26 Şubat 2010 Cuma

Yağmurlu bir gündü...
Dıpdırıp dırıp dıııp
Tıpkı bugün gibi...
Dıpdırıp dırıp dıp.
:)))

25 Şubat 2010 Perşembe

ELİMDE KANDİL,GÖZÜMDE MENDİL?

'Her gününüzü hayatınızın son günü gibi yaşarsanız, bir gün haklı çıkarsınız'??sözü geçiyor aklımdan...
Tam yeri, zira mezarlıktayım...
Bugün diğer günlere göre daha bir kalabalık,malum kandil...Beklerler?
'Varım,yoğum' dediğimin,dünkü var olanım,bugün ki yitiğimin başındayım;Annemin...
Babam yine değiştirmiş çiçeklerini;Begonya ekmiş bu sefer de,güzel olmuş.Kuru yapraklarını temizledik biraz,biraz da su dökecektik ama dün yağan yağmur yeterince ıslatmıştı toprağını...Bıraktık öyle,yine de benden bir iki damla yaş süzüldü gitti, yolunu buldu toprağın da kendine...
Sonra;yine düşündüm elbet ama bu sefer demedim, dile getirmedim;Böyle olmamalıydı,çok erkendi gidişin vs.vs.vs.diye...
Sadece anlattım,çocuklarımı,eşimi,kendimi,abimi,babamı,tüm sevdiklerini,planlarımızı,umutlarımızı...
Hep iyi hallerimizi söyledim ama, hep mutlu olayları aktardım,-tıpkı hayatta iken yaptığım gibi-onu üzmeye hiiiç kıyamadım..
Bildiğim ne varsa okudum sonra,dua ettim,yolladım ruhuna-ruhlarına-(annem,dedem,anneannem,dayım)

Şimdi geriye kalan,gönüle dokunan,göz yaşartan anılar,özlemler sadece.
Bir de geçmez sızısı var ki...Bazen yürekte,bazen burnumun direğin de.

Ha bir de şu mübarek Kandil günün de,ben Allahıma dua etmenin derdin de iken geldi aklıma,dolandı dilime...Ki bilirsiniz en olmayacak şeyler belirir zihin de,diller allah derken,şeytan eyvah! dedirtir,'kapattım mı ocağın altını?'...Vs.
Neyse bir şekilde onu kovdum gitti de...
Şarkıyı çıkaramadım aklımdan,hem biliyorum o da sırf 'elimde Kandil,gözümde mendil' kısmından...
Aslında annem de çok severdi...Koysam sayfama,çalsam hatta eşlik etsem ince,ince?
Kandil günü yanlış anlaşılır mı,günah sayılır mı ki?
Sadece alt alta gelmiş ve melodilendirilmiş bir kaç cümle,bir kaç hece...

gün isiginda yola koyuldum
elimde kandil gözümde mendil
vefa ariyorum dost ariyorum
sefkat ariyorum ask ariyorum
vefa uzaklarda kalan bir his
dost eski sarkilardan bir iz
sefkatse bardaki sarisin kiz
dizlerimde derman
kandilimde yag bitti
bulamadim

MEVLİD KANDİLİMİZ MÜBAREK OLSUN...
ALLAH HEPİMİZİN DUALARINI KABUL ETSİN...

22 Şubat 2010 Pazartesi

GÜNÜN GÜLÜMSETENLERİ:))

Öncelikle;
DURU'cuğumun doğum günü:))))
(Nam-ı diğer-gelinim:P)
İYİ Kİ DOĞDUN GÜZEL MELEK...
SAĞLIKLI, MUTLU UZUN BİR ÖMRÜN...AİLEN VE SEVDİKLERİN İLE GEÇİRECEĞİN NİCE DOĞUM GÜNLERİN OLSUN...O GÜZEL GÜLEN YÜZÜN HİÇ SOLMASIN İNŞALLAH... ÖPÜYORUM DOĞUM GÜNÜ ÇOCUĞUNU VE ANNESİNİ:)(Şu an da sanaldan,çok yakın bir zaman da da gerçekten:)

-Sonra ;Elma var,Nar var,Kiraz var,Erik var.Koklamaya kıyamam benim güzel Manolyam var:)Çam var...Mor salkımlı Leylak var:)????

