28 Nisan 2010 Çarşamba

UZUN,UZUN YOLLARI AŞTIM GELDİM (dikkat bol foto içerir:)

Uzaktan geldim yorgunum hancı...
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş???
Döndüm...Çok gezdim e haliyle çok yoruldum...Dinlendim ve ancak geldim:)
Şimdi yediğimiz içtiğimiz bizim olsun gördüklerimizi anlatalım...

Döndüm...Ama kalbim orada kaldı...Çok değişmiş çok,çok büyümüş görmeyeli?
Baştan biraz acemilik çeksem de sonrasında alıştım...Eski mahallemizi,evimizi,okulumu gördüm,sokakların da dolandım,çarşıların da,hayal gibi,rüya gibi...Her köşesinde anılarım,anılarımın içinde kayıplarım...Gözlerimin ucunda yaşlarım:(
Yıllar,yıllar önce (şimdikinden daha genç iken:p)bekar,çocuksuz ve sahip olacaklarım,yaşayacaklarım hakkında hiç bir fikrim yok iken dolaştığım nice mekanda,bu sefer evli ve iki çocuklu genç bir kadın olarak gezmek çok ilginç,tarifi zor,içinde hem neşe,hem hüzün, hem gurur, hem de bol şükür barındıran garip bir duyguydu...
Ama hepsine değdi!..
Anıtkabir'e,Kuğulu'ya,Tunalıya,Kale'ye,Beypazarına gittik...Ankara sokakların da gezdik,hatta bir ara kaybolduk:P
Dönüş yolunda bir de Eskişehir yaptık,Çi böreğini tattık,porsuk çayına baktık:)
Şimdi,aslında hepsi uzun,uzun anlatılmayı,yazılmayı hakediyor ama fotoğrafların da desteği ve gidiş sırası ile işte Ankara ve ben ve kuzular ve kuğulu ve kale ve beypazarı ve vs.vs.vs.:))
                                                                                                 Yıllar sonra...Kuğulu park'ta:)
                                                                                                            Çocuklar...
                                                                          ******
                                                                                        Ankara Kalesi surların da Bursaspor bayrağı:))
Kale'de Rahmi Koç müzesinde; sevgili blog dostlarımızdan Leylak Dalı'nın da tavsiye ettiği(tşk.ler) ve bayıldığımız, Henry Kupjack'ın Minyatür Odalar sergisi...Ne emek?Ne sabır? Fotoğraf çektim ama BURAYI tıklarsanız hem daha güzel fotolara hem de açıklamalarına ulaşabilirsiniz...
Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihindeki Cumhuriyet Bayramı için hazırlatmış olduğu İlk bayraklardan birisi imiş bu bayrak...Rahmi Koç müzesinde dikkatimizi çekenlerden birisi oldu haliyle...       
                                                                         ******
                                                                                                          Beypazarı
Beypazarı...Biz çok sevdik:) Tarihi konakları,taş baskı kumaşları ve gümüşleri meşhur...Sadece Gümüş dükkanlarının bulunduğu bir pasaj var ve insan hangi birisine bakacağını şaşırıyor(tam bizim için:)
Ucuz diyorlar ama çok ucuz gelmedi bana yine de...Neden gümüşü meşhur?Gümüş mü çıkıyor buralar da dedik?Hayır dediler meğer gümüş işciliği fazlaymış,'el alan' yani?Öyle olunca da en azından işciliğine fazla fiyat biçmiyorlarmış vs.Bir de seksen katlı ev baklavaları var,bir de güveçleri,bir de sarmaları var:)
                      
Meşhur Beypazarı kurusu...Bir nevi galeta gibi ama tereyağlı yapıyorlar...Kıtır,kıtır hatta katur,kutur:) zor yeniyor ama lezzetli bir tat...Beypazarının bir sokağı...Ve Beypazarı içerisinde ki Yaşayan Müze'de çocuklar Ebru sanatının inceliklerini öğrenirler iken...Müze çok başarılı...Zaten bilindik müzeler gibi değil eski bir beypazarı konağı... Bağışlamış sahipleri,geleneksel sanat ve değerleri korumak içinde her hafta değişik  etkinlikler yapılıyormuş...Bizim gittiğimiz gün ebru sanatı günü idi...Bir oda da Hacivat ve Karagöz var,bir oda da masalcı teyze,daha doğrusu Masal Ebesi...Tam 65 masal biliyormuş ninesinden kalma eski masallar...Ne yazık ki dinleyemedik masallarını bir kaç bilmece sorup şeker verdi çocuklara mutlu oldu bizim kuzularda:)

Bir de konağa çıkan merdivenlerin sağ tarafında olduğu yerde dönen bir tarafı açık iki katlı bir dolap dikkatimizi çekti...Bu döner dolabın kapağı, ihtiyaç sahipleri tarafından çalınır ve içerisine konulan boş yemek kabı diğer tarafa dolu olarak dönermiş...Böylece ne yemeği alan ne de veren birbirini görmez hiç kimse de rencide olmazmış...Şimdiyi düşününce bir de???Hey gidi heeyyy,heyyy:(
                                                     Aşağıda Karagöz ve Hacivat oynatan zuzular:)
                  
                                                                              ******
                                                                       Ve Anıtkabir...Ve Atam...Ve Minnet...Ve Şükran...
Düşündüğümüz gibi tam 23 Nisan'da gidemedik Atamıza ne yazık ki:(
3 ve 5 yaşlarındaki dört çocukla sadece Anıtkabire girmek için kuyrukta beklemeniz 2 saat sürer dediler işi bilenler... Öyle olunca biz de pazar sabahı gittik Ata'mıza...Sabah 9:00 da giriş yaptık sakindir rahat gezeriz düşüncesiyle ama oldukça kalabalıktı...Açıkcası buna çok sevindik...
Ne güzel! Hiç eksilmesin 'farkında olanlar' inşallah hiç!

Anıtkabir...Atam...Hep aynı...Heybetli,mağrur,güven veren,ulu,yüce ve hala tek adam!...
Yine tüylerim diken diken oldu,yine yüreğim pır pır,yine gözümde yaş,
yine içimde sonsuz bir özlemle büyüyen bir sızı:(
Yine gezdim sindire,sindire...Kişiliğine,tarzına imrene imrene...

