31 Temmuz 2009 Cuma

....uCUNDA....


Parmağımın ucunda asılı,yüreğimi acıtanlar,
az kaldı,düştü düşecek...
Dilimin ucunda kilitli kelimeler,
gereksizler için ziyan edilmeyecek:)

Aklımın ucunda bir küçük ada,
adanın içinde bir koca yürek...
Yüreğin içinde 4 farklı hayat,
hayatların içinde de,temiz ruh var...

Gidiyorum...
Yolumun ucunda deniz,
Denizin ucunda güneş,
Güneşin ucunda huzur,
Huzurun uCUNDA aşk var.


Resim:Bedri Rahmi Eyüboğlu(DÜŞÜNEN KIZ)

GEREKSİZ ADAM,ELÇİN,AYSEMA HN.VE TÜM BLOG DOSTLARIMA...

*Blog dostlarımdan; Gereksiz Adam Mimlemiş beni.
Anladığım kadarı ile hayat,cesaret vs.durumları konumuz.
Öncelikle çok teşekkür...Sonrasın da yazı biraz gecikecek,şimdiden özür.
Dönüşte yazmak ve mim severleri çoğaltmak amacıyla...

*ELÇİN'e...
Kuzummm...Az önce okudum postunu(yorum bırakamıyorum malum)Üzülme bu da geçecek,sakın kaybetme ümidini.Sadece birazcık zaman ve cesaret gerekecek ama ben eminim ki,rabbimin de yardımıyla bunun da üstesinden geleceksin sen.Çok geçmiş olsun şimdiden.Öpüyorum seni.

*Aysema hocam meraktayım yazmıyorsunuz kaç gündür?

*Sonra;
Sevgili Özii,Semra,Ebru,Funda,Nur hn.,Aysema hocam,Dilek,Belkıs,Flame,Elif,Esin,Banu,
MaviAnne,Sebla,Mehtap,Handan,Dolunay,Nilay,Gece,Öykü,Moonsun,Lale ablam,Malla,Manii,Sibel,Yasemin,Nehircce,ilknur,Nazpek,
Muhabbet çiçeğim,Gizli bahçem,Gereksiz Adam vs.vs.vs.(unuttuğum var ise özür dilerim) Hepinizi okuyorum,bir gidip geleyim,dönüşte yorum bırakamama problemini de halledeceğim duyuracağım sesimi sizlere...
İçime dert oldu yazayım dedim.Şimdilik böyle olsun.

30 Temmuz 2009 Perşembe

HEPSİ BU MU? OLSA? TÜKKAN SENİN :)) & SEYİR DEFTERİ

Bu günler koşturmaca günlerim.Olsun;Gerçekleştirilmiş küçük işler,planlanmış büyük işlerden daha iyidir.Aslında şu koşturmaca içerisinde PC'yide virüslerden temizletmem lazım,hala hiç kimseye yorum bırakamıyorum:( Onun da sırası gelecek elbet,yine söylüyorum yorum bırakamasam da hepiniz okuyorum,haberiniz olsun arkadaşlar.
Dönücem ben size:)
Ha bir de;Yeni bir senaryo okudum ve güldüm.Çünkü bu filmi daha önce de görmüştüm.(Kendimizi bildiğimiz için de beklenen etkiyi yaratmadı:)
Unutmayın;kendinizi bilmeden kendinizle barış yapmadan asla dolu dolu yaşayamazsınız.
Hep bir şeyler eksik kalır.Ve siz boş gözlerle bakarsınız;
'Hepsi bu mu?'diye...

