BUNLARI SEVDİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BUNLARI SEVDİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2011 Cuma

YAŞAMAK GÜZEL ŞEY,ÇOK GÜZEL ŞEY DOĞRUSU!

Geçip gideeeen....Zamanlarııı....Bir yerlerde bulsaaam?
Nihayetinde sayılı gün geldi geçti.
Tabii bu arada;evde atraksiyon bol olunca ve de çocuk olunca ev de aldı başını gitti...Ne yapılan kalıyor,ne temizlik bitiyor...
Misafir,gelen,giden...Yardımcım rahatsız gelemedi,
iş başa düştü,oradan kola,koldan bacağa,bacaktan  da ayağa düştü...Ayaklarım çok ağrıdı.
Ne iş bitti,ne ev toplandı?...Ne eğlence bitti?:)
Onun yerine;
Benim omuz ağrılarım arttı,sağ bileğim incindi...
Evde mutlu çocuklu ve miss gibi kek kokulu olacağız diye yaptığımız ve büyük kısmını benim yediğim abur cubur sayesinde şu dünyada biraz daha ağırlığım oldu!?

Ev hala dağınık ama bana bir rahatlık,bir umursamazlık,bir kabullenmişlik geldi?
Ha tabi birde yüzümde sabit anlamsız bir gülümseme hali?:))
Beni tanıyanlar buna birisi/birileri sebep diyooooor?:P
Çocuklar?
Çocuklar iyi çok şükür!
Bazen Yüz boyadık...Yüz göz olduk...Yüz bulduk...Yüzsüz olduk:))
Bazen büyüdük bıyıklı sakallı adam olduk!Bazen uzattık saçları rapunzel misali güzel olduk!
Bazen çıktık bahçeye,kurduk çadırımızı,evcilik oynadık,top oynadık,güneşle güldük,güzelleştik...

Onları mı eyledim mutlu ettim? Yoksa kendimi mi bilemedim zira sanırım ben onlardan daha çok eğlendim:))
Genel olarak iyiydik ama yine de?; 2 insan evladı 5 dk. boşta kalınca;
'çok sıkıldım ben? Ne yapacağım şimdi?Ne kadar sıkıcı,kötü bir tatil geçiriyorum!Bugün hayatımın en kötü günüüüüü!''
diye çemkirir mi?!!!El insaf!:)) Memnuniyetsiz müşteri bunlar!Canlarım,kuzucuklarım benim:))
PS:Bu arada,kalan son 2 gün takvim de özenle işaretlendi ve hatta kalplerle süslendi:)))


ÇOK GÜZEL ŞEY

Yaşamak güzel şey doğrusu...

Üstelik hava da güzelse hele,

gücün
kuvvetin yerindeyse
elin ekmek tutmuşsa birde

hele tertemizse gönlün
hele kar gibiyse alnın
yani kendinden korkmuyorsan
kimseden korkmuyorsan dünyada

iyi günler bekliyorsan hele....iyi günlere inanıyorsan....üstelik hava da güzelse...Yaşamak güzel şey,Çok güzel şey doğrusu!   /  Melih Cevdet Anday

MUTLU BİR HAFTA SONU OLSUN BLOGCUM:)

19 Ocak 2011 Çarşamba

DÜNDEM...



Dün dünde kaldı,o yüzden çok bir şey yazmak istemiyorum şu an...En azından kalbimde hissettiğim çokluklara yada yokluklara bir çare buluncaya kadar...

Bulursam söylerim...Bulamazsam zaten yine yana yakıla döner durur buralarda cümlelerim...

Dün;Komşu/kahve...Dost/çay...Çocuk/koca/ev halleri...?

Bugün;Sabah TEGV deki minik canlar...

Öğleden sonra okudukça,okutan beni alıp götüren blogcanlar...Ki her bir yorum şu gönlüme nakış gibi işledi çünkü hepsi benim için plesebo etkisi...(Ve evet ben kalbimde birikenlerle şimdiki ben oluyorum belki de?)

Ve dahi kitaplar ve müzik...Ve bir puzzle ki hiç bir şey düşündürtmeyen!?

Sonuç;İYİYİM!?...Vallahi... İroni yapmıyorum, en azından şu anda bu satırları yazarken öyle hissediyorum.

Bu da böyle biline!
İnanmayan tez bu bloğu terkede!

( Hep Plasebo etkisi olacak değilya canım...Bu da Muhteşem Sülüman etkisi:)

15 Ocak 2011 Cumartesi

FALLAR DA BULURUM SENİİİ?

Oğlum hasta:( Sezonu açtık böylece,umarım verimsiz olur.
Okuldan geldiğinde iyidi ama bir kaç saat sonrasında isrifra etmeye başladı...Ateşi az,sadece ne yese,içse,anında?:(

Dudaklar konuşurken tıpkı şu fotoda olduğu gibi, büzülmüş,
masum,kırgın,üzgün....Bir de kibar, bir de kırılgan...
Üstelik o hasta haliyle...Su bile içse teşekkür ederim
anneciğim demeyi de ihmal etmiyor yine de  kuzum...

Aşk bu mu?Sevda bu mu?

Gece nöbetleştik....Elim başında,başı koynumda uyuduk...
Şimdi baba/oğul dr.dalar bizde anne/kız evde...
Ben tıkır,mıkır yazarken kızım da bana yardım ediyor kahvaltı masasını topluyor,aşağıdan mutfaktan tabak,çanak sesleri geliyor...Çocuk işçi çalıştırıyormuşum gibi içime de sinmiyor ama vallahi kendisi istedi,hem bende gidiyorum şimdi yanına...

Neyse;İyi olur,iyi oluruz inşalah!

