30 Haziran 2009 Salı

DÜŞLERİM...


Tatil bitti,adı kaldı yadigar...
Anı koleksiyonumuza yeni kareler ekledik.
Bindiğimiz arabalar da yine arkayı 'dört'ledik.
Sütlü ile bitter arası çikolata rengi olduk.
Negatif ne varsa üzerimize yapışan,suyun pozitif gücüyle yüzdük,attık,kurtulduk.
Zuzulardan sonra ilk kez bu tatilde,iki adet kitabı,okuyup bitirdim.
Sezen'in Düş bahçelerini dinleyip,efkarlandım,güldüm,sevindim.
Aşkıma,çocuklarıma,mutluluğuma,huzuruma baktım uzun uzun.
Sahip olduğum tüm 'DÜŞLERİM' için yaradanıma sonsuz kere şükrettim.

PS:Fotoğrafları lütfen izinsiz kullanmayın.Tşk.

29 Haziran 2009 Pazartesi

DÖNDÜM,DÖNDÜM :))

Her şey yolunda çok şükür...
Yazmayı,sayfamı,sizleri çok özledim...
Tatilde bile rüyalarım da internete girdim,vallahi bak:)
Ama şimdilik bu kadarcık olsun...
Çünkü ev 'tam takır kuru bakır' kıvamında...
Yemek yapacak bir besin maddesi yok...Alışveriş yapmam ve bir anne olarak ev ahalisini doyurmam gerek...
Ev deseniz zaten almış başını gidiyor..
Dönüşte açları doyurup:)işleri yoluna koyarsam yazacağım hemen...
Ve sizlere de geleceğim ziyarete...
Sanırım,umarım,inşallah?:)
Hadi kaçtım ben.

20 Haziran 2009 Cumartesi

HOŞÇAKALIN...

Önce,
Anneme gittim.Uzun yola çıkıyoruz,merak etme,gelirim yine dedim,duamı ettim...
Sonra,
Alışveriş yaptım,kuru temizlemeciye uğradım,terziden,bellerini daralttırdığım:)kıyafetlerimi aldım...Eve geldim.Babam için,bir kaç günlük yemek pişirdim.Çamaşır yıkadım,ütü yaptım.Bavulları hazırladım...Kıyafetleri,güneş kremlerini,ne olur ne olmaz ilaçlarını,ateş düşürücüleri,sinek kovucuları,kitaplarımı,çocukların kitaplarını,yolda dinlemek için Sezen'in Düş Bahçeleri'ni,video kameramızı,fotoğraf makinamı,bir kaç küçük oyuncağı da unutmadım...Zuzular geldi,onlarla ilgilendim,akşam yemeğini hazırladım.Dağınık bırakmayı hiç sevmem,evimi de toparladım.
Yorumlarımı,maillerimi cevapladım,arada arkadaşlarla lafladım...
-Oh oh ne güzel,gidin,gezin,eğlenin,dinlenin,SPA'da yaptırın,
diyenlere...
-Biz bunları çoktan aştık ve iki adet(SPA)SIPA'yı da zaten yapmıştık,
dedim:)
Az sonra,
Yazımı bitirince yatacağım...
Bir hafta yokum buralar da...
Çünkü burada olacağım...
Umarım ve dilerim ki;sevdiklerimi ve sizi,bıraktığım gibi,mutlu,huzurlu,güzel anılar biriktirmiş ve yazmış olarak bulacağım...HOŞÇAKALIN:)

19 Haziran 2009 Cuma

RESİMLİ ROMAN & AN O AN


1.Karede iki kardeş yan yana oturuyor.
2.Karede,Elif'imin aklına bir cinlik geliyor(Muzip bakışa dikkat:))
3.Karede,Elif harekete geçiyor...

4.Karede,Eren'in soluna geçmiş.
5.Karede,saldırı anı.
6.Karede,Eren'in kurtulma çabaları
Ve son kare....
Eren'in yüz ifadesi ve düşüncesi 'Nasıl gececek bu kızla,bu hayat?'
Elif'in yüz ifadesi ve düşüncesi ' Bir görevi daha başarı ile tamamladım:))))))))

Yukarıdaki yazı ve resimler zuzularımın bloğundan,yani İki Meleğin Hikayesi 'n deki bir posttan...O fotoğraflar da 10 aylıklar henüz ama aralarındaki tatlı çekişme o gün gibi bugün de hala sürmekte...Değişen,hızla geçen sadece zaman ve zuzularım gün be gün biraz daha büyümekte...
Büyüdüklerinin ispatı olarak,eski fotoğrafların bugün buraya konuluş sebepleri ise...

