30 Aralık 2009 Çarşamba

BİR KUŞ KANATLANIR ŞU GÖNLÜMDEN...

Fotoğraflar son bir kaç haftadan karışık.Bazen tek bir kare cümlelere bedeldir ya hani?
Uzun uzun anlatmadan,yormadan, yorulmadan...
Çünkü;Bu ara zaman ayıramıyorum yazmaya...Biraz da canım mı istemiyor ne?
Hani yıl sonu gelmiş olmasa,'hadi bir ses ver artık' diyenler eşliğin de...
Bir hafta daha uzarmıydı bu tatil? Neyse...
'Bir yanımız yaprak döker,bir yanımız bahar bahçe' formun da girdim yılın son haftasına...
Sevinçlerle karışık hüzünler içerisindeyim...
Memleketin hali malum,herkeste adı konulmamış bir korku...Korkuyoruz:(
Oysa;Korku insana yavaş yavaş farkındalığını kaybettirir!?
Farkında mıyız?
Yarın ne olacak bilinmezliği?(Ya da bilinen ama dile getirilmeyen!),persepolis örneği,iran gerçeği....
Bir de uslup sorunu yaşayan 'odunlar' var ki,meşe ağacının kökleri!!!Göre göre, bile bile,nereye kadar !!:(
Önümüzü göremiyoruz diyorlar,oysa görmek için illaki bakmak gerekmez, bazen dinlemek de gerekir.Zira 'bizim ilgili şahıs' bağıra bağıra konuşuyor ve bağıra bağıra geliyor muhtemelen o korktuğumuz???
Bu mu? diye düşünüyorum,içim yanıyor,bu mu hakettiğimiz?bu mu Atatürk Türkiyesi?Bu mu layık olduğumuz düzen ve hepimizi 'sadece!' üzen?
Sadece kısmından sonra hep aynı yazı(mail) geliyor aklıma,
Yılı hatırlamıyorum;Yer Türkiye,yönetim şeriat:(Baba ve oğlu eski fotoğraflara bakıyorlar...Çocuk soruyor haliyle, eskiyi, yeniyi sorguluyor...
Peki hiç bir şey yapmadınız mı baba?Tepki vermediniz mi?

Baba derin bir iç çekip cevap veriyor; Vermez olur muyuz oğlum? bize gelen bütün 'uyanış'mailleri forward ettik?!:((
Her seferin de en çok da çocuklarım için üzülüyorum:(
***

Ve işte yeni bir yıl daha geliyor...Tüm yaşananlara rağmen yüreğimin kanat çırpışlarına engel olamıyorum...
'Bir kuş kanatlanır şu gönlümden...Çırpınır çırpınır da uçamaz...':)
Hayatın, yaşamanın, ya da sadece insan olmanın güzelliği de bu sanırım...
Gelecek kaygısı taşırken bile gelecek için uğraşmak,bir çoğunu gerçekleştiremese bile planlar yapmak bir de üstüne...
Faniliğini bile bile hem de... Hepsi bir yana tek dilek;iyi şeyler düşünüp iyiyi ümit etmek belki de...
-Bu seneki yeni yıl kutlamasın da evsahibi takım bizim aile:)
-Ağacımız haftalar öncesinden hazır...
-Ağacın yanındaki gülen çocuklar da öyle:)
-Kurabiyeler hazır...(Vitray Cam kurabiyeler;ağaca asmak için -ki bence çok güzel bir görüntü oldu:)-E sonra zuzularımla birlikte yaptığımız ve-tarifini nette nereden almıştım unuttuğum?:(-
zencefilli,tarçınlı,çam ağaçı,kuzu ve melek formlu diğerleri:)
-Narlar hazır...
-Hediyeler hazır...
-Ve 'kırmızı'?lar da öyle:P