Yeni eklemeler yapmışlar; Atatürk ve Kurtuluş savaşı Müzesi...Çanakkale savaşı'nın panaroması var...Çok etkileyeci...Top,tüfek sesleri ve Allah Allah nidaları arasında geziyor ve gördükleriniz karşısında içiniz yanıyor ve düşünüyorsunuz;Ah bu vatan ne kadar zor şartlar altında ne savaşlarla kazanıldı...Her bir karış toprağı için ne canlar yitti,ne kanlar aktı?Şimdi?Ne kolay satılıyor!?:(
(Sanal panaroma için lütfen BURAYA tık)

En çok kütüphanesini severim ben Atamın...En çok okuduğu kitapların bulunduğu odayı...O kitaplarda altını çizdiği satırları ve yanına aldığı kısa notları incelerim dikkatle...Yine öyle yaptım,yaptık...Ah ne çok isterdim o kitapların diğer sayfalarını da görmeyi,aldığı notları okumayı...Hatırı sayılır bir kitap arşivi var Atamın 3123 adet ve hepsi de okunmuş..Okuduğu kitaplar da Fransızca,İngilizce,Arapça vs.Onlar benim dikkatimi çekenler...Belki başka dillerde de var? Yani pek çok dil biliyormuş haliyle...Yine hayran kaldım...Cızz etti içim yine...Şimdinin One minute's!?diye konuşanlarını düşününce bir de:(
(Atatürk Özel kitaplığının sanal gezintisi için lütfen BURAYA tık)
Heyecan ve merakla gitti lahitin önüne zuzularım...Elif'im uzakta durdu neden bilmem?Eren'im arkasına illaki beni de alarak açtı o minik ellerini Ata'sı için...'Ne diyeceğimi unuttum ben' derken sesinin titrediğini farkettim heyecandan...Sonra ben söyledim o tekrar etti:)

Askerlerin nöbet değişimlerine denk geldik bir ara..Onları izlerken Vatan Millet Sakarya oldum yine...
Gurur duydum ordumuzla askerimizle...Üzülüyordum ne hallere geldi,getirildi,yıpratıldı diye...
O sahneleri görünce vazgeçtim,güven duydum yeniden(güven duygumu kaybettiğimi bilmeden?)
Yok olmaz dedim,yok...Askerime,orduma haliyle vatanıma bir şey olmaz!İzin vermeyiz,vermezler!
Sevgili Aysema hocamın bir önceki yazıma yaptığı yorumda dediği gibi 'Kesinlikle'yi ekledim şıklarıma...
Gururla, güvenle,umutla...İçim,içimiz umut dolu ayrıldım,ayrıldık sonra oradan...
Adı bile yetti yine Atamın:))

22 Nisan 2010 Perşembe

ANKARA YOLCUSU KALMASIIIIIN:))

Çok uzun zamandır gitmek istiyordum...
Ayrı severim onu,yeri farklıdır ben de.
Yaşamışlığım da, yaşanmışlığım da çok çünkü onunla...
Hem nasıl da özledim seneler var görmeyeli?
Çok değişmiş midir acaba?
Hatırlar mı o da beni?
????

Günlerdir düşünüyoruz...23 Nisan? 3,5 gün tatil? Değerlendirmek lazım?
Amasra'ya mı gitsek?Abant'a veya Kaz dağlarına?Bozcaadaya ya da Assos'a?derken...
Karar verdik;Ankara'ya gidiyoruz:))

Yarın 23 Nisan'da, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramın da, Anıtkabir de Ata'mızın huzurunda olacağız ailecek:)
Çocuklar nasıl heyecanlı?Teşekkür edeceklermiş atalarına onlara bayram hediye etti diye?
Oğlum kravatta koydurdu bavula,takacak anıtkabir de salon erkeğim benim:)

Bugün öğleden sonra çıkacağız yola inşallah ve tıpkı geçen sene ki gibi,her zaman ki gibi, yol arkadaşım,can arkadaşım Melis'lerle birlikte...Oohh değmeyin keyfime:)))

Yarın ilk önce anıtkabir ziyareti yapacağız Atamıza,sonra biraz tunalı,biraz kale,biraz kuğulu belki?Artık Allah ne verdiyse?:)
Cmt.de Ahlatlıbel ve Beypazarı'na gidelim diyoruz?Kısmet hava şartları da önemli tabii...
Aslında hiç bir yere gidemesek Ankara'da şehirde gezsek bile benim için yeter!
Yazarken bile içim bir hoş?Şaşıyorum kendime?Hiç tahmin etmezdim bir şehri bu kadar özleyeceğimi?
Sanki eski bir sevgiliyi görecekmişim gibi?:) (Dont panic bey,dont panic! Ne senden öncesiiii,ne senden sonraaasıııı?Ben sen de tutukluu kaldııım diyorum başka bir şey demiyorum:P )

Babam da bizimle geliyor o da bu vesile ile eski mesai arkadaşlarını ziyaret edecek,e tabii ki bir de biz gezerken torun sevecek? Çok masumane planlarımız var Melis'cimle cmt gecesi için:P
Erken uyuyan kuzuları(ki maşallah en geç 21:30 da yataktadırlar ve umarım yine öyle olur?)babacığıma emanet edip, Ankara gecelerine akacağız biz de?Gecelere akmak da ne demekse?Saçma ama kullandım gitti...
İşin özü bir yerde de otursak,yiyip içip muhabbet etsek ooooh yeter de artar bile... Yaa işte durum böyle,böyle:))

Şimdiiiii gelelim ciddi mevzulara????
Ankara'yı seçmemizin özlemin dışında da bir nedeni var ne yazık ki?
Üzgünüm,üzgünüz çünkü...
Belki bilinçli,belki bilinçsiz ama gün geçtikçe silikleşiyor milli bayramlarımız?!

Geçen gün Altıparmak'tan geçiyorum (Bursa'nın bir cad.si) her yerde Kutlu doğum haftası için ilanlar, afişler,söyleşiler vs.
Neden yıllardır yoktu böyle bir uygulama da son bir iki yıldır hatırlanır oldu?
Peki neden hiç bir yerde 23 Nisan ile ilgili bir yazı yok? (Şüphe bülbüülüüümm şüpheee!?)
Bu arada yanlış anlaşılmasın lütfen..Kutlansın elbet, kutlanılmasın demiyorum ne haddime?
Bana göre islam kişinin kendi inaçları doğrultusunda yaşanır ve sadece Allah ile kul arasındadır...
Ve her önemli gün ve gece gibi (Kandil,ramazan,bayram vs)sevgili peygamberimizin doğumu da elbette kutlanmalıdır...Buradaki ilginç durum;23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Kutlu Doğum'un aynı haftaya denk gelmesidir? Vs.vs.dir.Ayrıyeten;Üç noktadır...Soru işaretidir? Ünlemdir!(Şüphe bülbülüüüüm şüpheeeee!?)