-Sonra;Kuzularım iyileşti,aşkım daha iyi,cmt.pazar baş başaydık.(sema hn.sağolsun:)Çok keyifli ve verimli bir hafta sonuydu diyeyim başka bir şey demiyeyim?:)

-Sonra;Nefis bir hava var dışarı da; bahar mı geldi,yaz mı geldi?Artık PC başından kalkıp çıkmam gerekirken hala bir şeyler yazasım da ondan mı geldi peki?:)

-Son olarak sevgili Ayşe'den,günün en çok gülümsetenini paylaşmak istiyorum sizlerle...
Zira;Çok iyi geliyor okuyunca, çooookkkk:)))
Haydi kaçtım,güzel bir gün olsun hepimize...

Avustralya’da, bir spor salonunun camında bir reklam; zayıf ve bronz tenli bir kadın, hemen yanında şu yazıyor:

“Bu yaz, denizkızı mı olmak istersiniz, yoksa bir balina mı?"

Afişteki mankenin fiziksel özelliklerinden çok uzak olan orta yaşlı bir kadın, spor salonunun reklamına sesli bir cevap veriyor:

İlgilenenlere duyurulur,

Balinaları arkadaşları asla yalnız bırakmazlar, yunuslar, deniz aslanları,meraklı insanlar..
Aktif bir cinsel yaşamları vardır, hamile kalır, sevimli bebek balinalar doğururlar.
Denizde yüzer, oynarlar. Polinezya adalarının mercan kayalıkları gibi muhteşem yerleri görme şansına sahiptirler.
Balinalar harika şarkı söylerler, CD’leri bile vardır.
Bazı insanlar dışında, onlara zarar vermek isteyecek tek bir varlık yoktur.
Dünyada herkesin sevdiği, koruduğu ve hayran kaldığı şahane hayvanlardır.

Denizkızı?
Öncelikle, denizkızı diye birşey yoktur.
Var olsalardı da kimlik karmaşası sebebiyle psikolog kapılarında sıra oluştururlardı. Balık mısın? İnsan mı?
Cinsel hayatları yoktur. Yanlarına yaklaşan erkekleri öldürüyorlar, nasıl olabilir ki? hem, iyice bir bakın, gerekli donanım nerede??
E, sonuç olarak çocukları da olmaz.
Zaten balık kokan bir kadını kim ister ki?

Sonuç?

Ben balina olmayı tercih ederim.

Medya sadece zayıf insanların güzel olduğunu savunuyor ama ben çocuklarımla dondurma yemeyi, beni heyecanlandıran adamla güzel bir akşam
yemeğinde sohbet etmeyi, arkadaşlarımla çikolata paylaşmayı çok seviyorum.

Zamanla kilo alıyoruz; çünkü, kafamıza o kadar çok bilgi yüklüyoruz ki yer kalmıyor ve bedenimizin diğer bölümlerine yerleşmeye başlıyor. Yani, biz
kilolu değiliz, inanılmaz kültürlü, eğitimli ve mutluyuz.

Bugünden itibaren, aynaya bakıp da kalçamı gördüğümde, şunu düşüneceğim:

“Allah’ım ne kadar da akıllıyım!”

19 Şubat 2010 Cuma

HASTA YAZI...