Hoşgeldiniz çocuklar:)

Hoşbulduk anne:)

Neler yaptınız bakalım bu gün? Nasıl geçti gününüz?

Eren: Hiiiç?

Elif: Hiiiiç DİHİL, söylesene?

Eren: Sııışşşt bak oyuncaklarımı paylaşmam seninle Elif!

Anne: Neler oluyor? Bana anlatmak istediğin bir şey var mı oğlum?

Eren: Benim bir kız arkadaşım var...(Pembe yanaklar daha da pembe olur:)

Elif: Eveeetttt, he he he:))

Anne: Elbette oğlum, senin pek çok arkadaşın var zaten öyle değil mi?

Eren: Adı Selin....Bu gün merdivenlerden inerken neredeyse düşüyordu,kafasını
yaracaktı ama ben onu yakaladım,elini tuttum kurtardım,çok heyecanlı anlar yaşadık?Sonra bana teşekkür etti(Yanaklar artık direk kırmızı:)

Anne ve baba,bebekliklerinden beri çocuklarının duygularına saygı duymuş ve bunu her zaman onlara da yansıtmaya çalışmıştır. AN, O AN 'lardan birisidir ve anne karşısında duran mahçup ifadeli bu küçük çapkın adamın yüzüne karşı gülmemek ve ona sevgiyle sarılmamak için kendisini zor tutmaktadır...
Çünkü bilmektedir ki; Bu tarz durumlarda- ki bu ileride karşılaşılacak cinsellik vs.soru ve mevzularının yanında hiç bir şeydir- ne söylediğinizden ziyade,neyi nasıl söylediğiniz,sesinizde bir titreme,panik olamaması ve tonlaması çok önemlidir...
Çünkü en küçük bir kekeleme vs.de veya aşırı tepkide çocuk direk şunu düşünür...
Hımmm bu konu değişik,nasıl da panik yaptı,kesinlikle daha fazla kurcalamalıyım:))

Anne: Aferin oğlum çok güzel bir şey yapmışsın arkadaşına yardım etmiş ve onu düşmekten kurtarmışsın,seninle gurur duydum...O senin arkadaşın ve arkadaşlar sevilir,o yüzden heyecanlanman çok normal canım.

Mahçup ifadeli küçük çapkın adam,sevinçle sarılır annesine...
Muzip ifadeli küçük kız kardeş,hala bir köşede ve tam da bu şekilde 'he he he'
gülmektedir...
İki meleğine gurula bakan anne ise hadi hayırlısı,başladık,diye düşünür...

Oysa herşey, bundan yaklaşık 5 yıl önce,sıcak bir Eylül akşamın da zaten başlamıştır.

18 Haziran 2009 Perşembe

DİNİ 20 KURUŞA SATMAYANLAR

Eşimden gelen bir yazı,çok beğendim,hatırda kalsın istedim...
***
Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor
ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.

Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam
yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine
düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses
diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da
değil.Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen
bir hediye gibi... düşünebilirim"

İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden
önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın
üstünü fazla verdiniz."

Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi?
Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam'ı
öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi
görmek istedim."

İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş , yere
yığılacakmışcasına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış,
gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: "Allah'ım az
daha İslam'ı 20 kuruşa satıyordum!"

Dini - siyasete, siyaseti- ticarete dönüştürenlere ibret olsun.

Siz hiç sarrafın bağırdığını duydunuzmu?
Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Zerzevatçı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
Düşünen bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez.
DÜŞÜNEMEYENLER İSE HEP KAVGA İÇİNDEDİR.

17 Haziran 2009 Çarşamba

HAYIRLI OLSUUUNN :)

Lost 5.sezona dün akşam itibari ile başladık...
Ve,
Sezen Aksu'nun 2.cd'den oluşan yeni albümü piyasada...
Sevinçliyiz mutluyuz:)
Vatana millete hayırlı olsun:)

LALE DEVRİNDEYİZ !..

