz de vardık beyaz cennete,daldık sıcak çikolataya salep'e geçtik kendimizden:)
Kaydık,düştük,kalktık...Kaydık,güldük,donduk?:)
Önce eşim, sonra da çocuklar ders aldılar...Ve bizim için halen çok küçük olan narin çiçek ve böceğimiz büyük bir ustalıkla ve hiç korkmadan yüksek, yüksek tepelerden kaydılar...

........

Ben?..
Ben -şimdilik- çok bulaşmadım o kısımlara bir köşede elimde salebim,sıcak çikolatam sıcacık oturdum:)
Ne kadar giyinsem de, kışın el, ayak buzzz çünkü ben de:(
Kansızlık yok,muhtemel kılcal damar darlığından mütevellit dolaşım bozukluğu(teşhiste tamamen kendime ait?)
Yani önce 'donma' hallerimi düzeltmem gerek....Sonra kayma mevzuu:)
Aslın da ne o, ne bu....Gözünü sevdiğimin yazı,gözünü sevdiğimin güneşi...İşleyecek içine,iliğine kemiğine...Dalacaksın bunaldıkca mavi derinliklere....Temmuz doğumlu bir yaz çocuğuna yapılır mı bu?:)

Ama yine de; çok özlemişim kar'ı....

Kar da yuvarlanmayı ve o muhteşem beyazlıkta kaybolmayı...En çokta o göz kamaştıran ışığını...

Beyaza daldım,beyaza kandım,öyle bir ruh halindeydim ki; 'beyaz dizi' okuyabilir? ve beyaz yalanlara bile inanabilirdim...

Hani -tüm renkler hızla kirleniyordu da birinciliği beyaza veriyorlardı- ya işte tam öyleydim:))

Nihayetinde ayrılık vakti...Cuma günü eve dönüş...

Ama çok şükür ki yüreklerde,zihinlerde tatlı anılar eşliğinde... Hafta sonu da abimler geldi:) E daha ne olsun?:)

Yani sözün özü; 2010 bizim için keyifli başladı,umarım hepimiz için böyle devam eder...
***

Ve bir ödül...

Sevgili Toprağın güzel annesi ve sevgili Annemin eli SUNSHINE ödülü vermiş bana:)


Çok teşekkür ediyorum arkadaşlar,çok mutlu oldum:)


Bende bu güzel ödülü,sevgili blog arkadaşlarım;

Meltem'e...
Öykü'ye...
Selda'ya...
Sebla'ya...
Ceyda'ya...
Handan'a...
Semra'ya...
Özlem'e...
Nazpek'e...
İçimden Geldiği Gibi'ye...
Ve,
Elçin'e ve Elçin'e
gönderiyorum:) Ne yazık ki ödül dağıtımı 12 kişiyle sınırlandırılmış arkadaşlar...
Daha önce alanlara dikkat ederek yapmaya çalıştım seçimimi...Gönül ister ki herkese gitsin..
Ama yine de sınırları aşmak gerek bazen,siz hepinize yolladım farzedin sevgili GÜN IŞIKLARIM benim:))
Sevgiler sunuyorum hepinize:)))