Neyse? Biz yine gelelim bayrama;
23 Nisan mı? Ulusal Egemenlik mi? Özgürlük mü? Hürriyet mi? Cumhuriyet mi?
O da ne?!!
Ne oldu benim çocukluğumun bayramları?O coşkusu?Heyecanı?
Pencerelere bayrak asmaya bile üşenen tepkisiz bir toplum olmuşken artık biz..
Normal geliyor...Daha da acısı normali buymuş gibi geliyor insanlara!
23 Nisan'da '23 adet Nissan veriyoruz' deseler daha mı çok ilgi çeker,geri kazanılır mı o ruh acaba ?
İçim acıyor,içimiz acıyor olanları izledikçe:(

O yüzden ümit etmek istiyoruz! Güven tazelemek belki de?
Çocuklarımız sözle anlattığımızı gözle de görsün istiyoruz...
O yüzden,bu yüzden,şu yüzden...
Şuralarda dile getirmediğim,getiremediğim nice,nice sebepten dolayı!!!???
Biz Ata'mıza gidiyoruz!
Atatürkçülüğün dinsizlik demek olmadığına kanıt olsun diye;
3 Kulhuvallah,bir elham okuyacağız ruhuna ve diyeceğiz ki;
Sen rahat uyu atam....Cumhuriyet'te,Vatan'da Emanetin de güven de?
a: Sanırız
b: Yani
c: Galiba
d:Allahtan ümit kesilmez
e:Amiiiiin

Şaka bir yana,her şeye rağmen ümitliyim...İnanıyorum...
Ve güveniyorum hem kendi neslime,hem de gelecek nesillere ...Çocuklarıma,çocuklarımıza...
Aynı düşünce de olduğunu bildiğim annelerin ve aynı minhalde yürüdüğüm insanların varlığını bilmek avutuyor çünkü beni...O yüzden de çoşkuyla,sevinçle,son ses bağırıp,sesimizi çıkarıp,sahip çıkıp,kutlayacağız biz bayramımızı...
TÜM ÇOCUKLARIN ve ULUSUMUZUN
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN....
İnşallah hayırlısı ile dönüşte Ankara ve Anıtkabir maceralarımızla buluşmak üzere blogcum:)
Son çağrıııı...
Ankara yolcusu kalmasııınnn:)))

21 Nisan 2010 Çarşamba

KADININ ADI?

BURASI içimi eritti sabah sabah:(
İnsanlık ölmüş,çürümüş,kokmuş!
'Hacı'sı,'Hoca'sı, manavı, bakkalı!
Düşmüş peşine...Düşürmüş ağına!
'Ellere var da bize yok mu?'nun iğrençliğine sığınıp,
Ekip çalışmasıyla, günahı paylaşmışlar bir de!
Kötü'nün,kötülüğün sonu olmadığı gibi...
'Kadının adı da yok'muş:(

20 Nisan 2010 Salı

KUTULU TRAJEDİ...

TRAJEDİ
Bütün kadınlar sonunda annelerine benzerler.Onların trajedisidir bu.
Hiç bir erkek sonunda annesine benzemez.
Bu da erkeklerin trajedisidir.
Oscar Wilde.

Evet gün geçtikçe rahmetli anneciğime benziyorum...
Ama bundan gurur duyuyorum, yukarıdaki beni gülümseten söylemin aksine...
Çok marifetli,çok becerikli,çok kadın gibi kadındı benim annem...
Ah keşke onun kadar becerikli olabilseydim...Kötü değilim,yaptığımı yediririm,diktiğimi giydiririm, tebrikleri zevkle kabul ederim ama içten içe işin pirinin kim olduğunu bildiğim için de kendimi bir türlü olmuş hissetmem hala...
Neyse;yine de ucundan kıyısından bulaşmış bir şeyler çok şükür:)

Şimdi de tıpkı onun gibi toplanıyorum...Tıpkı annem gibi...
Taşıma şirketindekilere iş bırakmamacasına hemde ondan gördüğüm gibi:)

Toplanıyorum,aman Allahım kendime inanamıyorum!
Ben ki; eşyaların hep dolaşım halinde olmasına inanmışımdır...
Ben ki; bu uğurda elimde avucumda ne varsa dağıtmışımdır...
Ben ki....
Meğer;bir ben varmış bendeee, benden içeruuu:)
Meğer;Ne çok eşyamız,ıvır zıvırımız varmış?
Meğer;Bizdeki bu eşyalarla 5 japon ailesi rahatlıkla yaşarmış:))

Çocukların odası,oyun odası,yatak odası nispeten bitti...Topladım ama tabi ki benim topladığım dolap içleri...
Zira mümkünse değmesin yatağıma, yorganıma,kıyafetime,yastığıma taşıma şirketlerindekilerin eli!
Sırada kitaplarım(mız)var...Ki onlar da en az kıyafetlerimiz kadar değerli!
Mutfağı da biraz elden geçiririm...
Geriye kalıyor bir salon...Ohoo orada da annemden kalma yadigarlarım var,antika fincanlarım,tabaklarım vs.ki onlar kokusunu izini taşır anneciğimin ah hepsinden değerli....
Ne kaldı geriye?
Olsun kırılmasın hiç bir 'anı'm...

O yüzden kaç günlerdir dilimde aynı kelime,aynı cümle var madde bağımlıları gibi;
Kutu,kutu,kutu bulun banaaaa....Kutuuuu,kutu,kutu veriiiiiiin:))

16 Nisan 2010 Cuma

UYANIN...UYANIN!:)

Uyanın,uyanın... Ben horlamıyorum:))))

Bu sabah,kendime -ayna harici de- bakma kararı aldım...
Yani sağlık diyorum sağlık!

Sağlığımla çok ilgiliyimdir?
Her sabah tv'de doktorum'u izleyip;
'hımmm, tabi yaa, cık cık' şeklinde anlatılan konulara eşlik ederim çok güzel?!

Ama icraat yok!.. Tu bu sabah kadar?

