30 Ağustos 2009 Pazar

30 AĞUSTOS....ZAFER...GAYE...ÖZLEM...

Hiç bir Zafer gaye değildir.
Zafer,ancak kendisinden daha büyük olan gayeyi elde etmek için gerekir,en belli başlı vasıtadır.
Gaye,fikirdir.Zafer bir fikrin istihsaline(elde edilmesine)hizmeti nispetinde kıymet ifade eder.Bir fikrin istihsaline dayanmayan bir zafer etkili olamaz(yaşayamaz).
O, boş bir gayrettir.Her büyük meydan muharebesinden,her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır,doğar.
Yoksa başlı başına bir zafer boşa gitmiş bir gayret olur.

Mustafa Kemal Atatürk
(Ankara,16 Eylül 1921)

Tarih:30 Ağustos 1922,yukarıdaki konuşmadan yaklaşık bir yıl sonra...
Kazanılan bir büyük taarruz!Ve zafer!
Bu zafer;
Bir milletin yeniden doğuşunu,
O milletin her ferdinin-kadını,erkeği,çocuğu ve ordusu ile- emperyalist güçlere karşı verdiği mücadeleyi,
Kazanılan bu zaferle,yapılan işin,yalnızca askeri anlamda ülkeyi düşmanlardan kurtarmakla kalmayıp,devrim niteliği taşıdığını,
O en büyük devrim neticesinde de,çağdaş bir devlet kurarak,halkın
çağdışılıktan,yoksulluktan ve gerilikten kurtarılmasını,
simgeler.
Kazanılan bir tek savaş değil,bir milletin geleceğidir...
Tıpkı o konuşmasındaki gibi,hedeflenen gerçek zafer elde edilmiştir.

Hiç bir Zafer gaye değildir.
Zafer,ancak kendisinden daha büyük olan gayeyi elde etmek için gerekir,en belli başlı vasıtadır.
Gaye,fikirdir.Zafer bir fikrin istihsaline(elde edilmesine)hizmeti nispetinde kıymet ifade eder.


Son söz:Aradan 87 yıl geçti Atam...
Ne yazık ki;Emperyalist güçlere karşı verdiğimiz mücadele --farklı yollarla da olsa--halen devam etmekte!
Milletinin çağdaşlaşma süreci ise farklılık gösteriyor!

Ama yine de;Erdal Atabek'in deyimiyle;
'Cumhuriyet çocukları','Cumhuriyet Kadınları','Cumhuriyet erleri',bir orkestra olarak çağdaş Türkiye'nin zafer senfonisini yazacaklardır.
Ne Arap yalelelisi,ne tekke iniltisi,ne arabesk sızıltısı.
Dağ Başını Duman Almış'larla...
Onuncu yıl Marşı'yla...
İstiklal Marşımızla...
Atatürk'le...
Hepimiz Ayaktayız...

NUR İÇİNDE YAT ATAM...
ÖZLEMİN GÜN GEÇTİKÇE DAHA DA ARTIYOR!

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

P.S:Sevgili ÖYKÜ'nün beni de dahil etiiği MİM'ine ufak bir katkı yazısıdır.Teşekkürler canım.

28 Ağustos 2009 Cuma

HEPPPPPSİİİİİİİ !!!!!

Mübarek ay, iftar davetleri hızlandı,gelenler gidenler,gidilenler.
Eh iftar da tek kişi bile olsa, bir oruçluyu doyurmanın sevabı malum...

Resul-i Ekrem Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir Müslüman kardeşine iftar vakti yemek yedirirse, onun sevabı kadar da kendisine sevap yazılır. Yemek yedirdiği kimselerin sevabından da hiçbir şey eksilmez." [Tirmizi, İbn Mâce]

İşte böyle ulvi duygular içerisinde listeler hazırlarken duydum,gördüm onu?
Duymaz,görmez olaydım!
Bütün maneviyat yerle bir oldu!
Bir de üstüne -çok lazımmış gibi-dilime dolandı!
Şimdi ön dişlerimi biraz daha öne çıkarmış bir vaziyette ve peltek peltek söylemeye çalışıyorum!

AÇ ARA HERKESİİİİİİ
GELSİN HEPPPPPPPSİİİİİ
GELSİN HEPPPPPPPSİİİİİİİ

PEPPPPSSİİİİİ YAŞATIR SENİİİİ
PEPPPPPPPPSİİİİ YAŞATIR SENİİİ


Hay Bin Kunduz!!!!!!