'Örümcek Adam' ve 'Prenses':) 2009'un son ayın da bizim eve geldiler...
Hatta 'prenses' kostümü içindeyken kendisine gülümseyen müşterileri görünce dedi ki;
'Anne gördün mü? Beni 'güzel' zannettiler'????
Annem,kuzuuummm,kıyamam,sen her halinle,kıyafetinle zaten çok güzelsin dedim...'ne insanlar gördüm üstünde elbise yok ne elbiseler gördüm içinde insan yok' şekilindeki felsefi kısımlara ise şimdilik hiç girmedim...(Dünyasına bakar mısınız?Ne kadar saf ve temiz...Ve ne olurdu bir kaç günlüğüne ben de çocuk gözüyle şu dünyayı yeniden sevseydim)
'Örümcek Adam' da kostümü giyip koltuk tepelerinde duvara tırmanma çalışmaları yaptı hemen,tırmanamayınca da çok bozuldu haliyle:)



Davul mu? O oğlumun ilk vukuatının,okuldan gelen ilk şikayetinin hatırası?
Patlaşmış davulu bizimkisi:)
Malum birazcık ayarsız enerji yaşıyoruz bu aralar...Hani 'çocuklar uyumaz şarz olur' derler ya işte o hesap...
Cumartesi tamir ettirdik,üstüne hava güzel dedik,
ailecek,yürüyerek yaptığımız heykel turumuza,bir mahfel,bir de yeşil türbe ekledik...Pazar günümüzü ise 'Kahraman Karınca' ile çeşnilendirdik...(Şükür,çok şükür)

İnişleri,çıkışları,doğruları,yanlışları,sevinçleri,hüzünleri
ile koca bir yıl daha geçti işte ömrümüzden....
Umarım hepimiz için yeni yıl da hep iyi şeyler olsun...
Olmayanları da biz olduralım ya da gücümüz el verdiğince.
Önemli olan;
'LİMON'DAN, 'LİMONATA' YAPABİLMEK DEGİL MİDİR ZATEN?:)))

22 Aralık 2009 Salı

YİNE Mİ BAMYA??!!

Yazmak...Bazen zor, bazen kolay...
Yaşarken-hatır da kalası-anlar, yazarken önemini kaybediyor sanki?

Bu bağlam da; Şunu yaptım,bunu ettim şeklindeki rapor verir tarz da yazılar -çoğunlukla sahibini ilgilendirdiği için-okurun sıkılma ihtimalini düşünen bendenizi de ikilem için de bırakıyor?
İç ses diyor ki:Blog benim, benim anılarım,benim hayatım, yazmam lazım ama okur ne diyecek??? Yine mi Bamya??!!!
Ha tabi bir de buradaki yazılar var!Dehşet içerisin de ama gülümseyerek okuduğum ve şaka olmasını umduğum!!! Yok artık bu kadar mı?blog, mulog yazmasam mı? dedirten...Belki bilen göreniniz vardır...O yüzden fazla yorum yok,kınama var; cık, cık, cık, cık :)

Nihayetin de bu ikileme kendimce şöyle bir çözüm-açıklama-getiriyorum...
Blog=Günlük?....Günlük=Blog?
-Günlük;kişiye özel olup,sadece yazarı tarafından yazılıp,okunması tasarlanan, kişinin özelini,tüzelini,aşkını,sevdasını,mutluluğunu,kavgasını,rahatça yazdığı, genelde sandık içlerinde,yastık altların da özenle saklanan ama en sonun da -tıpkı eski türk filmlerindeki gibi- mutlaka başkaları tarafından da okunan yazılar topluluğudur.
-Blog ise; aynı amaçla yazılan ama direk başkaları tarafından okunan yazılardan oluşur.
Nihayetin de ortak payda ''başkaları''dır...O başkaları sizin yazılarınıza-ve haliyle duygularınıza, hayatınıza- yorum yapan,mutluluğunuzla gülen,derdinizle üzülen kişilerdir...
Kişi;başka blogları ya da kitapları okuyarak,filmleri izleyerek,benzer hayatlar da kendi yalnızlığını,acılarını içselleştirmekten kurtulur.Sonuçta ne kadar özel görünse de,yazan için aslın da amaç hayatını bir şekilde deşifre etmektir...
Çoook mutluyum? lay lay looom:)
Ya da acıların çocuğuyum:(
ya da hepsi...
Yanlış mıyım???
Hem günlük tutan hangi film kahramanı filmin sonun da, niye benim yazılarımı,özelimi okudunuz diye çemkirdi ki???:)))
Ya da hangimiz o türk filmlerinin sonunda hatıra defteri okununcaya ve kadının ya da erkeğin aşkı, masumiyeti,iyi niyeti ortaya çıkıncaya kadar kıvranmadık?:))
Yani aslın da her şey hayatı paylaşmak için...Bizim gibi blog yazarları içinse bu peşin peşin:)))))