Bu ara nişanlar,düğünler....
Bu akşam Emre Aydın konseri var ve ben nişandayım!:(
29'unda Sıla geliyor ve ben İst.da düğündeyim!:(
Hani ayarlasak bu kadar olur:(
Mutluluklar diliyorum sözüm kardeşçe!(böyle bir şarkı vardı sanki?:) 

Dün gidip altın vs.birşeyler aldık...Meğer altın ne kadar pahalılanmış da haberimiz yokmuş!
Hayatımız imitasyon olmuş nitekim!
Şimdi görünen o ki; Evimin erkekleri evde kalacak, ben, kızım ve babam yollara düşeceğiz...
Ah insan başına ne geleceğini,ne yaşayacağını bilebilse?
Aslında hayat plan yapmadan daha güzel! Sonuçta Eren'im hasta yani her halukarda konsere gidemeyecekmişiz?(Bir teselli veeer!Bir teseeeelli veer!Evet,evet biliyorum böyle de bir şarkı vardı:)

Geleceği bilmek demişken dün sevgili Ece paylaşmıştı Twıtter da çok güldüm:)
Belki meraklısı vardır diye buyurunuz;
Kahvenizi pişirin afiyetle için,kapatın sonra da fincanın fotoğrafını çekip Binnaz ablaya yollayın?

http://www.binnazabla.com/

Bak şimdi onunda şarkısı vardı: Çalıgıcı karısı binnaz,esnaf karısı binnaz...Binnnaaaaz,Binnaaazzz?
Nerden gelir aklıma ben unutmaya çalıştıkça? bööğgh:((

HADİ BEN KAÇIYORUM....MUTLU SAĞLIKLI HAFTA SONLARI...VEEE...
NEYSE HALİNİZ O ÇIKSIN FALİNİZ:))))

Ps:Alttaki post için gönderdiğiniz yorumlara çok teşekkür ederim,ayrıntılı olarak döneceğim,gecikme için özür dilerim....Sadece birazcık daha boş zaman gerek bana, sadece birazcık daha...

23 Kasım 2010 Salı

MUTLU BİR AİLE ERKEN CENNETTİR...

Aslında başkaca şeylerden bahsedecektim,başka,bambaşka.
Sonra farkettim ki;anlatacaklarım-anlatmak istediklerim bu ve buna benzer şeyler...
İzlerken ağlattı beni...Ağlatırken de hatırlattı...
Bence sen de izle blogcum.


Hepimizin bildiğini yeniden tekrarlamak zamanı şimdi;
'MUTLU BİR AİLE ERKEN CENNETTİR' (Bernard Shaw)

*Uzun,uzun anlatılmayı,not alınmayı,paylaşılmayı hakeden bir bayram tatili yaptık biz bu sene blogcum.Gerçekleşen hayallerimden,şükürlerimden birisi daha yazacağım sana:)
Yol yorgunluğumuzu atar atmaz,yakında çok yakında?:)))

14 Mayıs 2010 Cuma

BU? BU? NEDİR BU?

Bu üzmüş...

Bu çok üzmüş..

Bu sevindirmiş..

Bu kendini okutmuş...

Bu dinletmiş...

Bu hani bana dedirtmiş?

Bu da yok sana demiş!


Yandakiler ise gülmüş,eğlenmiş...Gülümsemeleri yansımış karşıdakilerine, onları da hem gülümsetip hem şükrettirmiş...

Hayattan ve hatırda kalanlardan kısa bir derleme...
Sevinçiyle,hüznüyle,şükrüyle,devam ediyor...

***
Akşama kız-kıza yemeğe gidiyoruz,babalar evde çocuk bakacak...E anneler günümüzü kutlayacağız netekim:P

Yarın; yeni,yeni,yeni????

Ve pazar; kuzuların anaokulunda 'aileler günü' kutlamalarındayız...23 nisan ve Anneler günü için hazırladıkları gösterileri var bizimkilerin:) Bir heyecan,bir heyecan ikisinde de:))

Hayırlı Cumalar,keyifli günler olsun blogcum...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

GÜNÜN GÜLÜMSETENLERİ-2 ve LİNKLERİN İÇİNDEN...

                                              Günaydın blog...Yine yoğun bir gün bizi bekliyor....
Peki o hiç bitmeyen işlere güclere kısacık birer mola verip gülümsemeye ne dersiniz?
Paylaşmasam olmazlarım var nicedir biriken...
Karikatürlerim...Linklerim...Fotoğraflarım...Videolarım...

Önce beni en çok güldüreninden başlayayım...
Malum Deniz Baykal istifa etti...
Konuyla ilgili yorum yapmayacağım ama mizahın gücüne bir kere daha hayran kaldım:))

Ve,
LİNKLER
Unutulmaz şarkılar...Türk sanat müziği,Türk halk müziğinden, yerli ve yabancı harika klasikler...

Çocuklar için oyunlar....
Ben henüz izin vermiyorum Pc başında vakit geçirmelerine ama ilgilenenler olabilir diye düşündüm...

Smpsonlar'ı sevmeyen yoktur herhalde?
Sımpsons sahnelerinin etkilendiği 40 adet film sahnesi ilgilenirseniz aşağıdaki linkte...

Kahramanımız??????
Arkanıza yaslanın. linki tıklayıp, sabırla bekleyin.
Sesi de açmayı unutmayın.

SU içmeyi unutanlardan mısınız siz de?
O zaman bu program tam size göre...İndirin,kullanın...Test ettim onayladım,işe yarıyor:)
Saat başı bir küçük pet şişe camınızı tıklatıp su içmeniz gerektiğini,su içmenin faydaları eşliğinde hatırlatıyor...

Ve,
Tek bir FOTOĞRAF...
Böyle yaratıcı!? bir ana babayla o sevimli bebek ne hale gelir acaba?
Ve,
 VİDEO'muz:)))
'Behlül ile Bihterin ilişkisini duyan kedi'
ile günü kapatıyoruz...
Ben bayıldım...Mutlaka izleyin...

 Hadi kaçtım mutlu kalın:))

20 Nisan 2010 Salı

KUTULU TRAJEDİ...

TRAJEDİ
Bütün kadınlar sonunda annelerine benzerler.Onların trajedisidir bu.
Hiç bir erkek sonunda annesine benzemez.
Bu da erkeklerin trajedisidir.
Oscar Wilde.