İSTANBUUUUL İSTANBUL OLALIIII.....

İstanbul'da yaşamadım hiç...Öyle olunca da alışamadım.
Bir yere alışmak için yaşanmışlıklarım,anılarım olmalı benim...Arada gezme amaçlı gittiğim de bile çok karışık gelir,hem yaşamak hem de çocuk büyütmek daha zor olurmuş gibi bir güvensizlik hissi verir bana o koca şehir.Ya da bu duygum tamamen benim tırsaklığım da ileri gelir:)
İstanbul'u severim ama yine de ben...Çünkü Vatanımı severim.Ha istanbul,ha Van...Görmesem de,gitmesem de oralar benim,bizim.Vatanımın her karışı değerli benim için...
Şimdi bu İSTANBUL yazısı da nerden çıktı diyenler için sevgili ÖYKÜ'nün ricası efendim konuya kısa bir giriş yapmak istedim.(Öykücüm biraz geç oldu kusura bakma canım)Ayrıntı için lütfen aşağıya tık tık...
3.BOGAZ KÖPRÜSÜ YAPILMASIN
ORMAN ARAZİLERİ VE SU HAVZALARI YOK OLMASIN


İstanbul istanbul olalıııı..
Görmedi hiç böyle kedeeeerrrr...


diyorum ben de...

SEYİR DEFTERİ: SOYSUZLAR ÇETESİ...



Yıldönümü keyfimiz:)Soysuzlar Çetesi;Tam bir Quentin Tarantino klasiği.Müzikler harika!Oyuncular çok iyi...Özellikle final sahnesi süperdi... İnsanın Tarantino filmlerini izledikten sonra 'İntikaaaammm,intikaaaaammm' diye ortalıklara fırlayası geliyor:)

Konu:Film Alman işgali altındaki Fransa'da başlar. Çok sevdiği ailesinin, Nazi Albay Hans Landa'nın (Christoph Waltz) tarafından katledilmesine tanıklık eden Shosanna Dreyfus (Melanie Laurent) adlı kadın, katliamdan kılpayı kurtularak Paris'e kaçar. Orada sinema salonu sahibi ve işletmecisi olarak yeni bir kimlik edinir.Aynı günlerda Avrupa'nın başka bir köşesinde Teğmen Aldo Raine (Brad Pitt), Yahudi askerler tarafından kurulan bir grubu düşmana karşı misilleme yapma amacıyla organize etmektedir. Düşmanları tarafından "Piçler" yakıştırmasıyla bilinen Raine'ın grubu, Nazi Almanyasının önde gidenlerine zarar verme misyonunu üstlenmiştir. Bu amaçla, Alman sinema oyuncusu ve gizli ajan Bridget Von Hammersmark (Diane Kruger) ile işbirliği yaparlar. Shasoanna'nın kendi intikamını alma planlarını yaptığı bir sinema salonunun çatısı altında hepsinin kaderleri kesişecektir.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

HERKES GİBİ AMA HERKESTEN FARKLI...


Yaklaşık 10 yıl önce...Güzel bir sonbahar sabahı...İşimin başındayım,yeni bir gün beni bekliyor.Bankaların olağan hafta başı yoğunluğuyla çalışmaya başlıyorum.O dönem Bireysel Pazarlama uzmanıyım;kredi kartları,konut ve şahıs kredileri,döviz hesepları vs.açıp müşterilerimizle ilgileniyorum.

Herkes gibi girdi kapıdan,herkes gibi geldi yanıma...
Herkes gibi bir hesap açtım...
Herkes gibi tanıdım onu,herkes gibi kayıt altına aldım...
Herkes gibi gitti sonra,herkes gibi vedalaştım...

Herkesten farklı geldi sonra,işi olsa da,olmasa da...
Herkesten farklı baktı,konuştu,güldü...
Herkesten farklı dinledi beni,anlattım uzun,uzun...

Herkesten farklı sardı beni,herkesten farklı SEVDİ!
Herkesten farklı sardım onu,herkesten farklı SEVDİM!

Herkese söylemeden önce, sordu bana...
Herkes bilmeden önce EVET dedim...

Herkese söyledik sonra,herkesi sevindirdik...
Herkese söylenmez oysa böyle şeyler,nazar değer herkes bilirse!