Sabah kalktım;şöyle bir işaret parmağı büyüklüğünde zencefili doğradım,doğramadan önce de dur dedim bir tadına bakayıp,patates görünümlü bir şey ne tadı olabilir ki?Küçük bir parça attım ağzıma ama?
Allahım o nasıl acı ?Hemen çıkardım ama yandığımla kaldım:(
Hain zencefil,halbuki kurabiyelerin ne güzel oluyordu?:P

Neyse devam;1 lt suyun içine zencefil,1 kabuklu limon(doğranmış)atttım ,kaynattım,süzdüm bardağa onun içine de 1 tatlı kaşığı -artık ne kadar saf bulabilirseniz-saf bal...İçtim?
Bu arada bu karışım,vücutta detoks etkisi yapıp,hücre yenilenmesini sağlıyormuş...Tabii içebilene:(
Muhtemelen içende,bulantıdan çıkaracağı için tertemiz olur içi...Böögghh:(((

Neyse konu iyice çirkinleşmeden önemle bildiririm ki;bu yazdığım tarifi,hamileler içmesin (çocuk annesini sevsin),başka önemli bir rahatsızlığınız varsa eğer o zaman da içmeyin neme lazım?Allah korusun?
Sonuçta -ben bilmem, Link'im bilir:P- Bknz: TIK.

Benim öksürüğüm de vardı...Hesapta bir taşla iki kuş vuracaktım...Hani zencefil+bal vs...
Hem öksürüğümü iyi edecek hem de pırıl pırıl olacaktım,ama olmadı...
Hımmm...Çok 'zihni sinir' gördüm kendimi:P

Offf konu çok uzadı değil mi? Baydım mı? Baymayayım...
Çünkü ben bayan değil bir kadın'ım...Bayan olmayan kadınlardansanız TIK

Çok şükür havalar düzeldi gibi....
Yok, yok kesin düzeldi çünkü dün bir ara eni konu ısındığımı hissettim:)
Dün demişken;Malum Perşembeydi ve gereği yerine getirildi;
'Çok film hareketler bunlar'izlenildi, gülündü...
Ardından;iki lafın beli büküldü,eğildi hatta devrildi?
İyi geldi çok iyi,iyi...
Ama
Benim hala gidesim var?:P
Aramızda kalsın da, 23 Nisan'da bir kaçamak yapabileceğiz gibi görünüyor.Kısmet bakalım?:)

Geçen gün yine-5 senedir büyük bir sabır örneği göstererek yaptığım gibi-çocukların oyuncaklarını toplayıp ayıkladım...
Cok fazla oyuncağımız var ve ben hep veriyorum?Azalacağına çoğalıyorlar gün be gün!
Bu durumdan çocuklar çok mutlu ama ya ben?!Ya benim emeklerim?:P
Dikkat dikkat ;İkinci bir emre kadar oyuncak alımları durdurulmuştur...Oyuncak alıp yavruyu sevindirmek isteyenlerin tercihlerini kıyafetten yana kullanmaları önemle rica olunur...Çok hızlı büyüyorlar bizim sıpalar:)))
(Eşe,dosta haber olunur:P)

Kızımı özledim...Daha ayrılalı 3 saat oluyor ama özledim...
Elimde yeni kitabım;
Şebnem Pişkin'den İSRAFİL'İN AYNASI;
"Elementtim öldüm, bir bitki oldum; bitkiydim öldüm, bir hayvan oldum, hayvanken öldüm, bir insan oldum"
Ve ruh, yedi kat yukarı göklerdeki tahtını bırakır da aşağılara, hem de ta aşağılara inmeye gönüllü olur.
"İsrafil'in Aynası" ruhun ezelde başlamış olan serüveninin hikâyesidir.
Ruh halden hale geçer, insan kisvesine bürünür ve Aşk'ı aramaya başlar. Yüce Yaratıcı bir nefes üfler, bir su damlası akar ve okyanuslara karışır. Bir kuş kanat çırpar ve dünyada yaşam başlar. Rüzgâr, bulutu sürükler ve bulut gökkuşağının içinden geçer. Kırmızı bir damla düşer gökten, kan olup bedene girer.
İsrafil borusunu çalar ve tüm insanlar uyanırlar.
İsrafil'in Aynası,
hayatta eğilip bükülmeden, "elif" gibi dosdoğru olmanın romanıdır.
Mest oluyorum okurken mest:)

E tabii ki oğlumu da özlüyorum(ikiz vicdan araya girmesen olmazdı zaten:)
Bir de havalar ısındıya giydiler kısa kolluları çıktı ortaya kolaar bacaklar öyle tombik tombik....Offf ısır ısır:))

Akşama Lost var...Seviyorum Lostilerimizi:)

Amma da yazdım...Şimdi çıkıyorum...
Koca bey'le evimize gideceğiz kapıları takmışlar sende gel gör dedi:)

Güzel bir hafta sonu olsun hepimize...
Hadi kaçtım...Mutlu kalın!:)

14 Nisan 2010 Çarşamba

OYSA,BENİM NASIL GİDESİM VAR...

Sabahtan beri,evin odaları arasında mekik dokuyorum...
Eşya topluyorum ya artık yavaştan?..
Oysa ben yavaş olmasın bir an önce gideyim istiyorum...

İçim sönüyor bu karanlık,puslu havalarda...
'Lüzumsuz ise söndür''ü kendime uyarlıyorum?

Elimde elektrik süpürgesi,yer kaplamasın diye havasını alırken yastığın yorganın...
Sanki kendi nefesimi de paket yapıyorum.

Düşündüm de;Sıralamaya koymuşum farkında olmadan hayatımı...
Planlar yapmışım,kurallar koymuşum kendime,kendimden habersiz?
Önce hayırlısıyla bir taşınmalı,yerleşmeliymişim...
Onaymış,bunaymış,şunaymış önceliğim...
Sonra tatil planlarımızı düşünmeliymişim?
???? Bu ben miyim?

Oysa benim nasıl gidesim var...
Dağ bayır gezesim,yeni yerler göresim...
Denizlerde yüzesim,güneşın sıcaCIğında iliğimi kemiğimi pişiresim var bir de...

Belki Karadeniz'de;
Binbir çeşit çiçekli,o rüya gibi sisli yaylalar da yankılanır gülen sesim...
Belki,Akdeniz'de,Ege'de..
Ballı Lokma tatlısının üzerindeki tarçın kokusun da erir gider bütün hüzünlerim....

Offf bir açmadı şu havalar,bir gelmedi ya şu nazlı bahar!
Ben bu göçebe ruhu, başka nasıl eyleyeceğim?

Yürek nasıl dar? Ve daha çok,çok vakit var...
Biliyorum...

Oysa?
Benim?
Nasıl?............

Ps1:Tüm hislerimin üzerine harika bir video var...Tuz,biber/tencere,kapak ne derseniz deyin...
Nasıl sevdim ben o görüntüleri,saflığı,has insanlığı nasıl sevdim...
Çünkü İnsan seviyorum ben,insan...O yüzden hep gezip görüp yeni yerler,yeni hayatlar tanıma derdindeyim...
Ben kendimi bilmez miyim? :)
Lütfen buraya TIKLA yıp,sonuna kadar izleyin...Pişman olmayacaksınız eminim...
(Ah Meltem ah,çok teşekkür ederim)

Ps2: Birde müzik ekledim sayfama,sesi açın sesi...İçim eriyor dinledikçe...
Bundan sonra bir müddet Farid Farjad'cıyız...