Evet gün geçtikçe rahmetli anneciğime benziyorum...
Ama bundan gurur duyuyorum, yukarıdaki beni gülümseten söylemin aksine...
Çok marifetli,çok becerikli,çok kadın gibi kadındı benim annem...
Ah keşke onun kadar becerikli olabilseydim...Kötü değilim,yaptığımı yediririm,diktiğimi giydiririm, tebrikleri zevkle kabul ederim ama içten içe işin pirinin kim olduğunu bildiğim için de kendimi bir türlü olmuş hissetmem hala...
Neyse;yine de ucundan kıyısından bulaşmış bir şeyler çok şükür:)

Şimdi de tıpkı onun gibi toplanıyorum...Tıpkı annem gibi...
Taşıma şirketindekilere iş bırakmamacasına hemde ondan gördüğüm gibi:)

Toplanıyorum,aman Allahım kendime inanamıyorum!
Ben ki; eşyaların hep dolaşım halinde olmasına inanmışımdır...
Ben ki; bu uğurda elimde avucumda ne varsa dağıtmışımdır...
Ben ki....
Meğer;bir ben varmış bendeee, benden içeruuu:)
Meğer;Ne çok eşyamız,ıvır zıvırımız varmış?
Meğer;Bizdeki bu eşyalarla 5 japon ailesi rahatlıkla yaşarmış:))

Çocukların odası,oyun odası,yatak odası nispeten bitti...Topladım ama tabi ki benim topladığım dolap içleri...
Zira mümkünse değmesin yatağıma, yorganıma,kıyafetime,yastığıma taşıma şirketlerindekilerin eli!
Sırada kitaplarım(mız)var...Ki onlar da en az kıyafetlerimiz kadar değerli!
Mutfağı da biraz elden geçiririm...
Geriye kalıyor bir salon...Ohoo orada da annemden kalma yadigarlarım var,antika fincanlarım,tabaklarım vs.ki onlar kokusunu izini taşır anneciğimin ah hepsinden değerli....
Ne kaldı geriye?
Olsun kırılmasın hiç bir 'anı'm...

O yüzden kaç günlerdir dilimde aynı kelime,aynı cümle var madde bağımlıları gibi;
Kutu,kutu,kutu bulun banaaaa....Kutuuuu,kutu,kutu veriiiiiiin:))

16 Nisan 2010 Cuma

UYANIN...UYANIN!:)

Uyanın,uyanın... Ben horlamıyorum:))))

Bu sabah,kendime -ayna harici de- bakma kararı aldım...
Yani sağlık diyorum sağlık!

Sağlığımla çok ilgiliyimdir?
Her sabah tv'de doktorum'u izleyip;
'hımmm, tabi yaa, cık cık' şeklinde anlatılan konulara eşlik ederim çok güzel?!

Ama icraat yok!.. Tu bu sabah kadar?

Sabah kalktım;şöyle bir işaret parmağı büyüklüğünde zencefili doğradım,doğramadan önce de dur dedim bir tadına bakayıp,patates görünümlü bir şey ne tadı olabilir ki?Küçük bir parça attım ağzıma ama?
Allahım o nasıl acı ?Hemen çıkardım ama yandığımla kaldım:(
Hain zencefil,halbuki kurabiyelerin ne güzel oluyordu?:P

Neyse devam;1 lt suyun içine zencefil,1 kabuklu limon(doğranmış)atttım ,kaynattım,süzdüm bardağa onun içine de 1 tatlı kaşığı -artık ne kadar saf bulabilirseniz-saf bal...İçtim?
Bu arada bu karışım,vücutta detoks etkisi yapıp,hücre yenilenmesini sağlıyormuş...Tabii içebilene:(
Muhtemelen içende,bulantıdan çıkaracağı için tertemiz olur içi...Böögghh:(((

Neyse konu iyice çirkinleşmeden önemle bildiririm ki;bu yazdığım tarifi,hamileler içmesin (çocuk annesini sevsin),başka önemli bir rahatsızlığınız varsa eğer o zaman da içmeyin neme lazım?Allah korusun?
Sonuçta -ben bilmem, Link'im bilir:P- Bknz: TIK.

Benim öksürüğüm de vardı...Hesapta bir taşla iki kuş vuracaktım...Hani zencefil+bal vs...
Hem öksürüğümü iyi edecek hem de pırıl pırıl olacaktım,ama olmadı...
Hımmm...Çok 'zihni sinir' gördüm kendimi:P

Offf konu çok uzadı değil mi? Baydım mı? Baymayayım...
Çünkü ben bayan değil bir kadın'ım...Bayan olmayan kadınlardansanız TIK

Çok şükür havalar düzeldi gibi....
Yok, yok kesin düzeldi çünkü dün bir ara eni konu ısındığımı hissettim:)
Dün demişken;Malum Perşembeydi ve gereği yerine getirildi;
'Çok film hareketler bunlar'izlenildi, gülündü...
Ardından;iki lafın beli büküldü,eğildi hatta devrildi?
İyi geldi çok iyi,iyi...
Ama
Benim hala gidesim var?:P
Aramızda kalsın da, 23 Nisan'da bir kaçamak yapabileceğiz gibi görünüyor.Kısmet bakalım?:)

Geçen gün yine-5 senedir büyük bir sabır örneği göstererek yaptığım gibi-çocukların oyuncaklarını toplayıp ayıkladım...
Cok fazla oyuncağımız var ve ben hep veriyorum?Azalacağına çoğalıyorlar gün be gün!
Bu durumdan çocuklar çok mutlu ama ya ben?!Ya benim emeklerim?:P
Dikkat dikkat ;İkinci bir emre kadar oyuncak alımları durdurulmuştur...Oyuncak alıp yavruyu sevindirmek isteyenlerin tercihlerini kıyafetten yana kullanmaları önemle rica olunur...Çok hızlı büyüyorlar bizim sıpalar:)))
(Eşe,dosta haber olunur:P)

Kızımı özledim...Daha ayrılalı 3 saat oluyor ama özledim...
Elimde yeni kitabım;
Şebnem Pişkin'den İSRAFİL'İN AYNASI;
"Elementtim öldüm, bir bitki oldum; bitkiydim öldüm, bir hayvan oldum, hayvanken öldüm, bir insan oldum"
Ve ruh, yedi kat yukarı göklerdeki tahtını bırakır da aşağılara, hem de ta aşağılara inmeye gönüllü olur.
"İsrafil'in Aynası" ruhun ezelde başlamış olan serüveninin hikâyesidir.
Ruh halden hale geçer, insan kisvesine bürünür ve Aşk'ı aramaya başlar. Yüce Yaratıcı bir nefes üfler, bir su damlası akar ve okyanuslara karışır. Bir kuş kanat çırpar ve dünyada yaşam başlar. Rüzgâr, bulutu sürükler ve bulut gökkuşağının içinden geçer. Kırmızı bir damla düşer gökten, kan olup bedene girer.
İsrafil borusunu çalar ve tüm insanlar uyanırlar.
İsrafil'in Aynası,
hayatta eğilip bükülmeden, "elif" gibi dosdoğru olmanın romanıdır.
Mest oluyorum okurken mest:)

E tabii ki oğlumu da özlüyorum(ikiz vicdan araya girmesen olmazdı zaten:)
Bir de havalar ısındıya giydiler kısa kolluları çıktı ortaya kolaar bacaklar öyle tombik tombik....Offf ısır ısır:))

Akşama Lost var...Seviyorum Lostilerimizi:)

Amma da yazdım...Şimdi çıkıyorum...
Koca bey'le evimize gideceğiz kapıları takmışlar sende gel gör dedi:)

Güzel bir hafta sonu olsun hepimize...
Hadi kaçtım...Mutlu kalın!:)

14 Nisan 2010 Çarşamba

OYSA,BENİM NASIL GİDESİM VAR...