O yüzden şimdi bu kadar lafın üzerine uzun uzadıya anlattırma bana blog ama bil ki;hoş olmakla birlikte,hiç boş geçmedi günlerim.
Fotoğraf kursum nihayete erdi,deneme çekimleri yaptık gülüş,cümbüş:)Aşkımla yeni yuvamız için koşturduk, hafta içi dostlarımızın da stand açarak katıldığı yeni yıl kermesine gittim,evde yeni yıl ağacımızı kurduk,hediyelerimizi hazırladık:)hafta sonu karı koca baş başa saatleri,biraz iş,biraz keyif ,pazar gündüz bir güzel meleğe hasta ziyareti,akşamına Fsm balıkçısı....

Bu kadar işte kısaca;Yaşıyorsak bir şekilde ve sevdiklerimizle paylaşıyorsak bu hayatı,ne aşkın,ne de huzurun ispatı için boşuna yorulmasın kelimelerim:) Bilen bildi,duyan duydu nasılsa ve umarım ki anlatabildim derdimi ve yine umarım ki iyi ki yazmışım dediğim yazılardan birisi olsun bu da.(Ps:Alıştınız artık karşık olmuş biraz sanki yine :)

15 Aralık 2009 Salı

Geldi :)
Nasıl bir şeysin sen?
Nasıl bir bağlılık benimkisi?
Nasıl hem sever,hem kızar,hem de sana taparım?
Ve gözümün önündeyken anlamaz da...
2 gün görmeyince özleminden yanarım!?


Uzun oldu, ne zor oldu
Kalp yoruldu dön gel, herşey kalsın
Yalnız aşkla, yalnız aşkla dön gel
Affettim, kendini akla,
Sende aşkla, yalnız aşkla dön gel
Yak gel bildiğin ne varsa
Sat gel, gözüm yok para pulda
Yalnız sanadır bu hasretim
Dön gel vaktimiz daraldı
zaten şu yalan dünyada
Gel inadı sevdiğim

Ps:Bir şey yok,iyiyiz,aşığız ve halen inadına sevgiliyiz:)
Sadece kocabey 2 günlüğüne iş için Ankaradaydı...Ben de evde 'Ankara, Ankara seni görmek ister her bahtı kara' formundaydım...
Özledim,yazdım...Hepsi bu:)

13 Aralık 2009 Pazar

ÖPTÜM SENİ ÇOK....

Pazar sabahı için oldukça erken bir saatte ayaktayım...
Kızımla öpüşüp,koklaşıp yağmuru seyrediyoruz,çayın demlenmesini bekliyoruz...
Ve elbette yumurta da kaynıyor ocakta ve yanın da peynir,bal,tereyağ...
Dışarıda yağmur,içeride mis kokular, çaydanlığın buharından mutfak camı buğu olmuş ismimizi yazıyoruz...
Kızım; ''Sabah keyfi yapıyoruz değil mi anne?'' dedikçe daha da bir keyifleniyorum...
İlerleyen saatlerde evin erkekleri de katılacak aramıza ama bu anlar 'anne kız' saatlerimiz ve bize özel...