13 Nisan 2010 Salı

BÜYÜYORLAR...MI? ACABA?:))

Son havadisler;sıcak sıcak...
Evimin erkeği geldi:)
Ben daha iyiyim,hem ruhen,hem bedenen:)
Ve,
Oğlum az önce büyüyünce kızkardeşi ile evleneceğini bildirdi bize???
Bildirdi diyorum zira itiraz kabul etmiyormuş,böylece aile dışına kimse çıkmazmış,kimse ailemizden ayrılmamış olacakmış?
Tövbe,tövbeee:))Nereden buluyor bu çocuk böyle fikirleri?
Ağalı diziler bizde izlenilmez,ki zaten çocuklar dizi izlemez...
Hani arkadaş çevresi,çevre etkeni, mahalle baskısı:P desem?
O da değil? Duyan da Bursa'da değil de, Mardin de vs.de yaşıyoruz sanacak?:)
Gerçi kuzumun niyeti saf,o sadece ailesinin ayrılmasını istemiyor biliyorum ben....
Neyse;
Biz tam kardeşlerin birbirleriyle evlenemeyeceğini vs.yi anlatmaya çalışıyorduk ki;
Vurucu darbe kızımdan geldi...Konu kapandı... Sorun bitti?
-Ben seninle evlenmem, ben evleneceğim kişiyi seçtim bile????
Hııııı?Nee?Kimmm??
Güzel kızım benim,sen bir gel yanıma da, anne-kız muhabbet edelim biz biraz?:P:))

12 Nisan 2010 Pazartesi

BAŞLIĞI BOL YAZI...

Ders:
Neden yazıldığını anlamlandıramadığım cümleler var,hor görmeyip,hoş görüp,görmezden gelmeye çalıştığım...
Çünkü;yaşadıklarımdan aldığım bir ders var; Herkesin seviyesine hürmet etmek lazım...

Mutluluk:
Ahmet Hamdi Tanpınar der ki:
“İnsan ruhunun en az sabır gösterdiği şey mutluluktur. Şöyle bir düşünelim; acıyı uzun süre taşırız omuzlarımızda, nefreti, kini yıllarca saklarız zihnimizin keseciklerinde, sabrederiz yoksulluğa, yolsuzluğa amansız saldırılara, suratımızı asıp otururuz saatlerce duyguları yaşarız yıllarca ama ya mutluluk?.. Ona sabrımız yoktur, gelir geçer ömür misali bir an, ansızın.”
Çok doğru...Öyle doğru ki;
O yüzden öyle her şeye,her söze takılmayacaksın!Dünü dün de bırakıp,anı yaşayacaksın!
Çünkü;Mutluluk emek ister,mutluluk sahiplenilmek ister...Kıymetini bilmek,doğru parçaları birleştirmek,
hissettirdiği o yürek çırpınışlarının o uçma duygusunun hakkını vermek ister...
Bir de o lezzetli anların dibini sonuna kadar sıyırmak ister:)))

Mutluluğun resmi: 
Bu kadar laf kalabalığından sonra;gelelim mutlu anların özetine;
Benim cırcır oğlum cuma günü de gidemedi okula...Böylece sabah kahvaltısını babaannesi ile birlikte yaptı,sonrasında da koca gün bizimle birlikte gezdi kuzu.Yani;hem hastaydı,hem mutlu:)Misafirler ağırlandı keyifle,muhabbetler edildi bolca...Önce vatanı kurtardık bol bol,sonra hacılık anıları tekrarlandı...
Aşkım bana demişti ki geçen gün;''Böyle bir araya gelince hacılık anılarından bahsetmeleri öyle hoşuma gidiyor ki;Ortak bir geçmişleri oldu,paylaşımları,kader arkadaşlıkları,bakıyorum o hallerine mutlu oluyorum,gurur duyuyorum inceden...:)''(ben de seninle koca adam,ben de seninle...)

Aile:
Cumartesi gündüz ailecek kültür park'a gittik...O kadar uzun zaman olmuştu ki gitmeyeli...Yürüyüş yolları,çay bahçeleri vs.oldukça güzelleşmiş ve yine her yer lale bahçesi rengarenk...Lunapark'a götürdük kuzuları ilk kez...İlk kez gördüler bu kadar büyük dönme dolabı,ilk kez gördüler ranger'da ters takla atıp çığlık çığlığa bağıranları?Şaşkın gözlerle ama mutlu bakıyorlardı:)
Dönme dolaba bindik önce...Tabii ben ne kadar dua biliyorsam okudum?Zira Adana;'da yıllar önce Dönme dolabı döndüren, o büyük çarkı çeviren ortadaki dingil(midir onun adı acaba?)çımış,dolap yana doğru eğilmiş ve insanalar içinden patır patır aşağıya dökülmüştü!:( Neyse;görüldüğü üzere bu sefer bir şey olmadı da geldim buralara iyiyiz diye yazıyorum:P Sonra da sadece atlı karınca...Geri kalan oyuncaklar hem daha park yeni açıldığı için tamir aşamasında hemde het yer toz toprak altında sevmedik,ayrıldık oradan...

Komşuluk: 
Akşamına komşularımızla Darüzziyafe'de idik...O Daruzziyafe ki;bizim için her zaman gülümseme sebebidir zira;onunda şöyle bir anısı var;Aşkımın beni yemeğe götürdüğü ilk yer orası...Sıcak bir yaz günü mekanın bahçesindeyiz...Biz aşk meşk,çiçek böcek derken...İçeride Mevlid başladı???:))Hem yemeğimizi yedik,hem mevlid dinleyip amin dedik:))Hala derim; beni yemeğe götürüp mevlid dinlettin,hayırlı bir iş için yapılan başlangıçın en hası ancak böyle olabilirdi diye:)))
*Darüzziyafe;Tarihi Türk mutfak kültürünü yaşatmak ve geliştirmek amacıyla kurulmuş, 15. yüzyılda inşa edilmiş Muradiye Külliyesi'nin imaret binasında faliyette bulunmakta.Külliye, İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'in babası padişah II.Murat tarafından yaptırılmış..Yani tarihi eser konumunda,vakıflara bağlı ve haliyle her ne kadar yemekte fasıl olsa da alkollu içki yok...Onun yerine hangi etle hangi şerbetin uygun gideceğini belirleyip şerbet veriyorlar:) Biz ahududu şerbeti içtik ,güzeldi,yakıştı yemeğin yanına...
Keyifli bir akşamdı...Ben her ne kadar orada dile getirmesemde,'veda yemeği' yer gibi hissettim komşularımla,sonuçta 3 koca yıl,alışmışım,sevmişim hepsini...Umarım yeni evimizde de böyle iyi insanlar girer hayatımıza....