BİZ BİRBİRİMİZİ GERÇEKTEN ÇOK AMA ÇOK SEVDİK:)

UNUTTUM, AYMADIM, DANK ETTİ, YİNE SEVDİM



Vay bana!Vaylar bana!!!

Halbuki kaç ay öncesinden ne hayallerim vardı...
Mutlaka bir plan program yapmalı,olmadı ufakta olsa bir kutlama ile bu özel günü,bu sefer ben organize etmeliydim...

Ama oruçlu şaşkın kafa, ayın kaçı olduğundan çok, ramazanın kaçıncı günün de olduğumuza odaklandığı için sanırım UNUTTUM!:(

Dün akşam saatleri telefon çalıp, aşkım arayana ve 'yarın Sema hn'ı bize gelip çocuklarla vakit geçirmesi için ayarladım,yarın bizim günümüz,gezeriz' dediğin de bile bir süre AYMADIM!

Veee

Sonra birden DANK ETTİ!
Bir ömür boyu EVET dememizin üzerinden,yıllar geçmiş,sıra 10.yıla gelmişti!

Bir ışık geldi geçti gözlerimden sevindim,
içim titredi telefondaki sesinden yine SEVDİM:)

25 Ağustos 2009 Salı

AÇMAM! AÇAMAM!!!

Çoğu zaman-- benim de yaptığım gibi!-- unutuyoruz gerçek gündemi!
Yazıyoruz...Her türlü konu da...Sesimizi duyuruyoruz!
Ama hayat sadece;
Aşk meşk,yemek,içmek,gezmek,kendimizle veya başkaları ile olan dertlerimizden veya o çok sevdiğimiz çocuklarımızın yaptıklarından ibaret değil!
Bunu unutuyoruz!
Çünkü;uğruna canımızı feda ederiz dediğimiz çocuklarımızın geleceği? Veya nasıl bir Türkiye'de yaşayacakları konusunda uzun zamandır ciddi endişelerim de var benim!
Herkes sayfasına istediğini yazmakta özgür,istediğini düşünmekte de elbete ama...
Neden bu konular da hiç ses duymuyoruz?!
Biz hemen her konuda mutlaka fikri olan:)bir milletin evlatları değil miyiz?
Yanlış mıyım?
ErgeneKONDURAMADIK! Yazdık...Bitti????
Rahmetli Türkan SAYLAN'ı yazdık....Bitti???
KARDELENLERi yazdık...Bitti????
(Örnekler çoğaltılabilir)

Gerçekten bitti mi?

21 Ağustos 2009 tarihinde Yılmaz ÖZDİL'in kaleme aldığı harika bir yazı daha...
LÜTFEN OKUYUN!TIK!
Hayattan fırsat buluncaya,gözümü açıpta sayfama alıncaya kadar biraz geç oldu ama yine de paylaşmak istedim...
Bence...
Bu mudur? Bu dur!
'Açılım' adı altında aramızı açacaklara duyurulur!

Bu kelimeyi ne zaman duysam,okusam aklıma geliyor...
Çünkü o bir kaç satır hislerime tercüman oluyor!
Ahmet Refif Altınay'ın Hüzzam makamındaki Türk sanat müziği eseri...

AÇMAM AÇAMAM SÖYLEYEMEM DERDİMİ...
AÇMAM AÇAMAM ÇÜNKÜ DERİNDE!

İHMAL !




Ha ha ha:)

Adam haklı bence!

'İhmal edenimiz' hep yanımız da olsun!
(hepimiz de var bir tane!:)

Günümüz güzel geçsin!

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Sen misin gece '1,5 saatten ne olacak canım? Sahura kalkmam artık bir şeyler yer şimdiden yatarım' diyen ve de uygulayan!
Buyur bakalım; Öl açlıktan!
Kızmam kendime...
Sabrım kendime...
Susmam kendime...
''Oruç perdedir.Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin,bağırıp çağırmasın.Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa'Ben oruçluyum!'desin(ve ona bulaşmasın)''Buhari

GECE KUŞU

Ramazan geldi geleli iyice gece kuşu oldum.Saat 02:35 ve biz hala cin gibi oturuyoruz:)Oysa ki;oruç hali bir yandan,tatillerinin son haftasına giren zuzularımla geçen aktif ötesi anlar bir yandan,ya da,ondan,bundan,şundan...