Lale ile acı gerçekler mutlu düşlere,paslı demirler parlak gümüşlere,yavuz bakışlar tatlı gülüşlere döner birden;Lale ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde.
Lale,bağıma taç ve ben ona muhtaç.
Kapa gözlerini ve dinle saki,bir istanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!...
İstanbul'a çıkmayan bir lale yolu,laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır,yitiktir.
Rüzgarları toplayan hüzünler aşklar yoksa İstanbul bahçelerinde ve bir kabir başında ışıklar yas tutar gibi ağlar seher vakitlerinde.
Uyan saki,lale devrindeyiz!..


Hayatımda ilk kez bir kitabı sırf arka kapağındaki bir yazı yüzünden aldım...
O öyle bir yazıydı ki...Henüz yüz yüze tanışma fırsatı bulamasam ve bu fırsatı bulabileceğimden emin olamasam da aklıma çok sevdiğim bir tek kişiyi getirdi...
işte bu!Dedim okurken...
Aylar önce bloggerlar arasında yaptığımız Hediye Kitap etkinliğinden sonra tanıştığım, bana hediye ettiği 'Sevgili Arsız Ölüm' ile büyülü gerçeklik kapılarını aralamamı sağlayan...
Aylar sonra ise yazılarında,içtenliğinde kaybolduğum ve garip bir şekilde bağlandığım sevgili Lale ablam...
Benden sana blog aracılığıyla küçük bir methiye ve geçmiş doğum günün için sanal bir hediye olsun:)
***
KATRE-İ MATEM-İskender Pala
Son günlerde elimde olan ve keyifle okuduğum bir kitap; Katre-i Matem, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor ve bir devre adını veren 'lale'nin izinde yazarın oluşturduğu büyüleyici atmosferin içinde yol alıyor. Katre-i Matem, Osmanlı'nın en tartışmalı günlerinden hayat sahneleri çiziyor. O günlerde yaşanan aşklar da yer buluyor romanda. Sevdiğini, evliliklerinin ilk gecesinde kaybeden kahramanın izinde, Lale Devri'nden Patrona Halil isyanına kadar bir yolculuğa çıkıyor okur. Roman, bir yanıyla sürükleyici bir polisiye, bir yanıyla da aşk romanı...
Tavsiye ediyorum...Zevkle...
P.S:Lale fotoğrafı bendenizin objektifinden...Lütfen izinsiz kullanmayın.

MİSKİNLER TEKKESİ

Bu günlerde miskinim.Birazcık boğaz ağrımda var malum açtık klimaları...
Neyse halet-i ruhiyeme uygun fotoğraf ararken Elif'ciğimin mailinde buldum bu evi.Çok sevdim...Hatta ileride Allah nasip ederde bahçeli bir evimiz olursa çatısının bir yerine böyle bir çift göz kondurmalı diye de not ettim...
Sonra aklıma geldi...Seneler önce okumuştum 'Miskinler Tekkesi'ni...
Şu an kitaplığımda yok,muhtemelen bir başkasına verdim.O yüzden aşağıdaki bilgiler alıntı.Ama yinede yazayım hatırda kalsın öneri olsun istedim...
Ve Osmanlı döneminde geçen romandan bugüne değişen pek bir şey olmadığını üzüntüyle farkettim...
Hacı,hoca takımı,yalakalıklar,yüzsüzlükler? Hiç yabancı gelmiyor öyle değil mi?:(

MİSKİNLER TEKKESİ( Reşat Nuri Güntekin)
Türkiye’deki dilencilerin dünyasını ve cahil hocaları başarıyla tasvir eder. Yazarın en dikkate değer eserlerinden biridir. Padişah II.Mahmut dönemi ileri gelenlerinden olup padişaha yakınlığıyla tanınan Kocabaş Kazasker Şemsettin Molla’ nın torununun hayatı üzerine kurulmuş bir kitaptır. Padişahın ekmek kırıntılarının kat kat işlemeli bohça ve sedef kutularda saklandığı bir ortamda, padişah dilencisi bir dedenin torunu olan ve hem meşrutiyet hem cumhuriyet dönemlerinde yaşayan roman kahramanı, bir çeşit soya çekimle dilenciliği meslek edinir.

16 Haziran 2009 Salı

ÖLÜMSÜZ AŞK DEDİKLERİ...