Sabahtan beri,evin odaları arasında mekik dokuyorum...
Eşya topluyorum ya artık yavaştan?..
Oysa ben yavaş olmasın bir an önce gideyim istiyorum...

İçim sönüyor bu karanlık,puslu havalarda...
'Lüzumsuz ise söndür''ü kendime uyarlıyorum?

Elimde elektrik süpürgesi,yer kaplamasın diye havasını alırken yastığın yorganın...
Sanki kendi nefesimi de paket yapıyorum.

Düşündüm de;Sıralamaya koymuşum farkında olmadan hayatımı...
Planlar yapmışım,kurallar koymuşum kendime,kendimden habersiz?
Önce hayırlısıyla bir taşınmalı,yerleşmeliymişim...
Onaymış,bunaymış,şunaymış önceliğim...
Sonra tatil planlarımızı düşünmeliymişim?
???? Bu ben miyim?

Oysa benim nasıl gidesim var...
Dağ bayır gezesim,yeni yerler göresim...
Denizlerde yüzesim,güneşın sıcaCIğında iliğimi kemiğimi pişiresim var bir de...

Belki Karadeniz'de;
Binbir çeşit çiçekli,o rüya gibi sisli yaylalar da yankılanır gülen sesim...
Belki,Akdeniz'de,Ege'de..
Ballı Lokma tatlısının üzerindeki tarçın kokusun da erir gider bütün hüzünlerim....

Offf bir açmadı şu havalar,bir gelmedi ya şu nazlı bahar!
Ben bu göçebe ruhu, başka nasıl eyleyeceğim?

Yürek nasıl dar? Ve daha çok,çok vakit var...
Biliyorum...

Oysa?
Benim?
Nasıl?............

Ps1:Tüm hislerimin üzerine harika bir video var...Tuz,biber/tencere,kapak ne derseniz deyin...
Nasıl sevdim ben o görüntüleri,saflığı,has insanlığı nasıl sevdim...
Çünkü İnsan seviyorum ben,insan...O yüzden hep gezip görüp yeni yerler,yeni hayatlar tanıma derdindeyim...
Ben kendimi bilmez miyim? :)
Lütfen buraya TIKLA yıp,sonuna kadar izleyin...Pişman olmayacaksınız eminim...
(Ah Meltem ah,çok teşekkür ederim)

Ps2: Birde müzik ekledim sayfama,sesi açın sesi...İçim eriyor dinledikçe...
Bundan sonra bir müddet Farid Farjad'cıyız...

8 Nisan 2010 Perşembe

TAM ZAMANIN DA...

Doğum günü güzel geçti,yandaki harf kurabiyeleri zuzularımla birlikte hazırlamıştık,babamızın çok hoşuna gitti:)Benim sabırsızlar adamcağız daha kapıdan girer girmez akşam yemeği bile yemeden mumları üfletti...Ve tabi, kendi yaptıkları hediyelerini de verdiler hevesle...Öptük kutladık,üfledi,seromoni bitti dağıldık:))

Dün ev'i toplamaya başladım artık yavaş,yavaş...Havalar ısınıp güzelleştikçe, bağ,bahçe her yer yeşerince ve ben iyice coşup dellenince bir de...Dilimde'gidelim buralardan dayanamıyorum' şarkısı,habire dolapları döküp,hurçları dolduruyorum:)

Ve bu sabah itibari ile bizim evde artık bir de 'cır cır böceğimiz' var??:PBenim küçük aşkım dün akşam sabaha kadar uyutmadı bizi,bir karın ağrısı ki sormayın?:)Gurul,gurul,gurul,cııırrrr? Bu gün evde annesiyle birlikte...Mutfak çekmecemde ne kadar el bezi vs. var ise almış bana nasıl katlandıklarını öğretiyor sağolsun?:))

Yarın gündüz vede akşamına ağır misafirlerim var:) Ailemizin en bi büyükleri bize gelecek...Önce gündüz dr.işleri var k.validemin onu halledeceğiz,akşamına da bizde yemekteyiz...Yani bu da demek oluyor ki daha bir ince ev temizleyeceğim,yemeğe vs.ye daha bir özeneceğim? Şaka bir yana,aslında sağ olsun kadıncağızın(k.validemin)hiç öyle huzursuzluk verecek,tedirgin edecek halleri yoktur ama ben pimpiriğim ve yine tüm evi pir-u pak edeceğim işte ona da bir çare yoktur:P

Ve şehrimde yine yağmur var:(
Rahmettir,berekettir,iyidir diye kendimi pozitif düşünceler ile telkin etsemde...
Soğuktur,içime fenalıktır,güneşşsiz gökyüzü karanlıktır,artık bitsindir,bahar gelsindir vs. şeklindeki negatif düşünceler aklımda daha çok yer tutmaktadır:(

Güzel ülkemin gündemine hiç girmiyorum bu aralar, bilenler bilir mevcut gidişat için düşüncemi:(
Bir de zaten yazsam,hangi birisini? Al birisini vur ötekine siyesetini:(
Bu ara en çok dersane borcu yüzünden hapse giren annesini kurtaramayınca hayatına son veren o gencecik onurlu yüreğe,bir de hala bitip tükenmek bilmeyen şehitlerimize üzüldüm...Hani ne oldu açılım?Ne oldu çiçekler verip karşılamıştık dağdan inen ayıları!!!?:(((
Geçen gün bir yerde yazıyordu,araştırma yapmışlar?;Türk halkı en ses getiren olayları bile en fazla 11 gün içerisinde unutuyormuş?
Farkında olmak mı? Olmamış gibi yapmak mı?
Ya da sadece olanla yetinip,
TAM ZAMANIN DA YAŞAMAK mı?
Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....
Can YÜCEL
(Elif'e teşekkürlerimle)

2 Nisan 2010 Cuma

UZUN...ÇOK UZUN YAZI...