(He gardaş, vallahi hepsi bu... Olsa tükkan senin:))))))))
***
Neyse;gerçek film senaryolarına geldi sıra...
Malum Lost'u bitireli çok oldu,böylece DVD filmlere gün doğdu.
Film:MELEKLER VE ŞEYTANLAR
Sonuç;beğendik.Da VınciŞifresi'ne göre daha güzel ve akıcı.E romanını okuyalı da,5 yıl geçtiği için,film hali kötü olmuş gibi gelmedi hiç.Hala seyretmeyen varsa tavsiyedir efendim.
Konu herkesce malum kısaca;Çok eski gizli bir kardeşlik örgütü. Dünyayı yok edecek ölümcül yeni bir silah, akıl almaz bir hedef.Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon,efsanevi gizli örgüt Illuminati vs.vs.vs.
***
Film:MAHŞERİN DÖRT ATLISI
Soru:Film de Şeytan vs.var mı?(Bendeniz içinde şeytan olan hiç bir filmi izlemem:)
Cevap:Yok,sadece seri katil var.
Soru ve cevap:Emin misin? Severim o zaman izleyelim:)
Sonuç:Yine beğendik.Konu:ilginç;İncil'de adları geçen,kıyamet gününde ortaya çıkacaklarına inanılan 4 atlı.Aidan Breslin (Dennis Quaid), eşinin ölümünden sonra oğulları Alex (Lou Taylor Pucci) ve Sean (Liam James)’dan giderek uzaklaşmış, katı bir polis dedektifidir. Kendisini İncil’de geçen Mahşerin Dört Atlısı’nı temel alan sapık seri cinayetleri araştırırken bulur.
Aldatma ustası ve fethetmek için her şeyi yapmaya hazır, beklenmedik bir lider olan Beyaz Atlı; masumiyeti alev alev bir öfkeyi gizleyen, İnsanları birbirine düşürme amacına sahip keskin zekâlı bir savaşçı olan Kızıl Atlı; dengesiz ama daima bir adım ileride, insanları yönlendiren ve karanlık bir tiran olan Kara Atlı ve ölümü bir cerrah titizliğiyle yaymaya kararlı, karşı konulmaz güce sahip Solgun Atlı.
Breslin davada açığa çıkan her yeni bilgiyle boğuşurken, yavaş yavaş kendisi ve dört şüpheli arasındaki sarsıcı bağlantıyı keşfeder.
***
Şimdi ben koca bey'le dışarı çıkıyorum,bu gün kafa iznimiz var ve bize yine yol göründü,hazırlanmak lazım:)Herkesin günü güzel geçsin:)))))

28 Temmuz 2009 Salı

DOĞRU POZ VERME SANATI

Fotoğraf,ayrı bir tutku benim için.Börtü,böcek,kuş,çiçek,çekmeyi de sevsem,
sanırım en çok kendim ve sevdiklerim için kullanılıyorum fotoğraf makinasını...

Fotoğraf çekmek;Anı ölümsüzleştirmek,zamanın elinden ölümü çalmak.

Yıllar,yıllar sonra baktığımız da,ya da bu hayatı terki diyar ettiğimiz de, çocuklarımıza,torunlarımıza bırakılacak cansız ama 'güzel' fotoğraflar...

Hele şu 'güzel' kısmı için ne çektiğimi ben bilirim. Allaha çok şükür,fena da değilim ama:P insan zor beğenince böyle olabiliyor. Yok yüzüm soluk çıkmış,yok güzel gülümsememişim,yok nereye bakmışım vs.Garip garip haller?

Eskiden daha iyiydi...Kaç pozluk ise takardık filmi makinaya,çekerdik biterdi.
Filmdeki poz sayısı bitinceye kadar da,heyecan ile beklerdik.
Bitince fotoğrafları bastırır ve ancak orada görürdük,ne hallere girdiğimizi.
Değiştiremediğimiz için de,bir ağırlığımız bir kabullenmişliğimiz olurdu.
Yani;İyi veya kötü bir asaleti vardı duruşumuzun...

Şimdiki digitaller de olduğu gibi,çek-sil yapılmaz,komik durumlara da düşülmezdi;
Çeken: Çekiyoruuuum...Çektim!
Çekilen: Bakiiyyymmm?Aaa çok kötü çıkmışım yaa:( Hadi yeniden,yeniden nooooluuur???

Neyse;Bu kadar kelam edip anlatmak istediğim şu aslın da;

Hangi insan evladı istemez ki? Güzel görünmeyi,güzel hatırlanmayı?
Ya da tamam itiraf ediyorum; Hangi KADIN istemez ki? Fotoğraflar da güzel çıkmayı? (KADIN diyorum zira ben erkekler de, böyle bir takıntı görmedim)
İşte bu sebebten ötürü;Sevgili Tnzl'ciğimin gönderdiği;Gözde Atakoğlunun yazısından oluşan maili,sizlerle de paylaşıyorum.
Malum şimdi yaz,düğün dernekler var,tatil de çekilecek fotoğraflar var...
Buyurun efendim güle güle kullanın,doğru poz vermeyi bilin,artist gibi pozlar verin...
Madem derdimiz güzellik...Bu da benden size bir güzellik olsun:)))


Fotoğraflarda çirkin çıkıyorum” “Hiç fotojenik değilim,” şeklinde yakarmalara lütfen bir son verin artık. Ben bunu kabul etmiyorum.Eli yüzü düzgün her insanoğlu fotoğraflarda güzel çıkabilir, mühim olan işin tekniğini bilmek. Bir kere geçin aynanın karşısına ve yüzünüzün gözünüzün hangi pozda daha iyi göründüğüne karar verin.