Dostluk:
Ayrıldık komşularımızdan e daha saatte erken,dur dedik bir keşif yapalım...FSM'de yeni açılan Hayal Kahvesine gittik...Daha sağım, solum,vs.bakınırken a bir baktık dünya tatlısı bir çift bize bakıp gülmekte?Sevgili Elçin ve eşi orada,:)Şimdi gece daha güzel:)))
Hayal Kahvesine gelince;Eski'den Migros'tu orası:)Bir garip olmuş,tavanlar basık,çoook kalabalık ve ses düzeni kötü geldi bize...Bir de REDD diye bir gurup çıktı ki sadece 1 şarkılarını biliyormuşum?Mıy mıy söylüyorlar,kelimeleri yuvarlayıp yuta yuta?Allahtan müzikleri fena değildi...Zaten bizim amacaımızda onları dinlemek değildi..Biz dostlarla muhabbet edip,bir ikide ayakta dans niyetine sallandık?Eh o da bize yetti:)

Ödev:
Pazar günü,yine ailecek vakit geçirdik,Önce brunch,sonra koru...Gün geçti...Akşamına da gece'nin 1'ine kadar 2 adet itfaiyeci şapkası yaptık koca beyle..Okuldan ödev vermişlerde çocuklara?(Çocuklar yaptı canım,tabi tabi:P) Birlikte başladık ama daha yarısında uyudu bizim kuzular:)Olsun,zaten amaç,kaliteli vakit,birlikte birşeyler yapmak...Sonuçta;Bizde katıldık artık,çocuklarının ödevlerini-ama el işi ödevlerini- yapan anne babaların kervanına:P

Hastayım...
Yok ama öyle çok kötü değil,biraz kas,biraz baş,biraz boğaz ağrısı...Yatırmayıp süründüren cinsinden olacak sanırım bu da,zira benim yatmam için allah muhafaza serum vs.filan yemem lazım...
Kolay mı öyle;iş,güç,çoluk çocuk,koca sana bakarken -bakarken burada hastaya bakma anlamında değil,gerçekten ööööyleeee bakma anlamında kullanılmıştır-yatmak?:)
Şaka bir yana şifa dileyelim,şifa bulalım inşallah...

Hasret:
Aşkım yine düştü yollara...Ve yine Ankara:(
'Ankara ankara güzel ankara seni görmek ister her bahtı kara dırırıp dııp??'bile eylemiyor gönlümü...
Keyfim yok,onsuz geçen tek bir geceye bile sabrım yok...Yok yok işte yok...
Hani bir duvar yazısı var ya;''Beni bu saatten sonra Hüsnü bile şenlendiremez!''
diye...Öyle işte:(
(Hayırlısıyla,kazasız, belasız dön gel yine sev beni)

Hayat:
Olanca hızıyla akıyor ve getirdikleri götürdüklerinden daha çok çok şükür!Umarım güzel günler göreceğiz güneşli günler....
                                          
Haydi kaçtım,mutlu kalın:)

8 Nisan 2010 Perşembe

TAM ZAMANIN DA...

Doğum günü güzel geçti,yandaki harf kurabiyeleri zuzularımla birlikte hazırlamıştık,babamızın çok hoşuna gitti:)Benim sabırsızlar adamcağız daha kapıdan girer girmez akşam yemeği bile yemeden mumları üfletti...Ve tabi, kendi yaptıkları hediyelerini de verdiler hevesle...Öptük kutladık,üfledi,seromoni bitti dağıldık:))

Dün ev'i toplamaya başladım artık yavaş,yavaş...Havalar ısınıp güzelleştikçe, bağ,bahçe her yer yeşerince ve ben iyice coşup dellenince bir de...Dilimde'gidelim buralardan dayanamıyorum' şarkısı,habire dolapları döküp,hurçları dolduruyorum:)

Ve bu sabah itibari ile bizim evde artık bir de 'cır cır böceğimiz' var??:PBenim küçük aşkım dün akşam sabaha kadar uyutmadı bizi,bir karın ağrısı ki sormayın?:)Gurul,gurul,gurul,cııırrrr? Bu gün evde annesiyle birlikte...Mutfak çekmecemde ne kadar el bezi vs. var ise almış bana nasıl katlandıklarını öğretiyor sağolsun?:))

Yarın gündüz vede akşamına ağır misafirlerim var:) Ailemizin en bi büyükleri bize gelecek...Önce gündüz dr.işleri var k.validemin onu halledeceğiz,akşamına da bizde yemekteyiz...Yani bu da demek oluyor ki daha bir ince ev temizleyeceğim,yemeğe vs.ye daha bir özeneceğim? Şaka bir yana,aslında sağ olsun kadıncağızın(k.validemin)hiç öyle huzursuzluk verecek,tedirgin edecek halleri yoktur ama ben pimpiriğim ve yine tüm evi pir-u pak edeceğim işte ona da bir çare yoktur:P

Ve şehrimde yine yağmur var:(
Rahmettir,berekettir,iyidir diye kendimi pozitif düşünceler ile telkin etsemde...
Soğuktur,içime fenalıktır,güneşşsiz gökyüzü karanlıktır,artık bitsindir,bahar gelsindir vs. şeklindeki negatif düşünceler aklımda daha çok yer tutmaktadır:(

Güzel ülkemin gündemine hiç girmiyorum bu aralar, bilenler bilir mevcut gidişat için düşüncemi:(
Bir de zaten yazsam,hangi birisini? Al birisini vur ötekine siyesetini:(
Bu ara en çok dersane borcu yüzünden hapse giren annesini kurtaramayınca hayatına son veren o gencecik onurlu yüreğe,bir de hala bitip tükenmek bilmeyen şehitlerimize üzüldüm...Hani ne oldu açılım?Ne oldu çiçekler verip karşılamıştık dağdan inen ayıları!!!?:(((
Geçen gün bir yerde yazıyordu,araştırma yapmışlar?;Türk halkı en ses getiren olayları bile en fazla 11 gün içerisinde unutuyormuş?
Farkında olmak mı? Olmamış gibi yapmak mı?
Ya da sadece olanla yetinip,
TAM ZAMANIN DA YAŞAMAK mı?
Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI.....
Can YÜCEL
(Elif'e teşekkürlerimle)

6 Nisan 2010 Salı

KELİMELERİM SIRADAN AMA 'BEN' DOLUYDU...