Uyandım artık kim tutar beni?
Alttaki post'a devam...Bitmemiş meğer kelam...
***
Ha sevileyim isterim de? Peki kendim sever miyim?
Elbette,hem de çok...Eş,dost fark etmez.
Yeter ki karşılığını bulabileyim,içime sindirebileyim,yalansız,riyasız,gerçekten sevildiğimden emin olabileyim...
Hiç bir şeyde değil ama sevme ve sevilme konusunda karşılık beklerim...
Allaha çok şükür ki 'koca kişisi'nden alıyorum fazlasıyla:)
Zaten öyle olmasa? Hep tek taraflı yıkama yağlama...I-ıh olmaz! Bana hiç uymaz!
Hem neden evlenir ki insan? Nedir ki evlilik?
Birbirini seven iki kişi ile oluşur...Sevgiyle beslenir,beslendikçe büyür vs.
O yüzden sevgi karşılıklı ben de.
Kamyon arkası yazıları gibi;'Sev beni,seveyim seni' Ona göre yani:P
Öyle özel gün takıntım yoktur...Seni seviyorum'ların hesabını da tutmam...
Ölümsüz aşklara da inanmam...
Esas olan sevgidir çünkü...Tek bağlanılan...
Kaç yaşında olunursa olunsun, hep ihtiyaç duyulan...
Sevgi varsa emekte vardır...Sevgi varsa saygı da vardır...
Sevgi varsa Aşk'ın zaten çeşit çeşit halleri vardır...
İlk görüşte aşık olursunuz önce...
Sonra, eş olarak seçip onaylarsınız, aşk evliliği yaparsınız,
Çocuklarınız olur...Aşkınızın meyvalarına aşık olursunuz bu sefer...
Yıllar geçer zamanla aşk azalır belki ama sevgi mutlaka devam eder.

Hem nedir ki şu ölümsüz aşk dedikleri?
Ölümsüz aşklara verilen örnekler için mi bunca çaba?
Sonlarını biliyormuyuz ki onların? Bir de ölümsüz yaptık gitti aşklarını?
Hıı? Sorarım size...
Ne malum du? Yaşalardı?
Kerem ile Aslı'nın,Ferhat ile Şirin'in,Yusuf ile Züleyha'nın aşklarının ölümsüz olacağı?
Aynı evi paylaşsalardı,yıllar geçtikçe birbirlerinin zaaflarını görüp,iyi kötü huylarını bilip,yine de ilk günkü tutkuyla severler miydi birbirlerini?
Ferhat demezmiydi? Ben bu dırdırcı kadın için mi deldim dağları?
Mecnun hayıflanmazmıydı? Çöllerde susuz kaldım, günlerce yandım kavruldum,susuzluktan böbreksiz kaldım...Ne için ha?Ne için!
Peki ya Şirin?
Ferhat,Ferhat dedim,dağları deldi geldi...Meğer her şey evlenene kadarmış!
Şimdi bir çoraplarını bile kaldırmıyor yerden:(
Çapkınlığı da cabası...
Leyla ise başka alemlerde; Leyla leylaaaaa diye çölleri inletti,şimdi dilinden iki tatlı söz almak için cımbız kullanıyorum:(

Ne dersiniz?
Olamaz mıydı yani?
Bence olurdu...
Demek ki neymiş?
Şu hayatta büyük konuşmamak gerekirmiş...
Hem ne demiş değerli türk büyüğü Ebru Gündeş;
Ölümsüz aşklar vardaaaaa...Öööllllmeyen aaaaşık vaaar mııııı?:)))))

UYANDIM GELDİM :)

Evet...Uyandım geldim...
Aysema hocamın 'Banu'cum uzun sürmedi mi bu uyku?'uyarısından sonra canlandım birden?Döndüm sayfama...Garip miyim neyim? Yok aslında garip değilim de acayip gaza gelen,
desteklenmek,aranmak,sorulmak isteyen bir garip faniyim?:)
Birazcık tatlı sözle yaptıramayacağınız şey yoktur mesela bana...
Mehteran takımının Hücüm Marşı'yla çoşması gibi 'Allah Allah Allah' giderim...
Yani 'Vatan millet Sakarya'...