- Eğer daha zayıf görünmek istiyorsanız, kameraya direkt karşıdan bakmamalısınız, az biraz yan dönün yeter. Yan dönüp belki bir bacağınızı bir adım öne atarsınız, bu da ekstra işe yarar.

- Eğer bir türlü yan dönemeyecek bir pozisyondaysanız o halde gene bir adım önde pozuna bürünün, (tıpkı güzellik yarışmalarında ki gibi) bu hem daha estetik durmanızı sağlar, hem de fotoğrafa hareket gelir, kalçalarınızın gerçek ebadı görünmez.


- Eğer yüzünüzün olduğundan biraz daha uzun ve nce görünmesini istiyorsanız, tıpkı vücudunuza verdiğiniz hafif yan duruşu yüzünüze vermelisiniz. başınızı hafifçe yana dönün ve hafifçe öne eğin, yan bakışla kameraya bakın, işe yaradığını göreceksiniz. (Yüzünüze güneş ışını veya herhangi sabir bir ışık geldiğinde, bu minik hareket gözlerinizin içinin parlamasına neden oluyor, harika!)(Bkz:JLO)

Son olarak, eğer fotoğraflarda gıdınızın çıkması sinirinizi bozuyorsa, işte size sadece sizin bileceğiniz fotoğrafta görünmeyecek bir tüyo:Dilinizin ucunu damağınıza değdirin ve gülümseyin, bu hareket dil kaslarının alt çeneyi germesine, toparlamasına yardımcı olur, inanmayanlar denesin, görsün.

YA YORUM...YA MOR' UM !!!


Bir yazıyorum? Bir yazamıyorum?
Bıktım ama ben yaa:(
Yine virüslendim!
Çekti,çekmedi,bağlandı bağlanmadı,yazdım,yazamadım derken;Dün akşam fark ettim ki,yorumlarda da problem var:(
Bazı sayfalara yorum bırakabiliyorum,bazısına bırakamıyorum.
Kendi sayfam da dahil!
Yani;YA YORUM...YA MOR'UM!
Size dönemiyorsam,yazamıyorsam,lütfen kusura bakmayın ve ilgisiz davrandığımı sanmayın arkadaşlar.
Bulacağız bir çaresini...Sanırım,galiba,inşallah?:)

24 Temmuz 2009 Cuma

SIKINTI...

Yine cuma geldi...
Öğlen saati,okudu,üfledi,Allah kabul etse,dedi.
Evi toparladı,eşi,dostu,aradı,yemek yaptı,filan işte...
Sonra,biraz kitap okudu,dergi karıştırdı,sesini bile açmadan Tv seyretti?

Bir ara bunaldı.Aslında bunalmaya çoktan hazırdı.
Evde tek başına konuştu?-ki bu hiçte hayra alamet değildi-
Dipsiz kuyulardan,sesler duydu...

'Gel,gel,koy ver kendini,anlat derdini,
Giy siyahları,bağla karaları,bırak güçlü olmayı,dök içini'

Bir süre bekledi,ne de olsa o ev sahibiydi,
Bu sıkıntı,ona sonradan gelmişti,misafirdi...
Ve 'O' ne olursa olsun,ister evine,ister içine gelen misafire,
'sıkıntı da verse' git diyemezdi...

Bekledi,bekledi,bekledi...
Beklerken esnedi.

Oturduğu koltukta,üzerine güneş değdi,gevşedi.
Yüzün de donan tebessüm,ısındı biraz.
Sonra donması geçti,eridi gitti,gülümsedi.
Üstüne bir de derin bir nefes alıp,olanca gücüyle dışarı verdi.
O sırada, tam da o anda, adına sıkıntı dediği şeyde onu terk ediverdi...
'Bir nefeslik canı varmış,canı çıkasıca' diye sıkıntısına söylendi...

Kalktı yerinden ve mutfağa gitti...