BÜYÜLÜ SÖZLER BULAMIYORDUM,
BÜYÜLÜ SÖZLER YAZAMIYORDUM...

KELİMELERİM SIRADAN AMA ''BEN'' DOLUYDU...

HEYECANLARIM VE KORKULARIMLA BASİT''BEN''DOLU SATIRLAR VE GÜLÜMSEYİŞİMDİ SANA TÜM VEREBİLECEĞİM...

SUSKUNLUĞUMDU BİR DE, SENDEN KURULU GEÇMİŞİM,SENDEN BESLENEN YAŞAMIM.''

İyi ki doğdun,iyi ki eşim, iyi ki sevdiğim oldun...
Aşkımdın...Bir de üstüne x 2 yaşattın...
Nice,nice yaşların olsun bir tanem,
İyi ki yolculuğuna bizi de kattın...


Tugba Ozerk - Dogum Gunun Kutlu Olsun - Funny video clips are a click away

MUTLULUK ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER...

Yaşadıklarımız,yaşayacaklarımızın habercisidir...

Cumartesi günü,benim gibi ikiz annesi olan arkadaşlarımla buluştuk.5 anne ve 11 çocuk şeklindeki curcunalı kahvaltı keyfimiz görülmeye değerdi.(Esra'cığım bir kere daha tşk.ler:)
ikiz kardeşliği,rekabeti,kavgaları,birbirlerini kollamaları vs ,konularda konuşurken bir kere daha anladım ki;insanı en iyi aynı yollardan geçenler anlıyor.Öyle bir ruh halindeyiz ki;her şeyi iki kere yapmaya, iki farklı şekilde düşünmeye,davranmaya öyle alışmışız ki...Normal olan buymuş gibi geliyor:)
Şimdi,''tek çocuk,hiç çocuk'' diyeceğim ve belki bazılarınız alınacak ama üzgünüm,gerçek bu:P
Şaka bir yana deyip durumu toparlamak isterken ben...
'her şakada bir gerçeklik payı vardır' da şu cümleye ekleniverdi birden?:)
Neyse,konu dallanıp budaklanmadan demem o ki;annelik zor zanaat mirim...Rabbim hiç bir anneye evlat acısı göstermesin...Bundan sonra her ayın ilk cmt.günü; 'İyiki ikiziz' gurubu toplanıp faaliyetlerine devam edecek,bu konuda burada bitsin:)


Nicedir yazmamıştım ama hatırlarsanız bizim bir aşkı koruma ve kollama çalışmalarımız vardı...Uzun zamandır baş başa kalmamıştık eşimle...Aslında kalmıştıkta kışın karası,soğuğu derken, avm'lere hapsetmiştik kendimizi...

Neyse;Hava güzel;gün bugündür dedik çıktık evden,çocuklar evde sm ve gizoş ile keyifte...Ama laf olsun diye değil gerçekten keyifteler zira hafta içi 5 gün okula gidince evde kalmayı ve oyuncakları ile oynamayı özlüyorlar benim zuzularım.Eh gizoş ablaları da var bir de:))

Ve biz öyle bir pazar geçirdik ki; Fefkaladenin fevkinde ?...
Öğlen 12'den akşam 5'e :)
Fonda yunan ezgileri, yanında rakı,balık,deniz,meze...

Konuştuk...Uzuuun uzun...Anlattık,dinledik...
Eee ne var bunda? demeyin... Konuşmak önemlidir,geçen onca yıldan sonra hele ve hele ki bu iki konuşan insan evliyse?:))
Hani öyledir ya; Erkek avcıdır,kadın avdır..(Ya da tam tersi de vardır?) Her türlü uğraş sahip olana kadardır...
Sonra bir rahatlık gelir kişilere,atılan o imza belki de ileri yıllardaki sessiz sohbetlerin gizli bir anlaşmasıdır?:)
Tamam o kadar öldürmeyeyim ama demem o ki;paylaşım iyidir,insana kendini iyi hissettirir,ne kadar tanıdım ben seni desen de, farklı bir yüzünü görürüsün sevdiceğinin,farklı bir düşüncesine aşık olursun yeniden..Yani;Seversin yine yeni yeniden:)

Ve elbette çocuklar olmadan yenilen sakiiin yemekleri ve yapılan -gerçek sohbetleri- de özlemişsindir...
Peki gerçek sohbet nedir?
Kuştan, böcekten,en çok büyüten besinlerden,uzayıp giden oyuncak listelerinden,bana şunu, şunu dedi,bunu bunu yaptı şikayetlerinden,onu yiyeceğim bunu yemeyeceğim kaprislerinden,bitip tükenmek bilmeyen soru cümlelerinden yoksun olan konuşma biçimlerine gerçek sohbet denir:)))
Tamam çocuklarımızla geçirdiğimiz o anlar da çok keyifli ama 'menim özüm'arada bir '''esssss''' vermek istiyor:)))O 'esss'in tadı da en güzel baş başa kalınca çıkıyor...
Aşktan,meşkten,hayattan,ölümden...İnsan ilişkilerinden,eskilerden,yenilerden...
Çocuklarımızdan konuştuk sonra,canlarımızdan...
Hayaller kurduk bol,bol...
Fallar baktık birbirimize ciddi,ciddi:P
Kahve telvelerin de hayallerimizi aradık sonra...
Hayalleri değil belki ama ;
Kalp altında iki kişi gördük sarmaş dolaş:)Bir de baykuş gördüm ben ortada, bilge muhabbetlerimizin simgesi...Sondaki de bir kaç minik serçeydi sanki.

Kadehleri tokuşturduk,elleri buluşturduk,sorduk soruşturduk aşkı,cevabı kalbimizde bulduk:)

Şimdi....Bildiğini biliyorum ama yine de duy istedim;Çok seviyorum seni evimin beyi:))

İki de film var notunu düşeceğim;
İlk'i 'Neşeli Hayat' ki bence;'eh işte'ydi...
Diğeri de''Deli Deli Olma''Tarik Akan ve Şeref sezer'in başrolünde olduğu,keyifli ve gerçek bir filmdi...
Onu daha çok sevdik..Hala izlemediyseniz öneririm...

Gün içinde yine geleceğim...
Hadi kaçtım...MUTLU KALIN:)

2 Nisan 2010 Cuma

UZUN...ÇOK UZUN YAZI...