Sonra bir de herkes gibi sevileyim isterim,çok sevileyim...
Ve bunu bileyim,göreyim,hissedeyim...
Bir isteyene,on veririm...On verene,yirmi...Elimden geldiğince,hep daha fazla...
Huyum kurusun! Yok yok kurumasın...Memnunum ben bu seriden,bu sürümden,arada bir hırpalansa da arıza vermedi hiç...O yüzden değiştirmem kendimi...
Değişemem de zaten bu saatten sonra...'7 sinde neyse 70 inde o' ispatı aşağıda...
Rahmetli annem anlatırdı,ben daha ilk okul 1.sınıftayım...ilk okul öğretmenim gelmiş bize küçük kızıyla oturmaya..Benim de çok sevdiğim mavi tulumlu bir bebeğim var...
Hatırlarım o zamanlar şimdiki gibi değil,öyle bol oyuncak satan mağalar vs.ler yok.
Yurt dışından geliyor oyuncak bebekler akrabalar aracılığıyla...Anneciğim ne aramıştı o bebeği benim için çarşı pazar günlerce,ne çok istemiştim bende salya sümük...Kavuştuğumda ise ne çok sevinmiştim...
Ama ben ne yaptım tahmin ettiğiniz gibi,tuttum o çok sevdiğim bebeği,öğretmenimin kızına verdim...Çocuk çok sevindi haliyle de...Annemin bana bakışını unutamıyorum...
Gurur duymayla,endişe arası bir ifadeydi kadıncağızın yüz ifadesi...Hiç bir şey diyemedi.
Ama ben,çok sonraları anladım o bakışın manasını...

Bir tek sevgime karşılık beklerim ama bu kuralımın istisnası çocuklarım oluyor her zaman...Karşılıksız sevmenin gerçek anlamı benim için onlar sadece.
Onlar olduktan sonra anlıyor ya hani insan, anne baba sevgisinin ve sabrının nasıl bu kadar sınırsız olduğunu.
O hesap işte...

Nereden nerelere geldi konu? Aslında ne yazacaktım ama neler yazdım ben böyle?
Amaaan siz yabancı değilsiniz...
Silmeyeceğim...Hem bloglar önce kendimiz,kendimizi okuyalım diye değil mi?:))

DAHA NE OLSUN?

Hafta sonu gözümün yaşı dinmedi...
Ama şükür ki dökülenler çocuklarımızın gösterilerini izlerken akıtılan mutluluk gözyaşları idi...Her şey harikaydı, hindi gibi kabardık karı koca gururdan:)Tık...
Eeee gün zuzularımızın günü...Cumartesi gösteri sonrası aile büyüklerimiz ile birlikte yenilen kutlama yemeği...Sonrasında yine hep birlikte Korupark ziyareti...Akşamına evde Sema teyzelerine emanet edilen zuzular,anne baba akşam gezmesinde,misafirlikte,muhabbette...Şirinceden alınan şarapların tadılma ve tadına doyulamama saatleri...Pazar günü ise ailecek havuz keyfi...
Bu mudur? Bu dur! E daha ne olsundur?:))

12 Haziran 2009 Cuma

Zzzzzzzzzzzzzzzz.......

Sıcak, çok sıcak...Sıcak, daha da sıcak olacak! Hakikaten çok sıcak! Aklı ve imkanı olan bu sıcakta çıkmasın evden! Ben şimdi geldim,offf sırtım ağrımış.Ev maşallah sabah nasıl bıraktıysam öyle!Çok dağınık değil ama oyuncaklar yerde,çamaşır mk.durmuş,asılmayı bekliyor.Yıllardır topluyorum bir öğrenemediler kendi kendilerine yerlerine gitmeyi??? Allahtan yemeğim var.Dün coştum biraz fazlaca yaptım çeşitleri.
Babam yemeğe gelmişti,onun evine de ilave oldu en azından. Yorgunum.Arabada eve dönerken gider gitmez,çocuklar gelene kadar yarım saatte olsa uyuyacağım demiştim....Nerden açtım şu PC'yi?!Aslında hala uykum var tek göz kapalı yazıyorum...Huuuuaaaaaa esne,gevşe,uyuuuuuu...Uyuma!!!!
Yarın zuzularımın yıl sonu gösterileri var:) Şimdi heyecanla bekliyoruz neler olacağını?Kuzucuklarım benim büyüdüler de tiyatro sahnelerinde gösteriler yapıyorlar.
'SIIIIIIZZZZ' burnumun direği hazır zaten hemen sızlamaya,iki damlada göz yaşı illaki ilave...Zaten ben hiç dayanamazdım...Anne olmadan önce de bayramlarda bando çalan çocukları bile görsem ağlardım...Eh şimdi seyrettiğim kendi çocuklarım....
Ooooff varın seyreyleyin çümbüşü:)
-Anne niye ağlıyorsun?
-Duygulandım yavrum...
-Neden anne?
-Anneler böyledir yavrum? Çocuklarını çok sever ve her yaptıklarıyla gurur duyarlar,göz yaşı dökmeyen anne olmaz?:P Hatta böyle mutluluk göz yaşı dökenleri daha makbuldur.Duygu ve sevgi pıtırcığıyızdır hepimiz?
-Pıtırcık ne anne?
-Eeeeeee???? Pıtır'ın küçüğüdür yavrum?(allahım ne olur bari pıtır ne diye sormasın:)
-Hımmmm...
-Ama sen yine de ağlama anne..
-Peki yavrum:)
-Seni çok seviyorum anne
-zzzzzzzzz
-Anne?
-zzzzzzzzzzzzzz
-Ama Annneeeeeee?:)