CİVCİVLER Muhallebi için:10 çorba kaşığı toz şeker
3 yumurta sarısı
1,5 su bardağı su
1 limonun suyu
3 çorba kaşığı un
Süslemek için:1 su bardağı Hindistan Cevizi
20 adet kuru kayısı
1 çorba kaşığı damla çikolata
Yapılışı:Muhallebi için,toz şeker,yumurta sarıları,un,su ve limon suyunu tencerede devamlı karıştırarak koyu muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirin.Daha sonra streç film kaplanmış kaselere paylaştırın,dolapta soğutun...Soğuyunca ters çevirip,hindistan cevizi ve yarıya kesilmiş kayısılar ile süsleyin.Bekletmeden servis yapın.NOT:Bunu ilk defa denedim,yuvarlak ve küçük,uygun bir kasem yoktu,o yüzden benim civcivler birazcık yayvan oldu:)Ha birde damla çikolatamda yoktu parça çikolata dan gözlerde bir garip bakıyor ama neyse.Sonuçta fena değil sanırım,bir dahakine daha iyi olur.
***
Sonra daha bitmedi...


Bir de üstüne adaşının Pammuk poğaçası nı denedi...

'Gel vatandaş gel!Zuzularını sevindir' nidalarıyla fırının içinde kabaran poğaçaları keyifle izledi...

Ve bu sefer,'tek başına konuşma' kısmını, niyeyse dert edinmedi...

İşte hayat bazen, bu kadar basitti...

23 Temmuz 2009 Perşembe

DAHA, ON YEDİ,ON YEDİ,ON YEDİYMİİİİŞŞŞ!!!!

Sezen Aksu'nun,Bursa konserine gitmiştik geçenlerde malum...Orada muhabbet esnasında,erkeklerin yaş dönümlerini,azgın teke hallerini vs.yi anlatmıştı gülerek. Hatta bir de örnek vermişti,yaşını başını almış bir erkek arkadaşım anlatmıştı diyerek;

''Erkekler belli bir yaşa kadar yukarıdakini yani,beyinlerini kullanırlar...
Mantıklıdırlar.Ya da en azından olmaya çalışırlar.
Ama bir yaştan sonra beyin işlevini yitirir,eskisi kadar düşünemez ve beyindeki sıvı aşağıya doğru kaymaya başlar.İşte o saatte kadar beyni ile düşünen ve yönetilen adam artık aşağıda, farklı bir bölgeden idare edilmektedir.Yani akıl artık başta değildir.
O yüzden de,bu yaşlarda mantık aramak hata olur:)''


O zaman haliyle çok gülmüştük bu tanımlamaya...
Ama keşke her şey,güldüğümüzle kalsa...

Halis Ağa,71 yaşında ve 17 yaşındaki bir kızla evleniyor!? Evliliğin aşk ile gerçekleşmediği veya her şeyin gönül rızası ile olmadığını anlamak için dahi olmak gerekmiyor.Ya da belki,alan da satan da memnun ama benim içime dert oluyor.
Aslında 'alan ve satan' kötü bir tanımlama ama aradaki yaş farkını görünce insanın aklına başka bir şey gelmiyor!
Kızın ailesinin açıklamaları içler acısı!
Baba damat adayını görmemiş,tanışmamış bile,muhtemelen damadından da gençtir!Vs.vs.

Ha bu olay,güzel ülkemdeki tek ve ilk örnek mi? Elbette ki hayır!
Kapalı kapılar ardında,doğu da veya güneydoğu da nice genç kız 13-14 yaşında dedeleri yaşındaki adamlar ile evlendiriliyor...
Yıllardır biliniyor, yazılıyor çiziliyor ama çare yok...
Çünkü; Sen ne kadar yasaklarsan yasakla,kanuna nizama bakmıyor bu işler...
Ya da bazen kanun da işlemiyor!
Bu kadar medya baskısı olmasa üzerler miydi Üzmezi?!!!

Çünkü; Çare sadece VİCDAN!
Burada esas iş,çocuk yaştaki körpecik kızları kendilerine eş yapan ve kendi zevki uğruna tertemiz hayatları karartan vicdansızlar da bitiyor...
Daha doğrusu VİCDAN'da!
O olmayınca da hiç bir şey olmuyor!

:))

Az önce çıkmıştı kapıdan işe gidiyordu.2 dk.sonra elinde bir zarf ile geri döndü...
'Aşkım sana Miami'den posta var?' diyerek, şaşkın bir ifadeyle:)
Yurt dışına açıldığını bilmiyordum,kimmiş,neymiş diye sorguladı,hatta zarfı bile benden önce açtı da rahatladık!?:)) (Alemsin koca bey,ben sana ne diyeyim)

Sevgili MOONSUN doğum günümü kutlamak için taa Miami'lerden tebrik kartı göndermiş.Mutlu oldum:)
Moonısh:)İnce düşüncen,şirin kartın ve güzel sözlerin için,çok teşekkür ederim arkadaşım.
Bursa'dan da sana kucak dolusu sevgiler:)
Yine yeni yeniden:İyi ki doğdum,iyi ki blogger oldum,iyi ki sizleri tanıdım...