Çok yorgun ya da en azından bitkin olmam lazım ama hey hat!tam tersi bir hal var üzerimde.(lütfen maşallah deyiniz:)
Alıştım sanırım.Baş ağrılarım da geçti çok şükür!.Çok yiyeceğimi zannedip?Az yiyiyorum? Geç yatıyorum,erken kalkıyorum,az uyuyorum? Ama bir yorgunluk hissetmiyorum?(Ya da şimdilik böyle,belki bir gün ayakta uyuya da bilirim?)

Günler günleri kovalıyor,hayat bazen zorluyor ama biz zorlanmıyoruz çok şükür!
Geçip giden günlere;1 film,3 kitap.Çocuklara bolca oyun,kendimize de sessiz zamanlar hediye ettik.

*Film:'Okuyucu'.Başlardaki bir kaç sahne tam ramazanlıktı!!!Ama filmin geneli ve konusu bizce çok güzeldi.Ayrıntı için bknz:Dolunaycım:)

*Kitap:......
Hani kişi daha bir farklı hisseder ya kendini;Sabreder,şükreder,hayıreder,bazen burnunun direği,bazen yüreği sızlar,içi titrer dua eder.
Hani herşey daha bir anlamlı gelir,yeme içme hali olmayınca,başka zaman göremediğin
belki çokta önemsemediğin diğer nimetlere açarsın gözünü...

İşte bu gibi duygular eşliğinde,sahur saatinde bize eşlik eden,bilgilendirici hoş sohbetleri ile severek izlediğimiz Nihat Hatipoğlunun iki kitabını aldım.Birisini bugün Korupark'ta iftarı beklerken yarıladım.Diğerini yarına sakladım.
(Saadet Asrından Damlalar,Gökteki Yıldızlar)Ve Aslı Aker sunumuyla;Mevlana'dan ruha dokunan düşünceler.Kitap seçimim aya uygun oldu bu sefer.

Bu arada saat,03:1o oldu.Ve nihayet gece kuşunun uykusu geldi.

Şimdi yatmadan önce bir şeyler atıştırsam ve bu akşamlık sahura kalkmasam ne olur?ların hesabını yapıyorum...

Yaptım.

Hadi iyi geceler,ben uyuyorum.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

ŞÜKÜR Kİ GELDİN...

Şükür...Çok şükür...Bin şükür ki;
Kavuştuk yine bu mübarek aya.

Şükür...Çok şükür...Bin şükür ki;
Hala ağlayabiliyorum O'nun aşkıyla...

Şükür...Çok şükür...Bin şükür ki;
Bu uzun gün de Rabbim fazlası ile verdi kolaylığını...

Şükür...Çok şükür..Bin şükür ki;
Bereketi,huzuru ile hoş geldi,hoşluklar getirdi yine.

ŞÜKÜR...ÇOK ŞÜKÜR...BİN ŞÜKÜR...
ŞÜKÜR Kİ GELDİN...

**Fotoğraf mı? Aslında yazıya çok da uygun değil bilirim...
Müslümanlığın tüm hoşgörüsüne sığınarak ve sadece birazcık gülümseme için...
Bu uzun ve sıcak günlerde, midesi açlıktan, başı ağrıdan çatlayan beni gülümsettiği gibi sizleri de gülümsetsin istedim:)

HERKESE...
HAYIRLI,BEREKETLİ,HUZURLU BİR RAMAZAN DİLERİM...

20 Ağustos 2009 Perşembe

TEŞEKKÜR EDERİM

Sevgili Smilena ve sevgili Malla beni bu ödüle layık görmüşler ikisine de çok teşekkür ediyorum:)
Yapmam gerekenler;
1-Ödülün logosunu bloguna eklemek(Yaptım)
2-Ödülü aldığın kişinin linkini,ödülle ilgili yazına yazmak(Onu da yaptım)
3-Sevdiğin 7 şeyi listelemek(Hemen alttta okuyunuz)
4-Sevdiğin 7 blogu listelemek(Yazdım)
5-Ödülü göndereceğin bloglara mesaj bırakmak.(Bıraktım)
SEVDİĞİM 7 ŞEY: 1-Ailem,çocuklarım,aşkım 2-Seyehat etmek,değişik yerler görmek 3-Film izlemek,4-Okumak ve haliyle yazmak 5-Karpuz 6-Sezen
7-Hayat(Yaşamayı seviyorum:)
SEVDİĞİM 7 BLOG(Blog listemdeki herkesi severek okuyorum,seçim zor.O yüzden seçimi gözlerini kapatıp,ekrana parmak basarak zuzularım yaptı:)
1-GECE
2-NEHİRCCE
3-BİR
4-DREAMLAND5-ELİF'DEN6-ÖYKÜ
7-KİRPİKTEKİ GÖZ YAŞI

19 Ağustos 2009 Çarşamba

33 OKUL 3003 ÖĞRENCİ



'Her Çocuğun Bir Masalı Olmalı' kitap kampanyasından sonra şimdi de;

'33 OKUL 3003 ÖĞRENCİ İÇİN EL ELE'

Siz de kalem tutan bir eli tutabilirsiniz...