Ben okuyorum...
Mümkün olduğunca çok...
Her kitaptan bir cümle kalsa aklımda,tek bir paragraf değiştirse hayatımı,
kısacık bir cümle deriiiin anlamlar içerse ve beni içine çekse...
Sayfaları çeviririken, günleri devirsem...
Hep yeni bir şeyler öğrensem...
Daha da biriksem..
Birikimlerimi paylaşsam sonra,daha da çoğalsam,çoğaltsam kendimi...
Vs,vs,vs,Derken ben????
'TOMURCUK DERDİNDE OLMAYAN AĞAÇ ODUNDUR'(Cenap Şahabettin)'
u okudum, sustum:))
Yani;
Ben susayım tomurcuklar konuşsun:))

İlk Kitabımız;
YOK OLACAKKEN,VAR OLMAK;50.sanat yılını kutlayan büyük usta Müjdat Gezen ile düşünsel bir yolculuk...Düşünceleri,duyguları,aforizmaları,hikayeleri,şiirleri...
Bir kaç paylaşım;
POLİ=Çok
TİKA=Yüz
POLİTİKA=Çok yüzlü demektir...
Ama biz de çok yüzsüz olanları da bulunur.
*
ZEKA
İçinde zeka olmayan şeyleri sevmem.
Mesela;
kötüdür aptalca bir fıkra.
Çünkü özel zeka ister iyi fıkra anlatma.
Aklıyla övüneni de sevmem.
Olması gerekenle övündüğünden.
Mesela;
azken çok sanır bazısı kendini,
sandıkça daha da azalır.
İçinde zeka olmayan şeyleri sevmem.
Kötü kullanılan zekayı da.
'Zekiyim'diye yırtınanı da sevmem,
Çünkü zarar verir kendine yırtındığında.
Ben sevmeyi sevmeyenleri de sevmem.
Çünkü içinde zeka yoktur
iyi bakıldığında.

2.ve 3. Kitabımız;

NÜ PERİDE ve STRUMA(Karanlıkta bir ninni)...Ben okudum sevdim fazla anlatmayacağım...Sevgili Nilay'cım gayet güzel yazmış,anlatmış,onun yorumlarını okuyup bir de aynı düşünce de olduğumu farkedince üstüne ne desem boştu...Lütfen TIK....http://okuyorum-yorumoku.blogspot.com/

4.Kitabımız;Düş hekimi Yalçın Ergir'den YEDİ;Ben seviyorum tarzını,kısa yazılar ve şiirleri var.Keyifle su gibi neredeyse 2 saat içinde okuyup bitirdiğim bir kitaptı...

Kitaptan sevdiğim bir kaç alıntı;
İlk Damla En Büyüğüdür
mutsuzluk ilk, yalnızlık son damlaya gelir;
bir okyanus bile girse aralarına.
yalnızlık nasıl paylaşılmazsa,yalnızlıktan yakınılızmaz da;
çünkü mutlu bir yalnızlık,mutsuz bir paylaşımdan iyidir.
ilk damla en büyüğüdür
ve bardağa düşen ilk damla,taşıran son damladan önemlidir...

RUMUZ:TAŞRA KIZI
Avrupalarda,Amerikalarda okumuş,piyasaların nabzını tutan,
vitaminlerle ayakta duran,bir para uzmanıyım.
Bir taşra kızı arıyorum.
Süratli ve gülen suratlı mesajlar göndermese de,
gözlerinin içi gülen ve bu sıcaklığı esirgemeyen,
felsefe adına ezmeyip,dünyayı zehir etmeyen,
hayvan denince aklına ayıyı da,ineği de getiren,
Kimya Nobel'i almasa bile,tarhana çorbası pişiren,
gizemli hediyeler yerine,huzur da verebilen,
sade giyinen,senin için de dua eden,
bir bardak suyu gurur meselesi yapmayan,
dört lisan bilmese de,yumuşacık konuşan,
örgüden de,övgüden de,türküden de anlayan,
yokluğu da paylaşan,haksız da olsan kollayan,
küçük şeylerden mutluluk duyup,
tek şifresi s-e-v-g-i- olan

bir taşra kızı arıyorum.

Bir yaşamı paylaşmak,ona koca olmak,onunla bir yastıkta kocamak istiyorum...

Okurken beni gülümseten dizeler...Amma velakin taşralarda bile kaldımı böyle kızlar?

5.Kitabımız;
SÜPERMEN TÜRK OLSAYDI PELERİNİNİ ANNESİ BAĞLARDI...
Ahmet Şerif İzgören'i çok severim,yaşama bakışını,konuşmalarını,farkındalıklarını...Ve bunu paylaşma şeklini ve anlatımlarını...Şimdilerde Face'de bir çok video'su dönmekte ama kitapları da çok keyifli...
Daha önceki bir çok kişisel gelişim kitabından sonra,yine aynı mantıkla ama bu sefer toplum geneline hitaben yazılmış bir kitap Süpermen......

''Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım,toplumsal gelişin.
Etrafa da gram katkınız olsun''

Ben kitaptan uzunca bir alıntı yaptım...Aslında bu kadar uzun yazıp yazmama konusunda çekimserdim ama geçen gün gördüm ki zaten mail kutularında dolaşmaya başlamış hikayeler...O yüzden paylaşmak istedim...Hani bazen bir şey veya bir şeyler yapmalı?' diye yakınıp dururuz ya....

GİRİŞİMCİLİK
 Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.
-Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu
-Alıyorum.
-Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.
23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.
O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.
Kütüphaneye de bir yazı asar: “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.
“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.
Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.
Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar: “Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.
Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.
Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun? Bulunduğun yere yenilik katmalısın. Mutlaka adım atmalısın. Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.
– Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.

Bugünlük bu kadar tomurcuklanma yeter:)
Bu kitaplar çerez niyetine...
Bu aralar hiç roman okuma modunda değilim nedense?...Sanırım sıkıldım kurgudan?
Şu sıra felsefik takılıyorum:)
Okurken bir de üstelik neden bu kadar geç kalmışım ben bu dünyaya! diye bir de kendime kızıyorum...
Öyle keyifli ve doyurucu ki...
Geç kalmışlığıma misal;'Tanrılar Okulu'ki benim alış tarihim;20.02.2007!
Ve ben daha yeni okumaya başladım.O da D&R da vs.de kitabın yeni baskılarını görünce hatırladığım için:(
Neyse geç olsun güç olmasın diyelim toparlayalım...
Felsefe dizinden örneklemeler yapmak isterim ileride...
Halil Cibran'dan,Nietzsche'den... 
Kısmet?