22 Temmuz 2009 Çarşamba


Doğum günün kutlu olsun abilerin en yakışıklısı:)
Seviyorum seni...
Hep yanımda,yanımız da...
Hep seni sevenlerle birlikte ol emi:)

KOKU

Ah fotoğraflarınızı çekiyoruz,videoya alıyoruz bol bol konuşmalarınızı,
hareketlerinizi.Bir şekilde saklamaya çalışıyoruz sizi...
Ama burnumuzu boynunuza gömdüğümüz de duyduğumuz o mis kokunuz ne olacak?
Nasıl saklayacağız onu? Ki o koku, bizim için cennet kokusu iken...
İnsan hiç cennetten vaz geçer mi?

21 Temmuz 2009 Salı

GÜNLER, GÜNLERİN ARDINDA...


Dün,Bursalı Anneler 'im ile birlikte Uludağ Ünv.Onkoloji bölümü,çocuk servisine oyuncak götürdük.Hepimizin evinde bir sürü oyuncak var.Çocuklarımız büyüdükçe farklı oyuncaklar istiyor veya olanlardan sıkılıp oynamıyor vs.Dolayısı ile kırık veya eksik parçası bulunmayan oyuncaklardan hepimiz şöyle bir eleme yaptık,ortaya yine harika bir iş çıkarttık.Sabah arabanın bagajını ağzına kadar doldurup,arkadaşları da alıp düştüm yollara.
Gittiğimizde gördük ki;Şu anki oyuncak köşesi içler acısı.Konuştuğumuz yetkili aslında düzenli yardımların yapıldığını ancak gelen oyuncakların,hasta çocukların anneleri tarafından evlerine götürüldüğünü anlattı.Baştan kızmıştım bu davranışa ama sonra düşündüm de hakkım,hakkımız yoktu kızmaya.
Biz kendi çocuklarımız,düşse,öksürse,ateşlense veya grip olsa mahfoluyoruz...
O yüzden o annelerin durumunu,ruh halini,acısını,düşünmek bile istemiyorum:(
Rabbim kimseyi evladı ile sınamasın.Hasta çocuğunun gözündeki en ufak bir mutluluk pırıltısı için insan ne yapmaz ki? Üstelik oyuncakları götüren o aileler,maddi olarakda çok zor durumdalar.Yani sonuçta önemli olan niyetimiz...
Oyuncaklarımız çocuklarla buluşsun da, nerede buluşursa buluşsun.
İster hastanede,ister evde...Yeter ki bir çocuk mutlu olsun...
***
Ve oradayken,kuzumuzdan,Emre'mizden de güzel haberler aldık...Daha önce Yardım edermisiniz başlığı altında duyurmuştum ya hani size,işte o kuzu:)Tedaviye cevap vermeye başlamış,moralleri iyiymiş,yakında eve çıkıp oradan devam ettireceklerimiş vs.İnşallah hep böyle devam eder yarabbim...Sen bütün hasta çocuklara şifa ver.
***
Hafta sonu, biraz havuz, biraz dağ,biraz alışveriş ve biraz????:))
***

Şu bir kaç gündür içim içime sığmıyor:)Hem benim,hem de canım arkadaşım için çok keyifli günler bu günler:)Uzun zamandır istediğimiz bir hayalimiz gerçekleşmek üzere.
Şimdilik bu kadar...Dilimde tek söz;İnşallah Allahım,inşallah:)
***
Yani,kaç gündür yazamadım ama iyiyim,iyiyiz:)Şükür...Çok şükür...
Dilimde tek şarkı;
'Yeni bir hayat kurdum içine huzur koydum...Yaslandım arkama dünü kovdum:))'

16 Temmuz 2009 Perşembe

EY ÇİLEK ! SEN NELERE KADİRSİN?


'Canım sevgilim;dün gece rüyamda seni gördüm.İkimiz karşı karşıya oturuyorduk ve ikimizin de elinde birer kaşık,önümüzde bulunan büyük bir tabaktan çilek reçeli yemekte idik.Bu ne ola ki???' (27 ekim 1999)
*Rüyada çilek yemek,aşkta mutlu olunacağına işarettir.Rüyada çilek yemek,gönül hayatınızda mutluluklar yaşayacaksınız demektir.Rüyada reçel yemek, mutluluk ve refahtır.