Ayrıntı ve destek için lütfen TIK.

SERROSE ve ES TASARIM ELİF

*Sevgili Serrose, taaa Japonyalardan doğum günümü kutlayan kartımı yollamış:) Çok teşekkür ederim,çok mutlu oldum...Gecikme ne demek? Düşünmen yeter.
2 Temmuzdan beri,kutlama kartları alıyorum.Hiç bir doğum günümü bu kadar uzun kutlamamıştım ben:)
Ne diyeyim?
İyi ki varsınız:))


*Ve Pazartesi günü en nihayetin de bende kanlı canlı olarak:)bir blogger arkadaşımla tanıştım.Sevgili estasarım Elif tıpkı yazılarında ki gibi sıcak ve çok samimi.
Yeni heyecanlar yaşıyor bu günlerde.Yaptıklarını gördüm.El emeği göz nuru harika şeyler üretmiş.İlgi ve bilgi için TIK.
Tekrardan hayırlı uğurlu,bol kazançlı olsun sevgili Elif.

18 Ağustos 2009 Salı

AŞK ve ISIRIK


'Senin Adın Bile Geçmedi'
Başlık bile yeterdi aslında?
Yine de kapaktaki o muhteşem gülümseme beni kendine çekti.
Sanırım bu kadın ne yazarsa yazsın alıyorum ben.
Aşk meşk yazmış.İçine yine birazcık hüzün katmış...
İyi de yapmış.Su gibi gitti.TIK
(Bu AŞK olsun)

***


D&R da görüyordum aylardır en çok satanlar kısmında.Stephanie Meyer'in kitapları...
Herkesin dilindeydi,elindeydi...Ama nedendir bilmem?(Yoo aslında bilirim)Hiç alasım gelmemişti...
Bilinmeyeni bilme,bulunmayanı görme,sevilmeyeni sahiplenme tarzı değişik duygularla hep başka kitaplara yönelmiştim...Var böyle bir huyum; Birisi veya bir şey çok pohpohlanıyorsa kesin bir kusuru vardır hissiyatı içindeyim?
Şüpheci miyim? Sağlamcı mıyım? Bilemedim?
Ama bu filmi izledikten sonra fikrimi değiştirdim.Bunca zaman ben bu görsel şölenden,bu zevkten kendimi nasıl mahrum ettim diye de,üzüldüm hatta.
Zor olacak ama kırmaya çalışacağım bu seçiciliğimi ve umarım ki tıpkı dün akşam ki gibi hayatıma renk ve heyecan katan tüm çeşnilere bulanacağım.

Konu çok ilginç değil belki? Bildik Vampir ve insan aşkı hikayesi...
Ama,
'ne anlattığın değil,neyi nasıl anlattığın önemlidir' tezinin ispatı bir filmdi izlediğimiz...
Çekim teknikleri,büyüleyici renkler,o soluk benizli,kırmızı dudaklı gel beni de ısır!çekiciliğinde ki makyajlar.Başarılı oyuncular...

Ve o oyuncuların içerisinde ki; baş kahramanımız Edward?

Allah sahibine bağışlasın derler ya hani...
İçin gider ama bir yandan da kendine gel! diye,yine iç sesinle uyanırsın?
Öyle bir şey işte...Soğuk,soluk ve yakışıklı.
Anlayamamıştım bu halimi?
Bir ara 'bu çocuk;Keanu Reeves'i andırıyor' dedi aşkım...
İşte o zaman anladım??TIK
O da beni anladı...
Güldük:)

Şimdi,devam filmleri sabırsızlıkla bekleniyor...Ama öncesinde yazarın alacakaranlık serisindeki kitapları okunacak elbette..Bekleyemem ben o kadar.

Kitabı okumadıysanız ve bu türlerden hoşlanıyorsanız okuyun...Ama filmi de mutlaka izleyin hayal gücünüze yetiştiğini fark edeceksiniz.