Hadi kaçtım,mutlu kalın!:))

31 Mart 2010 Çarşamba

DÜNYANIN EN KISA FIKRASI :)

İki kadın sessizce oturuyorlardı...
???
:))))))
(Tşk.Canay:)

18 Mart 2010 Perşembe

KUNDAK ? ....



Dün yine daldım gittim... Eski fotoğraflara baktım biraz,fotoğraflar düzenlendi,anılar tazelendi...
Kuzularımın bebeklik halleri,benim hamilelik hallerim koca göbeğim...
Sonra;hayatımıza giren'İki melek'...
Çok zor ama bir o kadar da tatlı büyüme serüvenleri-fotoğraflar olmasa ilk 6 ayı hiç hatırlamayacağım neredeyse ama olsun- hiç bir şeye değişilmeyecek aşkları...

Hele o cennet kokuları...Büyüyorlar ama o koku hiç değişmiyor biliyor musunuz?(elbette biliyorsunuz)Vazgeçilmez bir ihtiyaç haline geliyor bir süre sonra;Her gün öpe koklaya bağımlısı oluyorsunuz...Koku alma duygunuz daha da gelişiyor?Mesela ben tam av köpeği burnu kıvamında;'kokularından tanırım çocuklarımı'ayarındayım:)
(Fotoğraf? Ahhh ah!Eski günler işte! Caydırıcı etkisi sebebiyle tercih edilmiştir:P)

Şimdi bunca hatıranın üzerine;
Bahardan mı bilmem ama bir kaç gündür garip bir şekil de düşünüyorum?
Kendim için değil de..Kendi yaşadıklarımın ne olduğunu bildiğim için sanırım...

Aslın da ben... Bir kızım daha olsun isterdim?
Elif'ime ömrü billah arkadaş... Ötesi var mı?
Yani; Sadece kızım için...
Yalnız kalmasın diye en çok...En çok onun için yani...

Dün sordum çocuklara kardeş ister misiniz diye?
İsteriz dediler;
Eren'e erkek,Elif'e kız olacakmış? 2 tane daha!
(Ohh suyundan da:)
Tabii bilmiyor ki çocuklar?
Anneleri hep çift doğuruyor zannediyorlar her halde:P

'Sen bizim babamızsın'a da sordum?
Aslın da bir kız daha, iyi olur du dedi?
Ama?
''Oysa düşlerimiz başkaydı birden bire yarım kaldı? Yaşanacak çok şey vardııııı?''yı da ekledi!:)
Diyelim ki her şey yolunda gitsin ve diyelim ki seneye haneye bir can daha girsin?
Zuzuların ilk okul da ilk senesi olacak,dersleri vs.si?
Sonra bizim Cruıse hayallerimiz,italya,barcelona ne olacak?
.
Haklıydı çok haklı...
Nedense ben de hemen kabullendim ama söylediklerini...
Dillendirmediğim bahanelerime destek aradığımı fark ettim belki de...
.
Kaktım gittim Şebnem Ferah'ı kapattım...
'Sil baştan başlamaMak gerek bazen!'Şebnem!
Aaaa bu ne ya sabahtan beri?
Başlamıyoruz biz Şebnem'cim...
Biz geçtik o kısımları başladık,bitti..Şimdi biraz keyfini sürme vakti...
Hem önce sen doğur bir tane!Allah Allaaah!:)
Kundak'lar mı? Aslında kızım normal sosisli börek istemişti?
Ama böyle bir şeyler çıktı ortaya?:)
Sanırım; Canlanıp tomurcuklanan,bahardan ve şebnemin sil baştan şarkısıyla içimde ve aklımda oluşan çoğalma duyguma hitaben istem dışı bir şekilde......?????? :PPPPPPP

12 Mart 2010 Cuma

TUKATODO ???

Japonca adını öğrenmek isteyenlere...
Mesela benim adım;
TUKATODO
:)))
Ya sizin ki ne?

A-ka
B-tu
C-mi
D-te
E-ku
F-lu
G-ji
H-ri
I-ki
J-zu
K-me
L-ta
M-rin
N-to
O-mo
P-no
Q-ke
R-shi
S-ari
T-chi
U-do
V-ru
W-mei
X-na
Y-fu
Z-zi

11 Mart 2010 Perşembe

SEYİR DEFTERİ& EYVAH,EYVAH...

Arkadaşlarla perşembeleri kültür mantarı günü ilan ettik ya...Bugün de Eyvah Eyvah'ı izledik hep birlikte...
Film tek kelimeyle; HARİKAYDI!:))
Konusuna,oyunculara, en çokta o karışık şiveli konuşmalara bayıldım...
Senden ötürü'ye...
Tamam anlamın da kullanılan;evet'e
Napıyon?'lara:)
H ile başlayan hiç bir kelime yoktu mesela...
Bütün Hayır'lar 'ayır'dı doğal olarak-ki ben hiç sevmem romen ağzını-zaten filmdeki de tam öyle değildi Allahtan?
Bir de oynak bir de:)

Demek ki neymiş istenirse gayet güzel filmler de yapılabiliyormuş...
Bunun için ne küfürlere bulanmaya,ne de kıllara bürünüp ayılaşmaya gerek yokmuş!!!!
Anladınız siz onu; Hani şu malum olmaz olası üçleme!
Hani Recep ile başlıyor- ki nedir şu Recep'lerden çektiğimiz?- diyorum,başka da bir şey demiyorum:P
Neyse,Seyir defterime keyifle eklediğim filmlerden biri oldu sonuçta...Eyvah,Eyvah:)
Tavsiye ediyorum şiddetle!
Filmin fıragmanı için BURAYA bir tık lütfen:)

Koca bey'e Ps:
İçime dert oldu:(
'Ben de geleyim mi?Filmi izler ayrılırım' demiştin...
'Gel tabi hep birlikte izleriz' demiştim ben de ama? Çok ısrar etmedim mi ki? Vazgeçtin ?
Sıralandık salon da arkadaşlarla,yanımda ki koltuk boştu...Sanki senin içinmiş gibi?
Sanki her kahkaham da -keşke gelseydin de benimle gülseydin-in vicdan azabını çekmem için ayrılmış gibi?
Şimdi ey 'koca kişisi' vardır elbet bunun da bir çaresi diyor ve en kısa zaman da birlikte tekrar izlemek için söz veriyorum...
Hatta;Bak şuraya yazıyorum?
Yazdım:P

9 Mart 2010 Salı

ARİF'E TARİF GEREKİR Mİ? :)