Şimdi bu ne ola ki?:)diyenler için şöyle izah edeyim...
Dünden beri ev mis gibi çilek kokuyor.Dağ çileği olur ya hani en kokulusundan.
Eşimin Pınarcık köyünden bir müvekkili,bir kasa getirmiş sağ olsun,haliyle iş başa düştü,ayıkla,yıka derken biraz yordu ama ortaya güzel bir çilek reçeli ve çilekli tart çıktı.
Tabii ben bu işlerle uğraşırken,yani elim çalışırken, beynim de boş durmadı ve maziye doğru yol aldım...Aklıma 10 sene öncesi,ilk aşk halleri,cicimin de cicimi ayları,evlilik öncesi zamanlar geldi.Tam anlamıyla 'sevgili' olduğumuz zamanlar yani:)
O günleri düşünüpte,derin bir ooof of!:)çektikten sonra, geçen zamana hayıflanmakla birlikte o geçen zamana kattıklarımıza,zuzularımıza,huzurumuza ve halen süregelen aşkımıza şükrettim.Ayrıca doğru çıkan rüya tabirini de takdir ettim:)
Sonra da aldım mikseri elime,çırptım çırptım karıştırdım,aşkımı tarta bulaştırdım..

Tartın tarifini sevgili Nilay'dan Duru tarifler den,

Çilek reçelinin tarifini ise sevgili Hatice'den yani Portakal Ağacı ndan aldım...
Vallahi ayıptır söylemesi ikisi de çok güzel olmuş...Sabah keyif yaptık aşkımla.Akşama da zuzularımın mutlu yüzlerini göreceğim inşallah:)
Şimdi sıra,küçük notlar ve böyle tatlı altın anlarla,inşallah bir on sene sonrası için anılar biriktirmekte...

Mesela;

Sevgilim(ama yok,yok artık aşkım olduk,evliyiz ya:)bu gün senin için çilekli tart yaptım.Bir de yanına reçel.Kaç saat ayakta kaldım yıkadım ayıkladım,sırtımı ağrıttım.Ama bundan garip bir memnunluk duydum,haz aldım.Çünkü hepsini senin ve zuzularımız için yaptım...Sence bunun adı ne ola ki???:))

15 Temmuz 2009 Çarşamba

BIRAKTI BENİ...

Uzun zamandır kopuktu ilişkimiz...Ağır aksak bir şeyler vardı,iletişim eksik,kesik...
Anlamazlığa vursakta kaçınılmaz sonu bekliyorduk içten içe...
Nihayetin de,geçen gün,birden bire sona erdi her şey...Birden bire gitti.
Öylece,
Bıraktı beni...

Arkasında kalanın yarım kalmışlığına aldırmadan,elini,kolunu,sözlerini,hatıralarını,
dostlarını,fotoğraflarını her şeyini alıp,gözünün yaşına bakmadan...
Bunaldım demişti giderken...
Bunaldım senin için hergün,bunca fedakarlık etmekten...
Tıklamadığım kapı,açmadığım pencere kalmadı!
Sabahtan akşama kadar emrindeyim,bir özel anım,bir dinlenme zamanım yok!Ellerin,gözlerin her daim üzerimde!

Susmuştum, haklıydı.O benim için kesinlikle bir bağımlılıktı.
Ve bağımlılık aslında bir hastalıktı...
Onun da,benim de,biraz molaya,soluklanmaya ve tedaviye ihtiyacımız vardı...
Hem hasret girerse araya ve o da özlerse beni.Dönüşte her şey çok daha farklı olabilirdi.
Evet,evet!Böylesi ikimiz için de daha iyiydi...

Eski alışkanlıklara biraz daha fazla zaman ayırabilirdim mesela; Daha çok kitap okuyup,daha çok film izleyebilirdim.Dostlarımla buluşup iki lafın belini kırabilirdim...Yeni sözler,yeni cümleler,yeni hayatlar girerdi hayatıma yenilenirdim.
Nitekim yenilendim...

Dün akşam, siyah çantasının için de, eşimin ellerin de girdi kapıdan.
Koştum açtım hemen ve anında yine bağlandım...
Sessizdi,sakindi,temizdi,çok hızlıydı ve ne çok şey biriktirmişti için de...
Benim olmaya ve bildiği ne varsa sunmaya hazırdı.

O anda anladım,ikimiz de virüslerimizden arınmıştık ve bu yeni başlangıcı birlikte yapacaktık...