Ve bugün 13 Aralık...
'Annem' diyerek boynuna sarıldığım güzel kadının esas aleme gidişinin 3.yılı...
Nurlar içinde,cennet bahçelerinde uyu anneciğim...
Eşin aynı,oğlun aynı,kızın aynı,damadın aynı,torunların aynı...
Bıraktığın gibi, bıraktığın yerde...
Ruhuna duacı...
Sevgimiz aynı,hayat aynı,sevinçler aynı,acılar aynı,hükümet bile aynı?
Bir tek özlemine çare yok...
İşte o farklı.

Şimdi ben de 'anne'yim ya artık hani...
İşte o iki melekten biri sesleniyor mutfaktan;'Piştiler anneee' diyerek.
Kızımı yumurtaların başın da bırakmıştım da sayması için:)

Öptüm seni çok, hem de çooook, çoook annem...

11 Aralık 2009 Cuma

SENSİZ OLMAZ...

Bu sabah yalnız uyandım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok
Sensiz olmaz
Kahvaltım anlamsızdı
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
İlk sigaram bile tatsızdı
Sensiz olmaz
Anlaşılan alışmışım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Bir verdiysem iki almışım
Sensiz olmaz
Aşk bir dengesizlik işi
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Dengeye dönüşen bir sevgi
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım

Yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Hep tekdüze, herşey dümdüz
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, huzursuz
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım

Gece gelmiş, yatağım boş
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Sen uzaktasın, ben uzanmış
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, biraz huzursuz
Sensiz olmaz

Yine kendi kendime sormadan duramadım
Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım




Bulent Ortacgil - Sensiz olmaz
Yükleyen sayit. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Su olsam, ateş olsam
Göklerdeki güneş olsam
Konuşmasam taş olsam
Yine de oynar mısın benimle

Susulsam kusur olsam
Ağızdaki küfür olsam
Doğuştan esir olsam
Yine de oynar mısın benimle

Sayılmasam kaç olsam
Toprakdaki güç olsam
Aptal gibi suç olsam
Yine de oynar mısın benimle
Benimle oynar mısın?

Cuma gecesi...
Üstelik gecenin bir vakti ?
Olmalı mı? Olmamalı mı?
Bence olmalı!
Şimdiden herkese hayırlı cumalar o zaman:)

YORUM-SUZ & SOY-SUZ...



Açtık...AÇILdık...Acıtıldık...

Acımız SON-SUZ:((

Bu karikatür mü?

YORUM-SUZ...

Çünkü; Onlar için aklımda ki tek kelime;

SOY-SUZ!...