Hafta sonu Duru'cuğumun doğum günü için yaptığım küçük tatlı süprizler...
Ayıptır söylemesi hepsi de çok güzel olmuş.(Ben demiyorum yiyenler öyle diyor:)

1-Kuzu Kurabiye (Zencefilli,tarçınlı);
Bu dünyada ki tek kuzu benimkiler değil elbet:)
.
Malzeme; 1 yumurta, 150 gr tereyağı veya margarin ,1 su bardağı un ,1 çay bardağı mısır nişastası ,1 su bardağı pudra şekeri ,1 çay kaşığı karbonat ,1 çay kaşığı tarçın ,1 çay kaşığı toz zencefil.... Yapılışı:Tüm malzemeyi yoğurup,kulak memesi kıvamı için az az buğday nişastası ekleyip yoğuruyoruz...2 cm.kalınlğında açıp,şekil çıkartıyoruz...Şeker hamurunu olabildiğince ince açıp ondan da şekil çıkartıyoruz...Ben üzerini süslemek için bu sefer royal ıcıngi kendim hazırlamadım onun yerine Dr.otker'ın hazır royal ıcıng'ını kullandım,çok pratik...Bilginize...
.
2-Mantar Kurabiye;

Malzemeler; 1 paket margarin ,2 adet yumurta, 1 paket kabartma tozu ,1 su bardağı şeker,400 gr. mısır nişastası (2 paket), Yeteri kadar un ,2 yemek kaşığı kakao
Yapılışı; Yağ, yumurta, şeker iyice karıştırılır, içine kabartma tozu, un ve nişasta ilave edilerek hamur elde edilir. Hamur ceviz büyüklüğünde veya daha küçük yuvarlanabilir. Yuvarlandıktan sonra ağzı kakaoya bastırılmış şişe ile hamur üstüne bastırılarak mantar şekli verilerek tepsiye dizilir. Normal sıcaklıktaki fırına(170 derece) atılıp beyaz kalacak şekilde pişirilir.
Püf noktası: Yağ yumurta ve şekeri mikser ile krema gibi olana kadar karıştırmalısınız. Böylelikle kurabiyenin yüzeyi pürüzsüz olur ve ve kurabiyeniz ağız da dağılır.Sonuç:(Nammmmm,nammmm,nammmmm:)
.
Ve sıra geldi sevgili Elçin'ciğimin tarifine:)

3-Çiçekli Saksı Pasta;
Malzemesi,tarifi ve fotoğraflı şekilde bir güzel anlatılışı BURADA...Aynısını yaptım ben de...Sadece daha rahat taşımak için porselen kaseler yerine, kağıt kahve bardaklarını tercih ettim ama gayet hoş durdular...
Birde eğer yaparsanız,pipetler görünmesin,toprağını biraz daha bol koyun siz?(tövbe,tövbe? toprağı bol olsun gibi oldu sanki?:P)

Yani sözün özü;Sofra da duruşu güzel,iç açıcı ve çok lezzetli...Tek problem bu saksıların içindekinin yenilebilen bir şey olduğuna insanları inandırmak:))
Yemiş kadar oldunuz biliyorum:) Hadi afiyet olsun:)

Ps:Fotoda ki kurabiye adamlar da hediyesi:)

5 Mart 2010 Cuma

SEYİR DEFTERİ;ROMANTİK KOMEDİ ve HOZMO ?

-Şimdi yine yağmurlu bir şarkı da koyabilirdim ya? (Dıp dıp dırı dıp)Neyse:P
.
-Dün arkadaşlarla sinema keyfi yaptık...
Filmimiz; Romantik Komedi...Gülmek,gülmek ve daha çok gülmek istiyorsanız doğru seçim.Tamam kabul yabancı romantik komediler tadında ve kabul çok güldüğümüzün dışında pek bir şey kalmıyor akıl da ama insan bazen böyle filmler de izlemek istiyor...
Kadınız,romantiğiz ve her daim melakoliğiz netekim,iyi geldi o yüzden:)
Mekan ve müzikler,çekim teknikleri gayet başarılıydı,hiç sıkmıyor izlerken,oyunculuk düzgün,roller uygun.Sonuçta film eleştirmeni değiliz ve hata bulmak için seyretmiyoruz yapılan işi...Ayırdığımız zamana deyip değmediğini düşünürsek,değdi,keyifliydi diyelim,önerelim...

-Geçen hafta içi bir sabah arkadaşlarla uzun bir kahvaltı keyfi,dün film öncesi homini,homini...Ev de zaten, yok hava kapalı,yok çok mutluyum ya da bunalım halleri...
Her koşulda bul bahaneyi; yap sıcak çikolatayı götür sarellaları...
Sonra;komşunun günü? Ye ye de gör gününü!
En sonun da kızımın ozmo(onun deyişiyle Hozmo:)larına kadar düştüm ya?:(
Nasıl olacak bu işler? Eskiden 'Gerçek Kesit' diye bir program vardı,hatırlayanınız var mı?Derinden gelen ekolu bir ses anlatırdı olayı;

Mağdur:Cinsiyetine karar veremedim ama kıyafetine bakılırsa erkek..
Yaşı: Bilinmiyor?
Sağdan ikinci,takım elbiseli ve dişlek olan...
Az önce bu dünyadaki varlığı son buldu...Sessiz çığlıklarının arkasına sakladığı son sözü 'eriyorum' oldu:(

Katil:Kadın

Yaşı:Kadına yaşı sorulmaz!
O sıra da katil;yaptığı işin vicdan azabı içerisinde ve kurban ile aynı kelimeyi kullandığını bilmeden;
'Hemen erisin,erisin ve ne olur yaramasın!'diye düşünmekteydi...

Zira,bu aralar yine ipin ucu kaçmıştı,kaçan ucu hemen yakalamak ve verilen kiloları geri almamak gerekiyordu...

Oysa 'o' alıyordu,veriyordu...Alıyordu,veriyordu...
Ekonomiye can veriyordu:P

Yarın farklı bir sabaha uyanacak,rejime başlayacaktı kesin kararlıydı.
Verdiği karara ve başaracığına olan inancıyla;
'Ölsem de gam yemem' artık diye düşündü;
Çünkü kilo yapıyor ?:P
.