Ve sanırım bu sefer,uzunca bir süre bırakmayacaktı beni.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

?? :)) !! :((


Sanal dünya da durgun,gerçek dünya da,yoğun geçen bir hafta...
Birikmiş işler sinsilesi...Aslında her şey birbiriyle ilişkili...
Kafada binbir düşünce,sırasını şaşmış,
Sıcaklar işin bahanesi...
İnsan;
Geçmişin hasretlisi...Geleceğin ümitlisi...
Yaşadığı günlerin daima şikayetçisi.

:))

Bugün sevgili Can bey ve Annesi 'nden doğum günümü kutlayan kartım geldi:)Hatırlanmak çok güzel,çok mutlu oldum.Güzel sözlerinize teşekkür eder,tekrardan iyi ki doğdum,iyi ki blogger olup sizleri buldum derim ben de:)
Evimi topladım...
Kafamı da bir toplasam...

10 Temmuz 2009 Cuma

MELİS'İME...

Ah sen olmasan? Biz olmasak? Ne olurdu halim?
Derdim de,sevincim de,iyi günüm de,kötü günüm de,hep yanımdasın...
Konuşmadan anlaştığım,sadece bakışarak kahkahalar patlattığım veya damla damla göz yaşımı hiç çekinmeden paylaştığım kaç kişi var ki şu hayatta?
İyi ki doğdun,iyi ki hayatımdasın...Doğum günün kutlu olsun canım arkadaşım...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

!!!!!!!!!!!!!!


Bu sıcaklarda,sırf bir şeyler yazmış olmak için yazmak istemiyorum...
Yazdıklarımın bir anlamı olsun.Olsun ki;Aylar,belki yıllar sonra okuduğum da,niye yazmışım ki ben bunu?Demiyeyim.
Konu çeşitliliğim olsun...Hep ben! Hep ben! Ve yine ben!de olmayayım...
Hayata kısa notlar düşmek ama hayatı es geçmemek...
Söylenmemiş sözleri söylemek...
Dünyaya kuş bakışı baktığını sanan,kuş beyinlilere kızmamak...
Olayları daha sakin karşılamak...
Bu dünyanın düzenine alışmak,tepkisiz olmak veya kalmak istiyorum...
OLMUYOR!
Barbie bebeklerden tahrik!!!??? olan,tarikatçı bozuntusuna!
Arabada unuttukları,K-9 köpeklerinin boğularak ölmesine sebep olan vurdum duymazlara!
Siyasilere,siyasete!Memleketi ve dini 20 kuruşa satanlara!
Ölen teröristleri devrim şehidi?!sayıp,saygı duruşunda bulunan,dağdakinin,meclisteki takım elbileli versiyonlarına!
Son skandallardan sonra'Adli Tıp'ın,'TIP' oynayan,sus pus hallerine!
Mıchael Jackson'ı,tören bahanesiyle,öldükten ancak 2 hafta sonra gömenlere!
Uygur türklerinini katleden, Çin'lilere!
Ve daha nicesine,nicesine...
......
...
..
.
Hepimiz insanız,en azından bir çoğumuzun öyle olduğuna inanmak istiyorum ben.Duygularımıza söz geçiremediğimiz zamanlar oluyor elbette.Ve bildiğim kadarıyla cezayı gerektiren düşünceler değil,eylemler.O yüzden insan istediğini düşünebilir ama her düşündüğünü yapmaz.Kişi,düşüncelerinden ya da hissettiklerinden değil,yaptıklarından sorumludur ve bu yasalar karşısında da,Allah katında da böyledir...
Şimdi buna göre;
Sadece düşüncem de,yani içimden ve sessizce...
Ben bu düzene!Gelmişine,geçmişine!!!

6 Temmuz 2009 Pazartesi

AÇ GÖZÜNÜ SEYRET, TEKRARI YOK BUNUN:)

O zaman pek bir dert etmiştim kendime ve tabii ki yazmıştım buraya...
Eh ne yapalım geç olsun güç olmasın...Pzt.akşamı,star tv,saat:23:10...
Bu sefer kaçmaz:)

HASRETLİKLERİM...




Her şey insanla güzel...
Yenilen yemek,içilen çay,çitlenen çekirdek.Yapılan muhabbet bile daha bir ballanıyor,tadına doyulmuyor.Sıcaklara inat,'koca ev'de,esen deli rüzgar ve rüzgara bağrını açan yiğitler:)
Güllerle bezeli bahçeden seyir edilen deniz,abimler,zuzular,babam ve biz...
Bugün de,aşkım gitti Ankara'ya,kısmetse yarın dönecek ama hiç tadım yok benim yaa:(
Çünkü her şey ONUNLA güzel.Seviyorum seni,evimin beyi...

3 Temmuz 2009 Cuma

ZAMAN,AŞK,KAFA KAĞIDI,SERATONİN....

Zaman...
Bekleyenler için çok yavaş,korkanlar için çok hızlı,yas tutanlar için çok uzun,
sevinenler için çok kısadır.
Ama sevenler için sonsuzluktur.
Saatler uçar,çiçekler solar,yeni günler,yeni yollar geçer gider.
Sevgi kalır...
(Virginia Ünv.de güneş saati üzerindeki yazı)


Doğum günü işte,klasik biraz...Arayan,soran,kutlayanlar(hepsi çok sağ olsunlar)
E birde üzerine,ailem,zuzularım,sevdiceğim...
Ama en özeli; 'Aşkıma;Seni Seviyorum,hep sevdim,daima seveceğim' ile başlayan ve özel olduğu için gerisini gönlüme kazıdığım satırlarıyla eşimden gelen kart ve kristal küredeki minik ayıcığım ve de pastam:)

Yağ geç,yık geç,kimse inanmazsa inanmasın
Sen inan yüreğine
Hem ona geçmezse kime geçer sözün
Büyü büyü
Bak ellerin ayakların kocaman
Aklın da maşallah yerinde
E ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye
Akıllı ol yüreğin gelir peşinden
Boşver yaşı başı
Aşk var mı aşk, sen ondan haber ver
(Can Yücel)

Doğum günüm olduğunu öğrenince saatler boyu,İyi ki doğdun Aaaannnneeeeeee diye şarkı söyleyen ve mum üfleme yarışına giren zuzularım:)

Yani;şükür etmek için harika bir gece...
Ve...
Geçti gitti çok şükür...

Üstelik tahmin ettiğim kadar da burulmadı içim...
Niyeyse gözümde büyütmüşüm,olduğundan büyük görmüşüm.Koskoca bir yıl!
Çocukken çabucak geçsin,büyüyünce de ağırdan alsın istediğimiz yaşam dilimi ama sonuçta o da zamana tabi.
Eskiden takmazdım bu kadar kafama? Aslında yine takmayacağım ama? Aması var işte... Ne ruh halinin,ne de bedeninin gençliği,kafa kağıdında yazanı değiştirmiyor ki?
Haydi bakalım, hadi buyrun!Eskiler bilmeden ne söylemiş?
Adı üstünde 'Kafa Kağıdı'(Nüfüs cüzdanı)!!!Gel de kafaya takma!
Bu arada,ben bu güne kadar hiç bu şekilde adlandırmamıştım Nüfus Cüzdanını? Rahmetli dedem öyle derdi,şimdi nereden aklıma geldi? Zamanla daha mi iyi anlıyorum onları acaba? Yok,yok olmaz erken ama daha, benim frekansım hala 25-35 arasında...Ve yıllar geçse de, en az bir 5 yıl 35 de kalma sevdasında:)
Off tamam sakin olayım! Aaaa ne bu böyle? İyi ki de fazla burulmamış içim! Yukarıdaki satırları 5 dk. önce kendim yazmasam inanamayacağım bu ruh halime...
Meğer ben kendi kendime bile belli etmediğim,üstesinden geldiğimi sandığım duygularımı,yazmaya başlayınca görüp tanımış,kimini sevmiş kimini sevmemişim...Aslında yazarak, kendi kendimle dertleşirmişim...Mişim mişim mişşş...
Her neyse;
Ömürden geçip giden bir yıla üzülmek yerine sanırım bir gün ölüp gideceğini,her şeyin geçici olduğunu bilerek yaşamak,hayatın anlamını aramak ve bu anlamı da, anlamlı şeyler yaparak bulmak önemli olan...
Mesela; şu anki ruh halim için çok anlamlı bir şey yapacağım ve gidip akşam ki doğum günü pastamdan biraz tırtıklayacağım:)
Seratonin hormonumu yükseltince yazarım yine...

2 Temmuz 2009 Perşembe

İYİ Kİ DOĞDUM :)

 
Posted by Picasa
BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM...
BU KADAR...
BİR DE, BURASI...
HA BİR DE,YAŞA + 1 İLAVE...
HA TABİİ BİR DE MUTLUYUM:))

P.S:Sizde başınızda kelebekler uçurmak veya daha fazlasını isterseniz TIK