Bu hafta nasıl geçiyor hiç anlamadım?
Babamın son dr.kontrolleri vardı,bizdeydi bir kaç gündür...E torunları da özlemiş...Maşallah bir şey çıkmadı...Ve ne garip bir psikolojidir ki? Babam bu durumu''Eyvah ne yapacağız şimdi?''şeklinde karşıladı...Hani emardı,tahlildi vs.derken bir hayli masraf olduya sanki karşılığı bu olmamalıymış gibi?:))
Kuzularım hasta oldu sırayla...Önce kızım,sonra oğlum,klasik artık biz de ardı ardına:(
Tam kızım iyileşti,okula gitti biraz ben de dinlenirim derken dün öğlene doğru okuldan gelen telefonla bu sefer de oğlumu alıp dr.umuzun yolunu tuttum...
Ateş yok,boğaz ağrısı,nezle vs.şikayetler yok..Sadece istifra:( Bu ara salgınmış zaten,mide-bağırsak enfeksiyonu...Bize de gelmiş hoş gelmiş sefa gelmiş...
Bey zaten hastaydı bir kaç gündür,ardından çocuklar, bense -her zaman ki gibi?-ayakta geçiriyorum:( Yut hapı dolan,en azından yıkılma ayakta kal? Başım çatladı dün mesela,kaç tane ağrı kesici yuttum akşama kadar.Ancak açıldı gözüm.
Neyseki geceyi sakin geçirdik...Ve bu sabah güneşli ve güzel bir sabaha uyanmanın tadı eşliğinde baba,oğul, anne üçlüsü olarak-ama okuldaki prensesin yokluğuyla biraz mahsun- yaptık sabah kahvaltımızı...
Nitekim son durum;Şükür bugün daha iyiyiz:)Anne oğul evdeyiz,bekleriz:)

16 Şubat 2010 Salı

BİR KADIN...

Bir varmış bir yokmuş...İki azmış, bir çokmuş.
Yağmur yağmış göklerden, gözler yağmura eşlik etmiş,
Göz yaşı dediğin nedir ki? Sözler dökülmüş yürekten,anılar peşi sıra gitmiş.

Bir kadın var...
Bir kadın.
Kendine göre bir kadın bu...
Kendi halinde yaşar gider hırsı yok,telaşı yok...
Zamanla alıştı kendine,kendi ışığının içinde yaşamaya, gözü tok...
Umutlandı, mutlandı çoğu zaman...
Mutluluğundan yaralandı sonra...
Sezmekte ve susmakta ustalaştı yüreği...
Korumak için kendini,
Korkar oldu huzurunu dillendirmeye, sebebi çok...

Yüzün de sakin bir ifade var.
Gözleri mutlu bakıyor,hatta bir çocuk masumluğu ve unutkanlığın da?..
Yine de hüzün çokca geçmiş o gözlerden belli.
O yüzden bazen nemli, bazen terelelli?:)
Bakan göze göre değişiyor duruşu,
Kimisine yakın, kimisine uzak...
Nice ağır yükler vardı ruhunun için de...
Nice acılar,nice hasretler,
Kader denir,keder denir adına....Ah bir garip tuzak?

Bir zamanlar geçmiş kendinden...
Ama bir an vazgeçmemiş sevmekten,direnmekten..
'Sessiz' gururu aykırı gelmiş kimine?
Denemiş,izlemiş,beklemiş...
Ve günün birinde anlamış kadın; Yöntem bu? Hep böyle? Değişmeyecek!
Bu durumda?..
Bırakmış hepsini ardın da,silmiş,gülmüş,susmuş kadın...
Bitmemiş işler gibi kalmış hevesler yarım yamalak kursak ta:)

Hayatı da,insanları da delicesine sevmiş yine de...
Emek vermek,çokca sevmek,sevilmek,paylaşmak olmuş hep işi...
Güzel midir? Bilinmez?
Sevgiyle bakan göz için ' o ' bu dünyadaki en güzel dişi:)

Önce kendini doğuranı sevmiş,sonra doğurtanı,ondan önce gelip ona yol açanı da...
Sonra yol arkadaşını bulmuş onu da çok sevmiş,onu sevdiği için kendini daha da çok!
Aşkı tanımış;
Erkeğin mutluluğu 'istiyorum' olmuş,kadının mutluluğu 'istiyor':)
Kendin den öte sevmiş sonra, anne olmuş...
Acıya, derde, kedere, siper etmiş kendini Eren olmuş,
Taviz vermemiş doğrudan,yalana,hayata karşı dimdik durmuş Elif olmuş...