Aaaaa yok yaaa içim uyuyor benim? Hayırdır inşallah....Umarım herkesin hafta sonu güzel geçer....Uuuuaaaaaaaa....Horrrr......Zzzzzzzzzzzzzzzzz....

10 Haziran 2009 Çarşamba

MERYEM ANA EVİ


Küçük kaçamağımızın 3.gününde yani dönüş günümüzde yolumuz üzerinde bulunan Meryem Ana Evi'ne de uğradık...Yandaki bilgilendirme yazısından anlaşılacağı üzerine Meryem Ana'nın son yıllarını bu evde geçirdiğine inanılmakta...Her yıl yüzlerce hıristiyan turist buraya gelip hacı oluyormuş...Papa 2..jean paul'un ve en son papa Benedict'in hediyeleri bir köşede sergilenmekte,yani onlarda gelip hacı olmuşlar zamanında...
İçeriye girerken hepimizde güneş şapkaları vardı...
Oradaki görevliler,erkeklerin çıkarmasını ama bizim(kadınların)başımızda kalmasını rica ettiler şapkaların(bu bir)
Mum alıp dilek diledik, mumları diktik(bu iki)
Dışarıda şifalı olduğuna inanılan çeşmelerden su içtik(bu üç)
Bir tek Dilek bağlama yeri'nde çaput bağlamadık!(bu da dört)
1-2-3-4- ne dersiniz? Bence,baş örtmenin ve baş örtüsünün,mum yakmanın,çaput bağlamanın vs.aslında Hıristiyan inanışı olduğunun ama bir şekilde zaman içerisinde bize empoze edildiğinin kanıtları.Neyse konumuz o değil tabi ki ama yazmadan duramadım...Ben 3 kulhuvallah 1 elham okudum Meryem anaya...Allah kabul etsin...
Bir kaç magnet alarak,dönüş yolumuza devam ettik...Sizin de yolunuz o taraflara düşerse uğrayın derim ben...Aşağıda mekandan fotolar...




9 Haziran 2009 Salı

VAR MI BÖYLE GÜN BATIMI?


Kuşadasında kaldığımız otelden gün batımı fotoğrafları...
Hepsi bendenizin objektifinden...Acayip depreşti yine içimdeki fotoğrafçı ruhum,çektim de çektim:)
Uzun zamandır bu kadar güzel bir gün batımına şahit olmamıştık.
El ele,muhabbetle,keyifle tadını çıkarttık...
Malum bir çoğumuz için, yaşadığımız şehirlerde koca koca apartmanların arkasından batıyor güneş:(
Az önce de öyle oldu...Yeşil ve kahverengi çatılar ardında kayboldu güneş ışıkları...Anlamsız, birden bire, yitip gittiler...
O yüzden,bu gecenin karanlığında yol olsun,yoldaş olsun,ışık olsun bu fotoğraflar...
Yarın da,Meryem Ana Kilisesi gezimizin ayrıntıları ve fotoğrafları süslesin sayfamı.
(Lütfen fotoğraflarımı izinsiz kullanmayın)