Ben okuyorum...
Mümkün olduğunca çok...
Her kitaptan bir cümle kalsa aklımda,tek bir paragraf değiştirse hayatımı,
kısacık bir cümle deriiiin anlamlar içerse ve beni içine çekse...
Sayfaları çeviririken, günleri devirsem...
Hep yeni bir şeyler öğrensem...
Daha da biriksem..
Birikimlerimi paylaşsam sonra,daha da çoğalsam,çoğaltsam kendimi...
Vs,vs,vs,Derken ben????
'TOMURCUK DERDİNDE OLMAYAN AĞAÇ ODUNDUR'(Cenap Şahabettin)'
u okudum, sustum:))
Yani;
Ben susayım tomurcuklar konuşsun:))

İlk Kitabımız;
YOK OLACAKKEN,VAR OLMAK;50.sanat yılını kutlayan büyük usta Müjdat Gezen ile düşünsel bir yolculuk...Düşünceleri,duyguları,aforizmaları,hikayeleri,şiirleri...
Bir kaç paylaşım;
POLİ=Çok
TİKA=Yüz
POLİTİKA=Çok yüzlü demektir...
Ama biz de çok yüzsüz olanları da bulunur.
*
ZEKA
İçinde zeka olmayan şeyleri sevmem.
Mesela;
kötüdür aptalca bir fıkra.
Çünkü özel zeka ister iyi fıkra anlatma.
Aklıyla övüneni de sevmem.
Olması gerekenle övündüğünden.
Mesela;
azken çok sanır bazısı kendini,
sandıkça daha da azalır.
İçinde zeka olmayan şeyleri sevmem.
Kötü kullanılan zekayı da.
'Zekiyim'diye yırtınanı da sevmem,
Çünkü zarar verir kendine yırtındığında.
Ben sevmeyi sevmeyenleri de sevmem.
Çünkü içinde zeka yoktur
iyi bakıldığında.

2.ve 3. Kitabımız;

NÜ PERİDE ve STRUMA(Karanlıkta bir ninni)...Ben okudum sevdim fazla anlatmayacağım...Sevgili Nilay'cım gayet güzel yazmış,anlatmış,onun yorumlarını okuyup bir de aynı düşünce de olduğumu farkedince üstüne ne desem boştu...Lütfen TIK....http://okuyorum-yorumoku.blogspot.com/

4.Kitabımız;Düş hekimi Yalçın Ergir'den YEDİ;Ben seviyorum tarzını,kısa yazılar ve şiirleri var.Keyifle su gibi neredeyse 2 saat içinde okuyup bitirdiğim bir kitaptı...

Kitaptan sevdiğim bir kaç alıntı;
İlk Damla En Büyüğüdür
mutsuzluk ilk, yalnızlık son damlaya gelir;
bir okyanus bile girse aralarına.
yalnızlık nasıl paylaşılmazsa,yalnızlıktan yakınılızmaz da;
çünkü mutlu bir yalnızlık,mutsuz bir paylaşımdan iyidir.
ilk damla en büyüğüdür
ve bardağa düşen ilk damla,taşıran son damladan önemlidir...

RUMUZ:TAŞRA KIZI
Avrupalarda,Amerikalarda okumuş,piyasaların nabzını tutan,
vitaminlerle ayakta duran,bir para uzmanıyım.
Bir taşra kızı arıyorum.
Süratli ve gülen suratlı mesajlar göndermese de,
gözlerinin içi gülen ve bu sıcaklığı esirgemeyen,
felsefe adına ezmeyip,dünyayı zehir etmeyen,
hayvan denince aklına ayıyı da,ineği de getiren,
Kimya Nobel'i almasa bile,tarhana çorbası pişiren,
gizemli hediyeler yerine,huzur da verebilen,
sade giyinen,senin için de dua eden,
bir bardak suyu gurur meselesi yapmayan,
dört lisan bilmese de,yumuşacık konuşan,
örgüden de,övgüden de,türküden de anlayan,
yokluğu da paylaşan,haksız da olsan kollayan,
küçük şeylerden mutluluk duyup,
tek şifresi s-e-v-g-i- olan

bir taşra kızı arıyorum.

Bir yaşamı paylaşmak,ona koca olmak,onunla bir yastıkta kocamak istiyorum...

Okurken beni gülümseten dizeler...Amma velakin taşralarda bile kaldımı böyle kızlar?

5.Kitabımız;
SÜPERMEN TÜRK OLSAYDI PELERİNİNİ ANNESİ BAĞLARDI...
Ahmet Şerif İzgören'i çok severim,yaşama bakışını,konuşmalarını,farkındalıklarını...Ve bunu paylaşma şeklini ve anlatımlarını...Şimdilerde Face'de bir çok video'su dönmekte ama kitapları da çok keyifli...
Daha önceki bir çok kişisel gelişim kitabından sonra,yine aynı mantıkla ama bu sefer toplum geneline hitaben yazılmış bir kitap Süpermen......

''Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım,toplumsal gelişin.
Etrafa da gram katkınız olsun''

Ben kitaptan uzunca bir alıntı yaptım...Aslında bu kadar uzun yazıp yazmama konusunda çekimserdim ama geçen gün gördüm ki zaten mail kutularında dolaşmaya başlamış hikayeler...O yüzden paylaşmak istedim...Hani bazen bir şey veya bir şeyler yapmalı?' diye yakınıp dururuz ya....

GİRİŞİMCİLİK
 Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: “Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.
-Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu
-Alıyorum.
-Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.
23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.
O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar.
Kütüphaneye de bir yazı asar: “Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.
“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.
Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.
Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar: “Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der. Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti). Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.
Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.
Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Girişimcilik ne biliyor musun? Bulunduğun yere yenilik katmalısın. Mutlaka adım atmalısın. Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir.
– Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var.

Bugünlük bu kadar tomurcuklanma yeter:)
Bu kitaplar çerez niyetine...
Bu aralar hiç roman okuma modunda değilim nedense?...Sanırım sıkıldım kurgudan?
Şu sıra felsefik takılıyorum:)
Okurken bir de üstelik neden bu kadar geç kalmışım ben bu dünyaya! diye bir de kendime kızıyorum...
Öyle keyifli ve doyurucu ki...
Geç kalmışlığıma misal;'Tanrılar Okulu'ki benim alış tarihim;20.02.2007!
Ve ben daha yeni okumaya başladım.O da D&R da vs.de kitabın yeni baskılarını görünce hatırladığım için:(
Neyse geç olsun güç olmasın diyelim toparlayalım...
Felsefe dizinden örneklemeler yapmak isterim ileride...
Halil Cibran'dan,Nietzsche'den... 
Kısmet?

Hadi kaçtım,mutlu kalın!:))