'Bir varmış,bir yokmuş' diye başlamış tüm masallar...

Mutlu bir masalmış onunkisi...

Ve 'Kadın' yine 'susmuş'...

:)))

14 Şubat 2010 Pazar

ÜÇ NOKTA...

...
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu...

İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük...
....
(cemal süreya)

SENİ SEVİYORUM...

DÜNÜM,BUGÜNÜM,YARINIMSIN...

GERİSİ?

SADECE ÜÇ NOKTA...

12 Şubat 2010 Cuma

KİMİN UMURUN DA?..

Bu aralar ben;
Yazamıyorum eskisi gibi...
Akıp giden zamana kapıldım...Zamanın cazip boşluğuna?
Yokluğun da ne yaptın dersen blog?
Kuracağımız 'yeni hayat' için uğraşıyorum zevkle...
Henüz ayrıntı yazmayacağım, bin bir sebeple?
Mevlana'nın dediği gibi;
'''DÜNYA'YI İSTERKEN DE SUS,BİR DİLEĞE KAVUŞMAK İSTERKEN DE...
ÖYLECE SEYRE DAL GİTSİN...'''
Çok kitap okudum, çok film izledim, çocuklarımla gezdim,eşim ve dostlarımla Sertap'a da gittim, Sertap sonrası çorbacıya da...
Bir başka gün aşkımla başbaşa burada yazdığımı yaşamaya da...
Yazdım ya rahatladım blog...Verdim hayatımın hesabını?:P
Peki şimdi tüm bunlar kimin umurun da? diye düşünürken eskilerden aklıma geldi,hepsini çok severdim...
Evet aynen öyle dedim gülümsedim...Ve siz de gülün istedim...
MANA MANA?
Ne anlama geldiği kimin umurun da?
Güzel bir hafta sonu olsun hepimize,aşk dolu,sevgi dolu:)
Sarılın, sarılın.... Çekinmeyin sarılın yanıbaşınızdaki AŞKınıza:)))))


5 Şubat 2010 Cuma

LOST' umu izledim bekliyorum? :P

AÇIK ADRES...

Sorma bu ara şu halimi
Bu acıların hepsi mi daimi
Yazık oldu her iki tarafada şimdi
Sence daha iyi mi

Bir gün oldu iki gün oldu
Ay oldu yıl oldu ümitlere
Unutmuyor gönlüm seni
Seviyor her gün her gece
Yoruldu , duruldu, kırıldı , vuruldu bi kaç kere
Yazılıdır hepsi hikayede,

Yok mu bir haber alan
Yok mu gören
Bu mudur adetin
Bu mudur tören
Yaz ya da söyle bulamadım böyle
Neresi açık adresin neresi yören?

:)))))))))))))))))))))))))))

DIŞARI DA KAR VARDI,İÇERİ DE...

Dışarıda kar vardı, sonra o kar buz oldu derken...

Yine yapamadım, göndermedim çocukları iki gün okula. Sabahın o ayazın da sıcacık yatakların da melekler gibi uyurlarken hele hiç kıyamadım. Gün içerisinde bu kararımdan pişmanlık duyduğum anlar da oldu tabi ki olmadı diyemem? Her şey her zaman güllük gülistanlık olmuyor öyle... İki farklı karakter?İki farklı cins?Çoğu zaman anlaşsalar da, bazen tek ortak noktaları sadece yaşları ve bitip tükenmek bilmeyen enerjileri oluyor,maşallah:)

Bu iki güne neler sığdırdık yine de ama; Ne hikayeler,ne oyunlar,havuçlu kekler,çilekli pastalar.
Tiyatro sahnesi kurduk,kağıttan kuklalar yaptık,salondaki koltuk minderlerini yere atıp,üzerinde zıpladık?:)
Ev dağıldı,dağılsın hiç dert değil,gerçekten...Sonuçta ne iş bitiyor ne güç?
Hem çocuklar evdeyken ev toplamak,temizlemek,kar fırtınası sürerken karı küremeye benziyor!..
Az önce sevgili Handan eklemiş sayfasına ıslak ıslak...Yazarken nasıl da iyi geldi...