On yedi yaşındaki Isabella Swan babası Charlie ile birlikte yaşamak üzere küçük bir kasaba olan Forks, Washington’a taşınır. Burada yüz sekiz yaşında bir vampir olup, on yedi yaşında görünen gizemli sınıf arkadaşı Edward Cullen ile tanışır. Edward’ın ilk başlarda romantizmden uzak durmaya çalışmasına rağmen sonrasında birbirlerine aşık olurlar. Üç göçebe vampir James, Victoria ve Laurent geldiğinde Bella’nın hayatı tehlikeye girer ve Edward’ın ailesi Alice, Carlisle, Esme, Jasper, Emmett ve Rosalie onun hayatını çok geç olmadan kurtarmak için uğraşırlar.
(Bu da ISIRIK)
Hafta sonu,güzeldi,çok güzel...
Ne kadar da özlemişim hepsini,görünce anladım.
Ne çok uzak,ne çok yakın aslın da mesafeler,özlemleri dindirmek için.
Dünya telaşı,iş,güç,birazcık ta plansızlık oldu belki bu kadar ayrılığa sebep.
Öyle ya,ilişkiler için de emek vermek,zaman ayırmak gerek...
Tadı damağım da,kahkahalar kulağım da,muhabbetler gönül bağım da kaldı...
Yüzler hafızama,güzellikler ruhuma,
Kalabalık aile ile birlikte geçirilen altın anlar da, fotoğraflara saklandı.

14 Ağustos 2009 Cuma

???:)))))

Halam,
Halamın kızı,
Halamın kızının,kızları,
Halamın kızının,kızının,kızı...
Halamın oğlu,
Eşi,
Halamın oğlunun,kızları...
Amcamın kızı,
Eşi,
Amcamın kızının,kızları...
Tabii ki bir de biz...

O zaman ne yapıyoruz?
Bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık:))

Anlamazsanız???
Anlarım:))))

Hafta sonu güzel geçsin.
Yazamadım kaç gündür ey blog!
Ağustos ayı boyunca zuzular evde.Zamanımın pek çoğu onlarla geçiyor.
Bundan şikayetçi miyim? Elbetteki hayır...
Sadece arada bir 'imdaaaat' deyip kaçmak istiyorum o kadar:)
Sanırım bu da çocuk bakmanın yan etkisi oluyor normal karşılamak lazım.
'Çocuk bakmak?'... Saçma bir deyim oldu aslın da...
Zaten bakmalara doyamıyorum ki ben onlara:)

11 Ağustos 2009 Salı

UcundaN KIYISINDAN & KOMPLO TEORİLERİM & SON YAZ

Hayatı ıskalamamak lazım...Ucundan kıyısından tutacaksın illaki(Bu arada farkındayın Cunda ve türevi kelimelerden sıkıldık hep birlikte:p ama ne yapayım aklıma geliyor yazıyorum ne bereketliymiş,ama bu son:)
Bizim için bu yazın son tatilinden,bir kaç anı daha...
Efendim bu tarz şeylerin methi olur mu bilmem(aslında olmaz,çok iyi bir şeymiş gibi?)
ama bendeniz hayatımda ilk kez Rakı içtim.RAKI+BALIK=AYVALIK:))
Eeee ne var bunda diyenleriniz olabileceği gibi,manevi hayatıma şüpheyle yaklaşanlarınız da olabilir belki:P
Ama olsun.Allahın bildiğini kuldan saklamanın manası ne?
Ben ki bu yaşıma kadar,eş'e eşlik etmek için aldığım bir kadeh şarabı bile zar zor yutardım.Şirince'ninkiler hariç:)Amma velakin rakı'nın kokusuna oldum olası bayılırdım...
Bu sefer dedim ya;Tam benlikti ortam...