8 Aralık 2009 Salı

Şimdi biraz sakinledik,sakinledim...
Babam bir süre biz de kalacağı için 'Hacı evi' bizim ev oldu.
Şehir içi ve dışından beklenen tüm akraba,eş,dost,abi,kardeş,zevkle,muhabbetle,keyifle, başarıyla ağırlandı.
Sofralar kurdum,sofralar kaldırdım...
Çok koşturdum,yoruldum ve çok bulaşık yıkadım? Zira,makinalar yetmedi.
Sokak kapısının tam karşısında bizim mutfak.4 gün boyunca kapıdan girince görülen tek manzara çeşme başında tencere, tava ovan,ya da ocak başında yemek yapan 'ben' dim. En azından koca bey 'ben seni hep öyle gördüm' dedi:(
Elinden geldiğince-ya da bir erkek olarak akıl ettiğince diyelim:P-işlerime yardım etti. sağ olsun..
Sonra arada;Hem geldi,acıdı omuzlarımı ovdu,hem de;çok yoruldum vs.diye dile getirdiğimde;
-Ha gayret, Allah verir kuvvetini, sen dirayetli kadınsın,aslansın- diyerek verdi gazı...
Oluşturduğum imaja bakar mısınız?:( Sevinsem mi?Üzülsem mi? Bilemedim?
İlerleyen günler de bunu yıkmam lazım.ama? Çok zor... Verdik bir kere kendimizi ele:(
*
Babam masal gibi anlatıyor;tavaflarını,dualarını,kaybolmalarını:p
Birde şu var dı ki;Sormuşlar
-Senin Hurma nerede amca?
-Ben kargoyla gönderdim Bursa'ya demiş babam...
-???....Karşı taraf sessiz, şaşkın, bakmış,gitmiş...
-Sonradan öğrenmiş bizim ki; Meğer arapça da Hurma kadın-bayan anlamın da kullanılırmış:))
*
Oğlum,kızım ayrı alem....Yani; 'Aynı alem' devam:)
Seramik kursuna başladılar geçen cumartesi...
Elif'im, kızım:)Hergün mutlaka ufacık ta-hatta sadece kuru bir yaprak ta olsa- bir çiçekle geliyor ve bana veriyor,ondan-onlardan- gelen herşeyi itinayla anı kutusunda saklıyorum...Ama çiçekleri mutlaka kitaplarımın arasına koyuyorum....
Eren'im,oğlum :) Tam bir aşk yaşıyoruz biz küçük erkeğimle..Öyle böyle değil,yıkıcı,vurucu ama ille de sevici bir aşk...
Bu yaştan sonra bir organ daha edindim sayesin de, kuyruğum oldu belalım:)
O kadar çok şey yaşıyorum,o kadar çok seviyorum,o kadar çabuk büyüyorlar ki;Yetişemiyorum,yazamıyorum....Gözümüzün önünde hayatı bize yeniden yaşatıyorlar,sevdiriyorlar.Şu sıralar;onlara sahip olduğumuz için Allahıma bol bol şükür edip,çocuklarımı öpücüklere boğmaktan başkaca bir şey yapamıyorum.
Bir kaç kare fotoğrafa veya video kaydına güvendim,gidiyorum:(
*
Bu hafta sonu hem annemim sene mevlidini, hem de babacığımın hacılık mevlidini yapacağız hayırlısıyla...
Ondan sonra da ;yeni bir seneyi karşılamak için hazırlıklarımız başlayacak...
İçim nasıl umut dolu,sevinç dolu:)
*
????!!!!:(((
Gerçi ; Şu son şehitlerden sonra; sevinmeye de çekinir-utanır-olduk ya...
Ne diyelim;
Nasıl olsa hep arkasına sığındığımız bir klişemiz var!
''Vatan sağ olsun!''
*
Bu arada bloğumuza azıcık çeki düzen verdik efendim...İmaj yaptık hafiften...Zuzuların Annesi...(ve babası:) şeklindeki blog başlığımız,sadece başlık olarak kaldığı ve 2-3 yazı ve yorumdan başka bir etkinlikte bulunmadığı için babamızı yıllık izine çıkardık:)
Yani; Zuzuların Annesi.... olduk yine.
Bu vesileyle babamıza;halen blog yazarlarından birisi olduğunu,yazı yazma yetkisi olduğunu hatırlatırız...Tümden silmedik,her zaman bekleriz :)
*
Neyse uğrarım bir ara yine...

2 Aralık 2009 Çarşamba

YAZIN! HIZIR BULUN :) YAZMAYIN! HUZUR BULUN?!!

Gece,03.30 da yattım,sabah 07.00 de kalktım.Zuzuları okula,aşkımı işe yolladım...Babam içeride öyle derin, öyle huzurlu ve -yorgunluktan zahir- bir kaplan edasıyla öyle bir horlayarak uyuyor ki:) Hem uyusun dinlensin,hem de bir an önce uyansın maceralarını anlatsın istiyorum.Aslında ben de birazdan yatacağım,en azından 2 saat daha uyusam iyi olacak,gemide gibiyim zira:(
Sonra;Hızır var hakikaten,buna bir kere daha inandım...10 yıllık emektarım,yardımcım-hatta artık arkadaşım-aradı sabah erkenden ve geldi:) Tuttu işlerin ucundan hatta ne ucu? direk işleri:)
Bir önceki postta neler yazmışım ben öyle?
Okudum da çok acıklı gördüm kendimi:P
Bir daha o saatte yazmayayım en iyisi...
Ya da yazsam mı acaba? Bak sabah hiç yoktan yardımcım geldi:)
Hani geç vakitte edilen dualar ve o duaların yaradana ulaşma ve kabul olma olasılığının fazla olması gibi....
Gerçi ben yazıyordum o anda dua etmiyordum ama...Yüce rabbim;blog okuyor olabilir mi?:)
Tövbe tövbe! Rabbim kalpleri okur,o da yeter zaten daha ne!:))