Sürerim buluttan tarlaları
Yağmurlar ekerim göğün göğsüne
Güneşte demlerim senin çayını

Yüreğimden süzer öyle veririm
Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım
Ben feleğin tekerine çomak sokarım
Yeter ki ıslak ıslak bakma öyle


İstediğim aynen bu ve bunun içinde ne evi ne yeri düşünecek değilim!
Çok ıslattım zamanında kendi gözlerimi...(ev için değil elbet:)
Artık ıslak ıslak bakan gözlere tahammülüm yok benim!
Hele çocuklarımın hiç!

Önemli olan onların ve haliyle benim,bizim mutluluğumuz...
Bu sebeple;
Dışarı da kar vardı,içeri de huzur...
Dışarıda kar vardı,içeride iki,pardon üç muzur?

Hani bazen yaramazlıklarından şikayet ediyorum ya?Ayıp ediyorum oysa...
Çocuk olmanın en doğal getirisi değil midir?Eğlenmek?Oynamak?Şımarmak?
Hem çocuklar kimi örnek alır? Anneyi? babayı?
Peki annenin çocukları örnek alması nasıl açıklanır?
?????:)))))
Vallahi şu bedenden 'iki çocuk' çıktı...
Amma velakin 'içimdeki çocuk' çıkmadı? Büyümedi?
Seviyorum bu halimi...
Ve umarım hiç kimse 'sevginin' tadını unutacak kadar da büyümez!

Babacığımın tahlilerini yaptırdık,sonuçlarını da aldık bu arada.Çok şükür ki üstesinden gelemeyeceğimiz önemli bir problem yok.Biz de kaldı geçen akşam,torunlarıyla uyudu,oyunlar oynadı...Ve ben o oyun zamanların da molalanırken bir kere daha eskileri ve aynı evin içerisin de dede,nine,dayı,teyze birlikte yaşayıp büyüyen çocukların neşesini anımsadım:(

Bugün gittiler okula...Ev sessiz,ev sakin?
Koca beyle kalan havuçlu kek'i sabah kahvaltısı yaptık...
Dün'ü düşündüm ister istemez;
Peynir,zeytin reçel vs.üst üste koyup apartman yaptığım 1 yudumluk küçük ekmek dilimlerini...
Gülümsedim...
Pencereden baktım...
Dışarı da yine kar vardı.

2 Şubat 2010 Salı

AYNA...






Ya olduğun gibi görün...

Ya göründüğün gibi ol...

Pardon????

:))))

İSTANBUL'A GELDİM YOKTUNUZ?



Cumartesi günü buradaydık.Feribot 07:30 da olunca sabah erkenden yollara düştük.Hava şansımıza güzeldi,en azından yağmur yoktu hatta öğleden sonra güneş bile açtı.Gelelim gösteriye;Çok beğendik,çocuklar hep izledikleri masal kahramanlarını karşılarında görünce heyecan ve şaşkınlıkla baka kaldılar resmen.Ben bile uzun yıllardır tanıdığım dostlarımı görmüş gibi oldum öyle mutlu, mutlu.Kostümler,sahne düzenlemesi,seslendirme çok başarılıydı.Biz önlerdeydik o yüzden çok engellenmedik ama bir çok arkadaşım satıcılardan rahatsız olmuş.Tek zorlandığımız satılan ürünlerin yüksek fiyatlarıydı;En basiti;1 paket mısır 20 ytl, e bizde halliyle herşey x 2...Oyuncak kısmına ise hiç girmeyeyim ufak çaplı soyulduk.Dönüş yolunda ise züğürt tesellisi olarak -'ama çok mutlu oldu çocuklar' 'olsun canım kırk yılda bir?'ve 'Bu günün anısı oldu bir yerde?'gibisinden cümlelerle teselli ettik kendimizi?
Öğleden sonra da baktık hava güzel güneşli,dönüş feribotumuza da 3 saat var, ver elini Sultanahmet...Gezdik,güvercinleri besledik,meşhur köftesini Tarihi Sultanahmet Köftecisin de yedik.(Ama İnegöl köfteyi yemiş bu bünye Sultanahmet köftesini pek beğenmedi:P)