Yakamoz,dalga sesleri ve yüzümüzü yalayan meltem eşliğinde...
Başları dizlerimizde,ayakları+ 1 sandalye ilave ile kucağımızda uyuyan zuzular...
Eh bir de karşımda aşkım sevdiğim kocam -ki peyniri ızgara sevdiğimi unutmayıp öyle sipariş etmiş-Ben bu adamı,rakıyı,hayatı sevmiyeyim ve içmeyeyim de ne yapayım?:)
Hayaller,hayallerimiz...
Dertler,dertlerimiz...
Sevinçler,sevinçlerimiz...
Sağlığa,şerefe,aşka,zuzulara kalkan kadehlerimiz:)

Vur kadehi ustam bu gecede sarhoşuz
Kalan sağlar bizimdir acıdan mayhoşuz
İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze
Bundandır böyle dibe vuruşumuz


2.kadehte yamuldum biraz ben:)Yüzüm de beliren devamlı tebessüm haline ve alakasız şeylere gülmeye başlamama bakınca,artık içme sen istersen dedi koca:Üçünüzü birden taşıyamam:))
Yani demem o ki;Güzeldik...Daha da güzelleştik:))

Gelelim Ada'ya...Genel olarak güzelde;Çok bakımsız geldi bize...Ortalıkta çöpler var,sonra eni konu,iri taş parçalarının bulunduğu,toz toprak içerisinde bir çocuk bahçesi vardı-ki bu bir tek Türkiye'de olur-dediğimiz bir şey gördük;Yüksek gerilim hattı ve trafosu çocuk bahçsinin içinde!?Hani biliyoruz ülkemizde insan hayatı ucuz da,burada direk bedava yapmışlar!

Ve tarihi binalar,içim acıdı resmen,boyaları dökülmüş,tavanları çökmüş:(
Ben anlayamadım niye bu kadar bakımsız oldularını?Oysa bir çok kilise,kız yetiştirme yurdu vs.var restore edilip,turist çekebilecek:(

Bizim otelin önündeki deniz güzeldi...Hem kum,hem sığ bir deniz.Tam çocuklar için yani,biraz ilerlemek ve şöyle en azından boynunuza kadar gelebilecek bir derinliğe gitmek isterseniz eğer,oldukça sık bir yosunlu bölgeden geçmeniz gerek ki;I ıh dedim ben almıyayım:) E böyle olunca da bir tekne kiralayıp,2 gün boyunca çevredeki adalara ve koylara gittik bizde...
Hem ücret bölünür, hem de,tekne de kaptan ve yardımcısı ile yalnız kalmayalım,iki aile olalım en azından diye düşünüp,oteldeki başka müşterilerden cevap bekledik ama hiç kimseden ses çıkmadı.Daha önceleri de çok açıldık tekneyle ama hep başkalarıda vardı,çocuklar yoktu vs.vs..

Neyse yola çıktık;4 kişi biz,(2büyük+2küçük)hiç tanımadığımız bir Kaptan ve yardımcısı bayan...
İlk yarım saat içerisinde;hani yani götürseler bizi ıssız bir koya...Allah yardımcımız olsun durumları geçiyor benim aklımdan?
Mel Gibson'un Komplo Teorisi filmindeki halinden beter oldum?
Güneş gözlüklerimin arkasından en ince ayrıntısına kadar tekneyi kolaçan ettim.
Gerekli bir durumda kaptanın kafasına geçirilecek sağlam ve ağır bir eşyayı da gözüme kestirdim?
Sonra bize ikram ettikleri;nescafeleri de arkaları dönükken çaktırmadan denize döktüm ve aşkıma da döktürdüm:)Tabii sağ olsun,o benim bu hallerime sadece güldü!
Teknede yenilecekleri bizim aldığımızı söylememe gerek yok sanırım!
Biraz abartmış olabilirim ama,bu zamanda kimin ne olduğu belli değil ki?
Neyse ki iyi insanlarmış,alıştım sonradan ben de:)
Derin ama bir o kadar da temiz koylarda bol bol yüzdük...Hele zuzularım'ın Maşallahı var...Kolluklarını takıp cup suya atlıyorlar,su kaplumbağalarım benim:)

Bir koy'da;Kaptan Ahtapot yakalayıp getirdi tekneye...

Çocuklar başında -Merhaba AHPOPOT:)nasılsın?vs. söylemlerle sevgiyle inceliyorlar,soruyorlar;
Sen nasıl çıkardın onu denizden? Neden getirdin?
Kaptan da gurur içerisinde anlatıyor;Yuvasını buldum,bu şişedeki ilacı fışkırttım gözlerini kör ettim!? yakaladım getirdim diye?!
Bir yandan anlatıyor bir yandan da hayvancağızı şekilden şekile sokuyor...Bir ara ters çevirdi başını ve ağız kısmını kopartıverdi!Hayvan daha canlıyken hem de!Onlar için gayet doğal bir durum muhtemelen ama;Hayatında ahtapotu sadece Sünger Bop'un arkadaşlarından birisi olarak bilen çocuklar için hiç hoş olmadı bu durum:(((

Yolculuğun bir kısmı da;Kaptan amcanın aslında balık dr'u olduğu ve ahtopotun ağrıyan dişini çekip onu iyileştirdiğini ve tekrar denize ailesinin yanına göndereceğini anlatmakla geçti!:(
Kalan son bir günde de;Ayvalık,Şeytan Sofrası ve sarımsaklı turu yaptık.