KAÇAMAK GÜNLÜĞÜ: ŞİRİNCE

'Hareket iyidir...İnsanı dinç tutar'
Perşembe akşamı Sezen konserinden eve dönüşümüz gece 01.00'i buldu...
Aşkımın, zuzularımıza bakıp,keyifli bir gece yaşamamıza vesile olan,babaannemiz ve iki dedeleri:)evlerine bırakıp gelmesi,benim bavul vs.leri son kontrolum o bu derken yatışımız 01:30 oldu.Sabah saat 06:30 da Kuşadası kaçamağımız için yola çıktık...
5 saatlik uykuyla direksiyon sallamama rağmen bir kere daha karar verdim ki,uzun yolu,daha doğrusu uzun yol şöförlüğünü çok seviyorum.Hele birde bu sefer ki gibi,sabah serininde,kuş sesleriyle,yanımda sevdiceğim,çocuklarım,dostlarım eşliğindeyse...Geze geze,dura dura gittik...Sabah kahvaltımızı Susurlukta Yörsan'ın meşhur tostuyla,öğlen yemeğimizi İzmir/Selçuk'taki Yandım Çavuşta Çöp şiş'le tamamladık...Şirince'ye uğradık.Hep duyduğum ve görmek istediğim bu gerçekten de şirin turistik beldeyi gezdik,meşhur meyve şaraplarını almadan önce tattık.Ben çok ilginç takı vs.lerin olduğu eski bir dükkandan bir adet gıdılık aldım.
Gıdılık ne ola ki?diyenler için örnekler burada...
Tabii ki bir çok fotoğrafta çektim...
Türk insanının keskin zeka örneklerinden birisi olan şirincedeki WC tabelasını:)

Meşhur Şirince evlerinin ve şirincenin genel bir görünümünü...

Ve şarap tadım ve satım evlerini...

Öğleden sonra 15:00 civarı Kuşadası/Kuştur otele yerleştik...Çok güzel,çok doğal..Hatta öylesine doğal ki,ağaçlarda ve yollarda bir çok sincap bulunmakta:)
Suyla,havuzla,güneşle buluşan çocukların sevinci...Aylardır yaptığım rejimlerin sonucunu ayna karşısında gururla gören ben:)Melisimle yapılan su kaydırağı keyfimiz,yüzmelerimiz,akşam keyiflerimiz,muhabbetlerimiz...
Mutlu,huzurlu ben,eşim,çocuklarım,dostlarım...
(Daha bitmedi yazım, devamı var,ama benim şu an vaktim yok...Bir daha ki posta kadar by:)

SEZEN'DEN SEÇMELER:)

Nerden başlasam? Nasıl anlatsam? Yağmurdu,olurdu olmazdı derken,oldu da bitti bile.Yağmur yağmadı,konser harikaydı. Sezen çok keyifliydi,acayip muzipti,yine herkesi gülmekten kırdı geçirdi. Bu sefer bir cesaret,fotoğraf makinası götürdüm ve gayet kolay içeriye sokabildim:P Tamam yasak biliyorum ve ben bu konuda çoluğa çocuğa kötü bir örneğim ama SEZEN bu!Hafifletici sebep sayılabilir:) Şu 35 yıllık hayatımda, kendimi bilmeye başladığım andan beri sevdiğim,ailemizin bir ferdi gibi görüp,her şarkısını,hüznüme,sevincime ortak edip söylediğim Sezen'im o benim... Genç kızlığımda; ilk heyecanlarımın gizli ortağı (Bir çocuk sevdim uzaklarda, Küçüğüm,Sarışınım,Bir kış masalı...)Aşık olup,eş olduğumda; aşkımın tek şahidi,her şarkısı ve sözü ile ispatı ( Onu alma beni al,Erkek güzeli,Belalım,İstanbul istanbul olalı...)Anne olup,çifte mutluluk yaşadığımda;çocuklarıma ninniler ile birlikte söylediğim sezen şarkıları;(Kınalı kuzum,İkinci Bahar,Ninni )Sevdiklerimi kaybettiğimde terapi etkisi yapan şarkıları; (Gidemem,Eskidendi çok eskiden)vs.vs.demişim eski bir yazımda... Neyse sonuçta,bu güzel geceden geriye,bir kaç kare fotoğraf, bir kaç video kaydı ve sevdiceğimle tadına doyulmaz keyifli zamanlar ve tatlı anılar kaldı...
*
Elçin'lerim, bu video sizin için:)Mustafa Ceceli ve Sezen düeti;Unutamam.