Sonra ben?
Ben hep bakındım etrafıma acaba blogdan tanıdık bir yüz görür müyüm diye?
Hani kırk yılın başı istanbula gelmişim siz de hasretle beni beklermişsiniz gibi?:)
Göremedim,belki de gördüm de tanımadım onca insan içinde ama garip bir histi çok garip? Bilmediğim yüzler de Lale ablayı, Elçin'i, Ceyda'yı, Öykü'yü, Meltemi aradım. Hamilelere Gülcan diye baktım:)
.
Sonra İstanbul?
İstanbul yine çok karışık geldi bana hem karışık hem de tozlu?İstanbullu dostlar alınmayın ama ben de niyeyse böyle bir etki yaratıyor sokaklar,dükkanlar? Sultanahmete gitmek için bindiğimiz taksiyle, Çatladı Kapıdan ve o dar sokaklardan geçerken karar verdim buna sanırım...
Bilmiyorum belki de trafiği,kalabalıklığı,karmaşası,ve o karmaşanın tozu dumanı bu duyguma neden...Ara ara gelişlerimiz de günü birlikte olsa çok gezdik eşimle çocuklar doğmadan önce.
Ortaköyü,bebek'i, istiklal cd.sini,Beşiktaşı,Kapalıçarşıyı,sahafları,Yerebatan sarayını,topkapıyı.
Güzel yerlerini de gördüm,hayatımın anlamı iki güzelimi,iki nur tanemi ilk orada görüp sevdim oysa...
Nihayetin de son kararım şudur ki; Kişiyi bir yere bağlayan anılar,yaşanmışlıklar,alışkanlıklar...
Öyle günü birlik gidiş gelişlerle karar vermek doğru değil o yüzden şimdilik ben İstanbul'u;
'Bir İstanbul Masalı' ndan,'Kapalıçarşı'daki sıcak insani ilişkilerden,şiirlerden,resimlerden,
İstanbullu tanıdıklarım ve blogger dostlarımın anlatımlarından sevmeye devam edeceğim...
Hani 'seni uzaktan sevmeeeeek aşkların en güzeli' misali...

Sonra?
Sonra bir de 'aynalar' var onlar da az sonra:)

1 Şubat 2010 Pazartesi

MİM&MİM

Sevgili Yaşamın Kıyısında Nur hn.beni çok anlamlı bir mim için seçmiş teşekkür ederim...Mim kuralları şöyleymiş;
Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
Üç kişiyi mimliyorsunuz ve mimlediğiniz kişinin bloguna not bırakıyorsunuz.("Ortaya bıraktım, isteyen alsın." demiyorsunuz.)Ayrıca olabildiğince bu konuda mimlenmemiş blogları seçmek için özen gösteriyoruz.
*Mimlediğiniz blogların da linkini veriyorsunuz.
Yapacağımız, aşağıdaki sorulara düşüncelerimizi yazmak.
1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5)Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?