Gideceğim gidemiyorum,yazmadan duramıyorum...Gerçi bu aralar yazdıklarım benim özelim ve benim için kayda değer şeyler ama bir de güzel ülkemin gündemi var!
Az önce okudum gazetede;Ülkenin huzuru için formulü bulmuş ilgili şahıs!
Köşe yazarlarına-aslında bence yazan,paylaşan bir şekilde sesini duyuran herkese- hitaben demiş ki;NE KADAR AZ YAZARSANIZ ÜLKE O KADAR HUZUR BULUR!
Şimdi ben de bir müddet huzura katkıda bulunayım madem!!!
Sonra kaldığımız yerden devam ederiz!
Bilmem anlatabildim mi?

Neyse konuyu şöyle bağlayayım;
Yazın!Hızır bulun:)
Yazmayın! Huzur bulun!!!!!!

BEN BİLE ZOR ANLADIM KENDİMİ...

Vakit bulamam yazamam mı demiştim? Görüldüğü üzere buldum...
Oysa nasıl yorgunum ve nasıl uykum var.Yatak yorgan takımları hiç bu kadar çekici görünmemişti gözüme.
Ve çocuklarımın uykudaki düzenli nefesleri hiç bu kadar ninni gibi gelmemişti sanki?
Aklım fikrim uyku da... Ya da;Yasak olanın cazibesine kapıldım gidiyorum...
Yok,yok gitmiyorum,o yüzden buradayım ya uyumamak için...
Babamı bekliyorum....Beklerken de yazıyorum...Saat:02:45

Bazen kızıyorum kendime...Her şeye bu kadar takılmak zorunda mısın diye?
Ya da; Yol yordam bilmek?
Oysa bilipte bilmiyormuş gibi yapsam mesela, hiç bu kadar yorulmam...
Yorulmayınca tadı çıkar mı? o da ayrı mevzu ya neyse....

Zaten yapamam ki? Sinmez içime...Sinmediği içinde;tek ve tek başıma koşturur dururum:(
Resmen söylenmese de ben farklı misyonlar yüklüyorum rollerime...
Anne,eş,gelin,evlat,arkadaş dost'um....Ama illaki;Vefalı,hayırlı,sevgi dolu,becerikli,vs.vs,vs.
Olup olmadığımı bilemem?Herkesin beklentisi farklı elbet...
Elimden geldiğince; yetmeye çalışıyorum işte...
Elimden gelmese ne olacak ki sanki? Olan olduğu kadar olacak,elbet buna da alışılacak?

Karışık mı geldi? Gecenin bu kör vaktinde ne anlatıyor olabilirim ki?
Hiç... Sadece çok yorgunum,yorgun olunca da haliyle depresif:(

Böyle zamanlarda da arabesk filmlerin en alasını çekerim zihnimde;

-Benim annem yok, biliyor musunuz teyze?
Oysa...
O hayatta olsaydı,bana yine nasihatlar verseydi,destek olsaydı....Bilsem bile yemek tariflerini yine ona sorsaydım,ya da gelecek kaygılarımı anlatsaydım, kızgınlıklarımı,kırgınlıklarımı,
öfkelerimi,sevmelerimi,çocuklarımı,aşkımı,mutlu anlarımı ya da hayal kırıklıklarımı....
Hele şu hem telaşeli,hem mutlu günlerimiz de yanımda,yanımız da olsaydı:(
Bana ne yapacağımı söyleseydi...Evet,evet ne yapacağımı! Bazen duruyor çünkü beynim...İçinde kırk tilki dolanıyor,kırkının da kuyrukları birbirine değmiyor üstelik!
Kadere,yazgıya,Allaha isyan değil benim ki....Özlemi,hasreti,acıyı da bir yana koydum çoktan... Sadece;daha bu yaşta bu kadar sorumluluk almak istemiyordum,
istemiyormuşum,istemiyorum!
İşte o ağır geliyor bazen....