-Ps:Hafta sonu gelinimin doğum günü var ve benim de ona tatlı minik süprizlerim...
O zaman ne yapıyoruz mutfağa doğru yol alıp,ne marifetimiz varsa koyuyoruz ortaya,seçip beğenip alıyoruz...
E haliyle rejim olayımızı da haftaya erteliyoruz...
(Siz Gerçek Kesit'te anlatılanlara ne bakıyorsunuz? Film onlar film:)

Hadi kaçtım;çok ama çok iyi bir hafta sonu olsun hepimize:)

22 Şubat 2010 Pazartesi

GÜNÜN GÜLÜMSETENLERİ:))

Öncelikle;
DURU'cuğumun doğum günü:))))
(Nam-ı diğer-gelinim:P)
İYİ Kİ DOĞDUN GÜZEL MELEK...
SAĞLIKLI, MUTLU UZUN BİR ÖMRÜN...AİLEN VE SEVDİKLERİN İLE GEÇİRECEĞİN NİCE DOĞUM GÜNLERİN OLSUN...O GÜZEL GÜLEN YÜZÜN HİÇ SOLMASIN İNŞALLAH... ÖPÜYORUM DOĞUM GÜNÜ ÇOCUĞUNU VE ANNESİNİ:)(Şu an da sanaldan,çok yakın bir zaman da da gerçekten:)

-Sonra ;Elma var,Nar var,Kiraz var,Erik var.Koklamaya kıyamam benim güzel Manolyam var:)Çam var...Mor salkımlı Leylak var:)????

-Sonra;Kuzularım iyileşti,aşkım daha iyi,cmt.pazar baş başaydık.(sema hn.sağolsun:)Çok keyifli ve verimli bir hafta sonuydu diyeyim başka bir şey demiyeyim?:)

-Sonra;Nefis bir hava var dışarı da; bahar mı geldi,yaz mı geldi?Artık PC başından kalkıp çıkmam gerekirken hala bir şeyler yazasım da ondan mı geldi peki?:)

-Son olarak sevgili Ayşe'den,günün en çok gülümsetenini paylaşmak istiyorum sizlerle...
Zira;Çok iyi geliyor okuyunca, çooookkkk:)))
Haydi kaçtım,güzel bir gün olsun hepimize...

Avustralya’da, bir spor salonunun camında bir reklam; zayıf ve bronz tenli bir kadın, hemen yanında şu yazıyor:

“Bu yaz, denizkızı mı olmak istersiniz, yoksa bir balina mı?"

Afişteki mankenin fiziksel özelliklerinden çok uzak olan orta yaşlı bir kadın, spor salonunun reklamına sesli bir cevap veriyor:

İlgilenenlere duyurulur,

Balinaları arkadaşları asla yalnız bırakmazlar, yunuslar, deniz aslanları,meraklı insanlar..
Aktif bir cinsel yaşamları vardır, hamile kalır, sevimli bebek balinalar doğururlar.
Denizde yüzer, oynarlar. Polinezya adalarının mercan kayalıkları gibi muhteşem yerleri görme şansına sahiptirler.
Balinalar harika şarkı söylerler, CD’leri bile vardır.
Bazı insanlar dışında, onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlık yoktur.
Dünyada herkesin sevdiği, koruduğu ve hayran kaldığı şahane hayvanlardır.

Denizkızı?
Öncelikle, denizkızı diye birşey yoktur.
Var olsalardı da kimlik karmaşası sebebiyle psikolog kapılarında sıra oluştururlardı. Balık mısın? İnsan mı?
Cinsel hayatları yoktur. Yanlarına yaklaşan erkekleri öldürüyorlar, nasıl olabilir ki? hem, iyice bir bakın, gerekli donanım nerede??
E, sonuç olarak çocukları da olmaz.
Zaten balık kokan bir kadını kim ister ki?

Sonuç?

Ben balina olmayı tercih ederim.

Medya sadece zayıf insanların güzel olduğunu savunuyor ama ben çocuklarımla dondurma yemeyi, beni heyecanlandıran adamla güzel bir akşam
yemeğinde sohbet etmeyi, arkadaşlarımla çikolata paylaşmayı çok seviyorum.

Zamanla kilo alıyoruz; çünkü, kafamıza o kadar çok bilgi yüklüyoruz ki yer kalmıyor ve bedenimizin diğer bölümlerine yerleşmeye başlıyor. Yani, biz
kilolu değiliz, inanılmaz kültürlü, eğitimli ve mutluyuz.

Bugünden itibaren, aynaya bakıp da kalçamı gördüğümde, şunu düşüneceğim:

“Allah’ım ne kadar da akıllıyım!”

12 Şubat 2010 Cuma

KİMİN UMURUN DA?..

Bu aralar ben;
Yazamıyorum eskisi gibi...
Akıp giden zamana kapıldım...Zamanın cazip boşluğuna?
Yokluğun da ne yaptın dersen blog?
Kuracağımız 'yeni hayat' için uğraşıyorum zevkle...
Henüz ayrıntı yazmayacağım, bin bir sebeple?
Mevlana'nın dediği gibi;
'''DÜNYA'YI İSTERKEN DE SUS,BİR DİLEĞE KAVUŞMAK İSTERKEN DE...
ÖYLECE SEYRE DAL GİTSİN...'''
Çok kitap okudum, çok film izledim, çocuklarımla gezdim,eşim ve dostlarımla Sertap'a da gittim, Sertap sonrası çorbacıya da...
Bir başka gün aşkımla başbaşa burada yazdığımı yaşamaya da...
Yazdım ya rahatladım blog...Verdim hayatımın hesabını?:P
Peki şimdi tüm bunlar kimin umurun da? diye düşünürken eskilerden aklıma geldi,hepsini çok severdim...
Evet aynen öyle dedim gülümsedim...Ve siz de gülün istedim...
MANA MANA?
Ne anlama geldiği kimin umurun da?
Güzel bir hafta sonu olsun hepimize,aşk dolu,sevgi dolu:)
Sarılın, sarılın.... Çekinmeyin sarılın yanıbaşınızdaki AŞKınıza:)))))


26 Ocak 2010 Salı

TUTTUĞUN...


Şöyle salaş bir meyhane de...

Bir kaç çeşit meze ama illaki peynir ve kavun eşliğinde...

Fonda taş plakta rahmetli Zeki Müren olsun...

'Koklamaya kıyamam benim güzel manolyam' kısmı sadece senin dudaklarından duyulsun...

Kar soğuk, kış soğuk,ellerim soğuk...
Ey sevgili bak ne demiş büyük düşünür;

Tuttuğun bluetooth yerine ellerim olsun:))) http://www.gramofonkoleksiyoncusu.com/tas_plak_dinletisi.php?id=115