1-Dokunulmazlıkların kaldırılması hakkında:Günümüzde milletvekillerinin çoğu işledikleri çeşitli suçlardan yargılanamadıkları için büyük çoğunluk milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istiyor.Ben ise milletvekillerinini meclis kürsüsünde açıkladıkları siyasi görüşleri dışında suç niteliğindeki eylemleri için yargılanmalarının Anayasa Mahkemesi ya da Yargıtay tarafından verilecek bir izin ile olması gerektiğini düşünüyorum.Zira bu şekilde bir izin aşaması olmadığı takdirde hükümetin muhalefeti sindirmek için çeşitli isnatlarda bulunabileceği ihtimali çok yüksektir.
2-Demokrasi geçmişi çok da eski olmayan ve bulunduğu coğrafya itibariyle siyasi hayatı çalkantılarla dolu olan ülkemizde seçim barajının kaldırılması istikrarsız bir yönetim doğuracağı için karşıyım.
3- Adayların belirlenmesinde mutlaka ön seçim usulü olmalı,parti liderlerinin milletvekili aday listelerini belirlemede tek karar verici güç olmaları engellenmelidir.Bu yapıldığı taktirde partilerde gerçek fikir özgürlüğüne dayalı demokratik ortam oluşabilir.
4-Yargı bağımsızlığı demokratik bir toplum için vazgeçilmez bir unsurdur.Adalet devletin temelidir.Yargı bağımsızlığı içi yargıç teminatı olmalıdır.Yargıçların maaşları ülkedeki en yüksek maaş seviyesinde olmalı , yargıçlar vicdanları ile cüzdanları arasında kalmamalıdır.Yargıçların atama ve terfi işlemlerine bakan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki Adalet Bakanının ve Müsteşarının üyeliği sonlandırılmalıdır.
5-Medya bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor ve sizce var mı? diye sormak istiyorum ben de...
Ve bu anlamlı mimi sevgili, İçimden Geldiği Gibi'ye, Aydan Atlayan Kedi'ye ve Toprak Büyürken'e paslıyorum... Kolay gelsin.

PS:''Dokunulmazlık Mim'i''ni başlatan sevgili Aysema hocam'a teşekkür ediyor,ayrıntılı bilgi almak ve bu konu ile ilgili ona ulaşmak isteyenler için aşağıdaki linki veriyorum...
http://ruyalargercekoldu.blogspot.com/2010/01/aysemadan-blog-dostlarina-sobee.html

************
Sevgili Kitap Kurdu mun mimin de sıra...Konu;Hakkımdaki 7 ilginç şey?
Ben ilginç miyim? diye düşünürken buna benzer bir mimi uzun zaman önce cevapladığımı hatırladım.İşte o yazdıklarımdan da alıntılıyarak ilginç hallerim?
1-Ana kara ile bağlantısı olmayan yerlerde yani adalar da huzursuz olurum.İncecik bir yol ya da köprü ile bağlansa bile yeter bana.(bknz:Cunda)
2-Araba da kitap vs.okuyamam.Midem bulanır.
3-Küçük yaşta izlediğim gremlinler sayesinde bu yaşta bile hala yataktan elimi kolumu sarkıtıp yatamam.
4-Çoğu zaman rüyalarıma kaldığı yerden devam edebilirim?
5-Yanımda yürüyen kişi ile mutlaka ayak uyumu ararım.Sağ sol aynı anda adım atılacak,yani ikimizde uygun adım yürüyeceğiz mümkünse.Hızlı veya yavaş olması farketmez yeter ki uyumlu olsun.Olmazsa garip bir şekilde çok rahatsız olurum.Eşimle gezerken eğer uygun adımı bozarsak,hemen çaktırmadan küçük bir hareketle ayak değişimini yaparım.Tabii bu değişimi yaparken hızlı hareket ettiğim için hafifçe zıplarım.Bu yüzden karşıdan bakan biri için 30-40 adımda bir zıplayıp yürümeye devam eden bir insan tipi oluştururum:)
6-Satın aldığım kitaplara,o günün tarihini atarım, kitap evinin ve şehrin adını da mutlaka yazarım( 12.01.1998-D&R Ankara) gibi...Eğer yazmayı unutmuşsam eski fişleri vs.kayıtları inceler mümkünse doğrusunu, kesin tarihi bilemiyorsam da tahmini bir satın alma tarihini not düşerim.
7-Önemli şeyleri unutmamak ve yaptığımı hatırlamak için yüksek sesle emir tekrarı yaparım...öR:Ütünün fişini çektim?
Bu mimi paslamıyorum bu defa, arzu eden buyursun:)