(Film devam ediyor);
-Sahi size teyze diyebilir miyim?Benim bir teyzem bile yok! teyze?

Oysa...
Bari bir teyzem olsaydı,benim yetemediğim yerde bana bir el atsaydı...Dolmaları o sarsaydı mesela, ben de yatak yorganı ayarlasaydım...

-Ya da bir kız kardeş?
Ya da...
Oysa...

Ps-1:Yukarıdaki garip yazıdan 5.dk. sonra;Aşkım aradı, yoldalar geliyorlar...
Şükür,çok şükür ki; Babam var,abim var,aşkım var,çocuklarım var,dostlarım var ve uzakta da olsa akrabalarım var:)
Ya da... -bazen fark etmesem,unutsam da- onlara sahip olduğum için çok büyük şansım var...
Oysa...

Ps-2:Okudum da karışık olmuş...Ben bile zor anladım kendimi...
Oysa...
Oysa; Artık uyumak lazım:)

1 Aralık 2009 Salı

NOTLAR,NOTLAR,NOTLAR....
















Döndük:) Anlatacak çok şey var...Amma velakin ben de vakit yok...
Fotoğraf karelerine sakladık bir çok şeyi;Buyurunuz, bakınız:)
Aklımda kalanlar ; Şömine başı,nazım şiirleri :)
Devamlı konuşan dünyanın en tatlı dillerine sahip dünyanın en tatlı iki çocuğunun anne ve babası hallerimiz:)
E arada;el ele gezme,şarkı hediye etme,karşılıklı kadeh tokuşturma şeklinde -türk filmi tadında- Aşkı koruma ve kollama çalışmaları bölüm:3,kısım:1'ide uyguladık ki;bir tek sahilde birbirimize doğru koşmamız eksikti :P
Sonra ben ; ben yine sarhoş oldum...(Ps:2 kadeh geçilmeyecek!:)
Şömine çıtırtısında,gitar tınısında, ve alnıma aldığım öpücüklerle yeniden ve yine -üstelik birde aynı adama- aşık oldum:P:)) (endamın yeter:)
Başka?....Ağva güzel...Gidilesi...Görülesi...
Belki bir kerede arkadaşlarla ama daha fazlası sıkar,sonuçta sadece dere boyu kavaklar:))
Ama bak şimdi, sahil hakikaten güzeldi...İncecik kum,temiz deniz..Kızarmış balık ve kalamar kokuları arasında misti misss....
Eh birde hava da iyiydi şansımıza,gittik güneş, döndük güneş...Dönüş yoluna çıkacağımız gün kapattı birtek.Sonuçta o 3 gün yetti zaten bize...
Şimdi haliyle biraz yorgunum,ama tatlı yorgunluklar bunlar.Çok şükür nasip edene,kısmet edene,huzuru verene.Rabbim bozmasın.
Vakit yok dedim ya;Akşama bir aksilik olmazsa yanımız da bizim hacılar...Özledim.
Hazırlıklar tam gaz,bir yandan temizlik yapıyorum,bir yandan da yemek.Yarın İstanbul'dan,hafta sonu da;Balıkesir ve Bandırma'dan yatılı misafirlerimiz var.Bursa içini saymıyorum bile.
Yani bu ara hatlar çok dolu aradığınız kişiye ulaşamayacaksınız bir süre:)
O yüzden sevgili blog kendine iyi bak....Arada fırsat bulursam uğrarım yine.