Ooff amma çok yazmışım...
Bu günkü yazısında Yılmaz Özdil'de diyor ya;
'Yaz, yaz nereye kadar?Yaza yaza yaz bitti' diye...
Aynen öyle:)

Ay yeter artık...Yazı bitti!

10 Ağustos 2009 Pazartesi

UcundaN DÖNDÜK :)

Sabah serinin de,yolumuzun uCUNDA'ki;Cunda adasına doğru yola çıktık.Çocukluğumun anıları,bildik tanıdık mekanlar.Şükredilesi bir doğa,masmavi gökyüzü,yemyeşil ağaçlar.Kıvrıla,kıvrıla giden yollar-ki çok severim- arada tatlı nağmeler,nağmelere eşlik eden'eş'ler.(Eh yalan değil,bir kısmı böyleydi)
Sonrası da;
Arka koltuktaki küçük insanların,birbirlerine gördükleri rüyaları anlatmaları ile patlak veren 'senin rüyan değil! Benim rüyam daha güzel!?'savaşlarını susturmakla geçti!:)

Neyse,kazasız belasız geldik Cunda'ya.Elimiz de otelin adresi;Sora sora bağdat bulunur ama otel bulunmaz!Dön,dön beynimiz döndü!En sonun da,'hadi canım daha neler?'ile 'yuh bu kadar mı olur!' arası gayet sevecen söylemler ile gezdiğimiz otel denilen mekanı,aynı serilikle terk ettik! Bina dökülüyor,havuz desem-ya da demesem de sadece-etrafı perdelerle çevriliydi desem,anlarsınız siz onu(Demek ki neymiş,bir daha öyle internetteki fotolara kanıp bir yerlere gidilmeyecekmiş!)

Öğlen olmuş,hava sıcak,çocuklar sıkılmış,anne baba şaşkın,ne yapsak?Nereyi bulsak? Nerede kalsak?diye ada'yı turlarken...Ve anne,her gördüğü betonarme garip yapıya üzülerek,nerede bu adanın taş evleri,erguvanlı balkonları diye düşünürken...
Yollarına çıkan bir taksi sayesinde cennet mekana ulaşmışlar...

Çocuklar suya,baba gölgeye,anne çayına kavuşmuş:)

Ama bir gariplik varmış burada...Alışık olduklarını içten içe bildikleri ama uzun zamandır dinleyemedikleri için adını koymaya çekindikleri bir gariplik...
'Sessizliğin sesi'...
Ada öyle sessiz,öyle sessizmiş ki;Dalgaların sesi insana ninni gibi gelebilirmiş...
İlk önceleri ürkmüşler,eyvah nasıl geçer burada koca bir hafta,baş başa olsak tamam da...Ya çocuklarla?

Öyle ya bu güne kadar-hiç arzu etmedikleri halde cocukların hatırına-tatil köylerine hapsolmuşlar,kaydıraklı havuz?Animasyon ekibi?Mini Club?Yemek sonrası çocuklar için,koştur,koştur gidilen danslar vs. ile bu iki canavarı oyalamışlardı????
Oysa unuttukları bir şey vardı...
Çocuklar için;adanın oyuncu kedileri,ya da yaşlılıktan ağzında dişi bile kalmayan miskin köpek Max yeterliydi...
Tatil köylerinde 'tatil' mi? Sanırım arada onu da yapmışlardı?
Ya da yaptıklarını tatil sanmışlardı?
Oysa unuttukları bir şey daha vardı...



Gerçek tatil...
Tam da bu sefer ki gibi;Sadece dalgaların sesi eşliğin de,'eş' seçtiğinle,sağlığa kaldırılan kadehlerden çıkan ince tını ve ilk kadehteki gülümsemeyi,2.kadehte kahkahaya bırakmaktı:)

Not:Yazının devamı var,bitmez bu tatil...Herkese Merhaba:))