*Ve buda tüm blog arkadaşlarıma gelsin:)

4 Haziran 2009 Perşembe

GİDİYORUZ :))

Akşama Sezen'deyiz...
Hava kapalı,yağmurluk,şemsiye vs.techizatlar hazır...
Yağarsa ve konser iptal edilmez ise o da ayrı bir anı olur ve tam filmlerdeki gibi romantik bile olabilir diye düşünüyorum:)Hatta içten içe yağmasını bile istiyorum? Ama mümkünse şöyle hafif hafif atsın,fazla ıslatmadan,romantizmi bozmadan...
Oldu başka?(Yok,yok, bu 3 günlük tatil kesin iyi gelecek bana:)
Ve yarın...Kısa bir mola, derin bir soluklanma, tatlı bir kaçamak...
Ya da...Ana tatil öncesi, hızlandırılmış 'tatile alıştırma kursu' da diyebiliriz.
Kuşadasın da,Melislerle,dostlarla,aşkımla,zuzularımla...
Hava açık olacak,bikiniler,havlular,güneş kremleri vs.techizatlar hazır...
Dönüşte mutlu anılarla dolu olmak,güzel haberler vermek ve almak dileğiyle...
Gidiyoruz biiiiiizzzzzzz:))))))))

2 Haziran 2009 Salı

YARDIM EDER MİSİNİZ?

Bu sabah size guzel bir gunaydınla baslamak istiyordum ama haftasonu bir arkadasımızın ogluna LÖSEMİ teshisi konuldugunu ogrendik!
Hic bir seyi yoktu kuzunun 5 yasında henuz. 1 haftadır öksürügü varmış ve cuma aksamı ateslenmis, anne-baba da ates inatcı olunca dortcelik cocuk hastanesine goturmusler.
Kan degerlerini gorunce bir panik yasanmış hastanede ve hemen fakülteye gondermisler. Anne - baba sokta! nasıl olmasınlar ki. Gozlerinin icine baktıkları kuzularına konan teshis koca bir karabulut gibi coktu uzerlerine.
Adı EMRE.... , 5 yasında, kan grubu 0 rh(-)...haftasonu kan vermeye gidenlerden sadece bir tanesinin doku uyumu olmuş. su anda kan ihtiyacı yok ama bugün yarın olmayacagını bilemiyoruz.
O nedenle kan grubu 0 Rh(-) olan arkadaslarımın telefonlarına ihtiyacımız var.
Var ki ihtiyac oldugunda kendilerine ulaşabilelim.
0 Rh(-) kan grubu olanlar ve kan vermek icin gonullu olanlar bana telefonlarını yazdırabilirse ihtiyac halinde kendilerine ulaşılabilecek ve belki de Emre nin hayatı kurtulacak...
Dediğim gibi acil kan ihtiyacı su anda yok ama heran olabilir ve bizim bir listemiz olması cok onemli.
Özgürcüm siteye de gif yapıp koydu.İster bana ister oradaki telefon numarasından Orkun arkadasıma ulasıp tlefon numaranızı bırakabilirsiniz.
İnsanın empati yapmak bir yana, düşünmekten bile ürktüğü çok zor bir dönemden geçiyorlar...
Hele ki çocuklar var ise işin içinde:(
O yüzden haberdar etmek istedim sizleri de...
İlginize ve desteğinize şimdiden çok teşekkürler.
(Kan uyumunuz var ise,mail adresimden bana da ulaşabilirsiniz)

1 Haziran 2009 Pazartesi

GÜNEŞ & CUMHURİYET TUTULMASI

Güneş Tutulması, Yeni ay konumundaki Ay'ın Güneş'le Dünya arasında girmesi ve bazı özel koşulların sağlanması sonucu oluşur.Güneş tutulması çeşitli kültürlerde farklı efsanevi biçimlerinde açıklanmaya çalışılmıştır.
Çin'de ejderhanın güneşi yemesi olarak düşünülmüş,
Mısır'da kötü kalpli yılanın güneş tanrısı Ra ile kavgası olarak açıklanmıştır.
Vietnam'da bir kurbağanın marifeti olduğuna inanılan bu duruma,
Güney Amerika'da kara bir jaguarın,
İskandinavya'da ise bir kurdun neden olduğu düşünülmüştür.
Kızılderililerde Ay ile Güneşin savaşı olarak tanımlanan güneş tutulmasında Mezopotamyalılar meşaleler yakarak güneşi tekrar parlatmaya çalışmışlardır...(Alıntı)

Türkiyede ise...........

HİÇ

Kaç gündür yazamadım ama çok şükür ki her şey yolunda...
Sadece ben, gün be gün biraz daha HİÇ olma çabasında...
'Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir'