
Ey yeni yıl....
Çok fazla bir şey istemiyorum bu sene senden...
Beylik laflar da etmeyeceğim öyle....Yok, barış, sevgi,dostluk... vs.vs.vs...
Çünkü nasıl olsa bildiğini okuyorsun yine....
Sadece....Geçen sene verdiğin...
'' Sağlığa, mutluluğa, başarıya,huzura ve Aşşşşkkk'' a birazcık daha 'ekleme' yap :)))
Yaşadığım kötü anlar ve olaylar dan ise bir kaç 'çıkartma'....
İşte bu bana yeter...Ve beni 1 sene daha idare eder:))))))))))))
31 Aralık 2008 Çarşamba
2009-EKLEME&ÇIKARTMA
30 Aralık 2008 Salı
ZUZULARLA ETKİNLİK-1( KURABİYE :)
Dün akşam ikizlerim okuldan gelmeden önce,daha önce sözünü ettiğim kurabiye yapma etkinliğimiz için, mutfak masamızın üzerine gerekli malzemeyi bir kaç eksik ile hazırladım...Zuzular geldikten ve günün değerlendirmesi,el yüz yıkama,yemek vs.faslı bittikten sonra... Ta taaam sürpriz!!!Nasıl seviniyorlar böyle hamurları filan görünce:))Onlara hamur olsun oyun hamuru veya gerçek hamur farketmez:))Hele önlüklerine bayıldılar...Birde bandana taktım başlarına,mutfakta böyle yemek yapılır saç vs.düşmesin yemeklerin içine diye,hemen bir hevesle bandanalarıda taktık...Canlarım benim yaaa.Çok yakıştı ikisinede...İnsana kendi yavrusu daha mı bir başka görünüyor ne? :))))))Çok güzel pozlar verdiler annelerine...Hatta oğlum bana 'sen fotoğraf işimi yapıyorsun anne?' diye soruyor:)))))))) Dayanamadım 1 tane foto koydum zuzularımın fotoğrafını:))Geri kalanı http://www.ikimeleginhikayesi.blogspot.com/ da:)))))))))))))))
Daha öncede yapmıştık kurabiye ama hiç aklıma gelmemişti,fotoğraflamak....O ufacık eller merdane tuttu...Kalıplarla kesti...Birde üstüne boyadı(bir tek boyarlarken çekemedim foto, malum gıda boyası bir yere değmeye görsün çıkmıyor!Yani çok büyük bir hevesle yaptık kurabiyelerimizi...Tabi ki biraz anne yardımı var ama yine de oldukça başarılı, işte zuzularımın elinden çıkan kurabiyeler:)))
29 Aralık 2008 Pazartesi
SÜRPRİZ:))))
Oğlum ve kızımdan yeni yıl sürprizi...Lütfen linkleri tıklarmısınız:)))))))))))))
http://s5.dancingsantacard.com/default.aspx?santa=5500602
http://www.dancingsantacard.com/?santa=5984666
http://s5.dancingsantacard.com/default.aspx?santa=5500602
http://www.dancingsantacard.com/?santa=5984666
KISA KISA,KARIŞIK 3
Yeni bir hafta, yeni umutlar...Hatta Çarşamba günü gecesi inşallah Yeni bir yıl:)))))))
Ha yeni yıl demişken, ağacımıza asmak ve altına koymak üzere zuzularımla birlikte bu akşam bir aksilik olmazsa zencefilli kurabiyelerimizi yapacağız...Daha öncede birlikte kurabiye yapmıştık ve adlarını vermiştik...Bkz. erenpaşaelifhnkur. Vede düüt ve havhav kur.
Geçen hafta içinde, kırmızı renkli çok şeker minik mutfak önlükleri aldım onlara, ve iki tanede yumurta fırçası...Bu sefer yaptığımız kurabiyeleri boyayacağız çünkü:))Bakalım ne şaheserler çıkacak? Ev ne hale gelecek? Gıda boyaları bulaştıkları yerlerden nasıl temizlenecek?İşin o kısmını düşünmemeye çalışıyorum:))) Yeterki onlar mutlu olsunlar...Her şey hallolur...Her yer temizlenir...İnşallah???:)))
Bu hafta sonu daha öncede dediğim gibi oldukça hareketli, neşeli ve bereketli geçti...Zuzularımın ana okulundaki toplantı çok verimliydi, işlenen konu:Okul öncesi çocuklarda cinsellik ve cinsel eğitimdi.Ayrıntılı bilgi için http://www.bursalianneler.com/kosebanu51.asp
Zuzularımızın öğretmenleri ile görüştük...Çooook olumlu duyumlar aldık, mutlu olduk:)) Sonra Bursalı Annelerimin hazırladığı, 2009 a Merhaba partimize gittik...Ama gitmeden önce kızımla kuaföre gittik ve meleğim, ben nasıl olur? durur mu acaba?vs.diye endişelenirken bir güzel saçını kestirdi, tarattı hatta düz fön bile çektirdi:) Partimiz çok güzeldi,çok eğlendik... Aşkım bizi bıraktıktan yaklaşık 1 saat sonra geri geldi??:)) Zaten 'ben ne yapacağım siz oradayken' vs.diye dert edinmişti kendine:)) Ama iyi ki de gelmiş,hem zuzularımla ilgilenmeme yardımcı oldu, oğlu ve kızıyla dans etti, hem de bol bol fotoğraflarımızı çekti...Canım,teşekkür ederim, aşkımmm:)))
Ve birde http://www.ikizanneleriyiz.biz/ 'deki dostlarla gerçekleştirdiğimiz yılbaşı çeklişi sonucunda bende hediyeme kavuştum sonunda:))) Çooook güzel bir kolye, kızıma ve oğluma ufak birer oyuncak, çikolata ve çok şeker bir ağaç süsü ile mutlu olduk ailecek:)))) Ben çoook severim böyle inciği boncuğu...Hatta kendim de yapıyorum bir şeyler...Bir ara onlarında fotoğraflarını koymalıyım aslında bu sayfalara...Hımmm fena fikir değil, düşünmeliyim bunu:)))
Ha yeni yıl demişken, ağacımıza asmak ve altına koymak üzere zuzularımla birlikte bu akşam bir aksilik olmazsa zencefilli kurabiyelerimizi yapacağız...Daha öncede birlikte kurabiye yapmıştık ve adlarını vermiştik...Bkz. erenpaşaelifhnkur. Vede düüt ve havhav kur.
Geçen hafta içinde, kırmızı renkli çok şeker minik mutfak önlükleri aldım onlara, ve iki tanede yumurta fırçası...Bu sefer yaptığımız kurabiyeleri boyayacağız çünkü:))Bakalım ne şaheserler çıkacak? Ev ne hale gelecek? Gıda boyaları bulaştıkları yerlerden nasıl temizlenecek?İşin o kısmını düşünmemeye çalışıyorum:))) Yeterki onlar mutlu olsunlar...Her şey hallolur...Her yer temizlenir...İnşallah???:)))
Bu hafta sonu daha öncede dediğim gibi oldukça hareketli, neşeli ve bereketli geçti...Zuzularımın ana okulundaki toplantı çok verimliydi, işlenen konu:Okul öncesi çocuklarda cinsellik ve cinsel eğitimdi.Ayrıntılı bilgi için http://www.bursalianneler.com/kosebanu51.asp
Zuzularımızın öğretmenleri ile görüştük...Çooook olumlu duyumlar aldık, mutlu olduk:)) Sonra Bursalı Annelerimin hazırladığı, 2009 a Merhaba partimize gittik...Ama gitmeden önce kızımla kuaföre gittik ve meleğim, ben nasıl olur? durur mu acaba?vs.diye endişelenirken bir güzel saçını kestirdi, tarattı hatta düz fön bile çektirdi:) Partimiz çok güzeldi,çok eğlendik... Aşkım bizi bıraktıktan yaklaşık 1 saat sonra geri geldi??:)) Zaten 'ben ne yapacağım siz oradayken' vs.diye dert edinmişti kendine:)) Ama iyi ki de gelmiş,hem zuzularımla ilgilenmeme yardımcı oldu, oğlu ve kızıyla dans etti, hem de bol bol fotoğraflarımızı çekti...Canım,teşekkür ederim, aşkımmm:)))
Ve birde http://www.ikizanneleriyiz.biz/ 'deki dostlarla gerçekleştirdiğimiz yılbaşı çeklişi sonucunda bende hediyeme kavuştum sonunda:))) Çooook güzel bir kolye, kızıma ve oğluma ufak birer oyuncak, çikolata ve çok şeker bir ağaç süsü ile mutlu olduk ailecek:)))) Ben çoook severim böyle inciği boncuğu...Hatta kendim de yapıyorum bir şeyler...Bir ara onlarında fotoğraflarını koymalıyım aslında bu sayfalara...Hımmm fena fikir değil, düşünmeliyim bunu:)))
26 Aralık 2008 Cuma
Umuyorum...
Ufacık bir kaç ekleme ile yeni yıl ruhunu kattım bloğuma...Kar tanelerini bütün bir sayfama yağdıramadım ama olsun...Fena olmadı yinede:))


Kızımın,dün akşamki etek sevinci fotoları ile birlikte '' iki meleğin hikayesi '' nde:))
Bugün sakin geçti, hatta biraz da sıkıntılı...Hem hava kapalı, hem içim...Öfff :(( Bekliyorum??????


Yarın da tam tersine bir hayli koşturacağım...Sabah zuzularımın ana okulunda toplantı var... Oradan dönüşte can dostumu alacağım ve onun ve benim zuzularla birlikte, Bursalı annelerimin yani bizlerin hazırladığı, yeni yıl partisine gideceğiz...Ve hep birlikte 2009 a Merhaba diyeceğiz :))) http://www.bursalianneler.com/
Yarında yine kuvvetli kar yağışı bekleniyormuş...Umarım bir aksilik olmaz, olmazda uzun zamandır sıkılan yüreğim, biraz olsun dostlarla,oyunlarla,muhabbetle hafifler...
Bekliyorum???
Üst kattan saatlerdir sinir bozucu bir matkap sesi geliyor!!!! Ne yapıyorlar bu kadar!Kaçak katmı çıkıyorlar anlamadım!!! Zaten başım çatlıyor ağrıdan,birazda midem ağrıyor üstüne :((
Sıkıntılıyım,üzüntülüyüm çünkü...Telefonun çalmasını ve arayan kişiden iyi haberler almayı bekliyorum, diliyorum.
Nereye gitsem, ne yapsam aklıma takılanlarda benimle birlikte geliyor:((
Şimdi; uzaktaki 'diğer yarım' için dua ediyorum sadece... Hayırlısı olsun inşallah...Hayırlıysa olsun ya da.... Bilmiyorum??????????? Sadece çok üzülüyorum:(((((((
Sıkıntılıyım,üzüntülüyüm çünkü...Telefonun çalmasını ve arayan kişiden iyi haberler almayı bekliyorum, diliyorum.
Nereye gitsem, ne yapsam aklıma takılanlarda benimle birlikte geliyor:((
Şimdi; uzaktaki 'diğer yarım' için dua ediyorum sadece... Hayırlısı olsun inşallah...Hayırlıysa olsun ya da.... Bilmiyorum??????????? Sadece çok üzülüyorum:(((((((
25 Aralık 2008 Perşembe
ETEK ?
Yorgunum dostlarııııımmmm yoruldum artıııııııııkkkkk....
Vefasız yıllaraaaa darıldım artık...Nay nıy, nay nıy, nay nay nay( bu müzik kısmı:))
Çoook yoruldum ama değdi:)))
Sabah saat 10:00 da çıktım yola, selam verdim sağa sola :)
Önce ikiz annelerimle yaptığımız yılbaşı çekilişi için, hediye aldım, bana çıkan bir dostuma :)
Sonra,benim güzel kızım için bale eteği sordum dükkanlara,mağazalara....
Pzt. günü, önce kapalı çarşı, sonra zafer plaza,sonra carrefour dolaşmıştım... Ara tara yok!:((
Bırakın kızımın istediği gibi, tüllü, simli, kabarık ve pembe eteği...Doğru düzgün pembe renk bir etek bile bulamamıştım...O gün idareten bir etek aldım gerçi ama hiç içime sinmedi ne yalan söyliyeyim...O yüzden bu gün erkenden çıktım evden, yapılacak işlerimde vardı zaten dışarıda...
Hem işlerimi hallettim, hemde Koruparktan tam da kızımın istediği gibi harika bir etek
buldum:)))) Eminim bunu çooook beğenecek:)))
buldum:)))) Eminim bunu çooook beğenecek:)))Demek ki neymiş...Sabreden derviş muradına erermiş...Sora sora bağdat bulunurmuş...
Ve annelerin elinden her iş gelirmiş:)))
Şimdi sabırsızlıkla , zuzularımın eve gelmesini ve kızımın yüzündeki mutluluk ifadesini görmeyi bekliyorum...Bilgi:Bale eteği,cadılar bayramı aksesuarları,yeni yıl süsleri vs. ihtiyaçlarınız var ise
Korupark-Claire's Club'a uğrayın.
24 Aralık 2008 Çarşamba
Çekik gözlü güzel kadın'a :))
Canım arkadaşım... Az önce duydum sesini...Yanımdaymışsın gibi sevindim...O güzel yüzün gözümün önüne geldi gülümsedim...Sesindeki hüznü hissettim, bende hüzünlendim...
Ahhhh!Çekik gözlü, duru sözlü, güzel kadın...Hayat bu!Neler geçti! Geçiyor, geçecek! Benden sana tavsiye, üzülme sakın, bu günlerde bitecek...Unutma ki...

Ahhhh!Çekik gözlü, duru sözlü, güzel kadın...Hayat bu!Neler geçti! Geçiyor, geçecek! Benden sana tavsiye, üzülme sakın, bu günlerde bitecek...Unutma ki...
''İnsan geçmişin hasretlisi, geleceğin ümitlisi, yaşadığı günlerin daima şikayetçisidir'' :)))))))))))))
O yüzden takma kafana hiç bir şeyi ve güneş gibi gülümse:)))

Ve ardından, benden sana bir buket Nergis çiçeği...Bak nasıl da güzel kokuyor...Ohhh..Misss...Kokla bak sende...Gülme ama kokla bi :)))
KARAAA BAASMAA İZ OLUR...




Kara basmaaa iz olur...Kara basma iz olur...
Güzellerdeeee naz olur.... Güzellerde naz olur....
Gündüz gelmeee gece gel...Gündüz gelme gece gel
Güzelllerde naz olur... Güzellerde naz olur....
He hehe heee ...Sabahtan beri dilimde bu şarkı:)) Sabah bir kalktık ki her taraf bembeyaz olmuş...Belli ki bütün bir gece yağmış kar...Şarkıdaki gibi, gündüz gelmemiş gece gelmiş:)))
Çok sevindik ailecek...Hele zuzularımın sevinç çığlıkları bambaşkaydı...Canlarım benim...
Malum yeni yıl yaklaşıyor...Ve yeni yıla ve yılbaşı gecesine herşeyden çok, tertemiz bir kar ve bembeyaz bir görüntü yakışıyor...Geçenlerde kurduk ve bir güzel süsledik ağacımızı, zuzularım her akşam altında, yanında hayran hayran seyrediyorlar:)) O Pembe Mavi iki melek biziz,o zaman bebekmişiz, şimdi büyüdük merdivenle ağaca çıkıyoruz diye bir güzelde yazıyorlar:))Gerçi yalanda değil, merdivendekileri görünce aklımıza ilk zuzularımız geldi bizimde alırken...
Bu yıl ki ağacımızdan bir kaç kare (Zuzularımın olduğu iki kare,bu sayfalara koymak için özellikle bulanık çekildi tarafımdan:))
Etiketler:
FOTOĞRAFLARIM,
İÇ SES,
YENİ YIL,
ZUZULARIM
GARİBİM, NAMIMA BANU DİYORLAR :))
Sevgili Elçin'cim beni MİMLEMİŞ....Garip hallerim nelermiş benim diye?Buyur canım:))
1-Yanımda yürüyen kişi ile mutlaka ayak uyumu ararım...Sağ sol aynı anda adım atılacak,yani ikimizde uygun adım yürüyeceğiz mümkünse...Hızlı veya yavaş olması farketmez yeterki uyumlu olsun...Olmazsa garip bir şekilde çok rahatsız olurum...Eşimle gezerken eğer uygun adımı bozarsak,hemen çaktırmadan küçük bir hareketle ayak değişimini yaparım...Tabii bu değişimi yaparken hızlı hareket ettiğim için hafifçe zıplarım...Bu yüzden karşıdan bakan biri için 30-40 adımda bir zıplayıp yürümeye devam eden bir insan tipi oluştururum:)))))
2-Satın aldığım kitaplara,o günün tarihini atarım, kitap evinin ve şehrin adını da mutlaka yazarım( 12.01.1998-D&R Ankara) gibi...Eğer yazmayı unutmuşsam eski fişleri vs.kayıtları inceler mümkünse doğrusunu, kesin tarihi bilemiyorsam da tahmini bir satın alma tarihini not düşerim...
3-Şıp şıp damlayan çeşmeler kabusum olur...Ödüm patlar o sesten...Türlü seneryolar oluşturum...O damlayan sulardan oluşan ve parmakları üzerinde yürüyerek lavobadan çıkan bir kesik el????? ((Tabii bu hayal, küçük yaşta izlediğim şeytanlı bir film olan 'kesik el' in bende bıraktığı etkidir efendim:)))
4-Bir şey alacaksam mutlaka tüm mağazalara bakarım...ilk veya 2.baktığım bir yerden çok beğensemde alışveriş yapmam.Mümkünse bulunduğum ortamdaki tüm dükkanları gezerim...Ya aldıktan sonra daha çok beğeneceğim bir şey bulursam dimi ama:)
5-Tek ve küçük dükkanlardan alışveriş yapmam, daha doğrusu yapamam...Çünkü içeriye adım atar atmaz ne bakmıştınız diyen( ben ne baktığımı biliyormuyum!?) ve sizi takip etmeye başlayan, kazara elinizi bir şeye atsanız, şu modelide ,şu rengi de var diye yakanıza yapışan çalışanlardan çok rahatsız olurum...Böyle yapılan yerlerde bir şey beğensemde katiyen almam...
6-Ankarada Ulus'u sevmezdim, Bursa'da Cumhuriyet cd. ve Kapalı çarşıda çok zorda kalmadıkça dolaşmam...Çok kalabalık gelir oralar ve insanlarda üstüme üstüme???
7-Evime yemeğe gelen misafir iki kişi bile olsa ben en az 6 kişilik yemek yaparım...Yetmiyeceğine, artsın diye düşünürüm...
Neyse, bu kadar yeter:))
Bende sevgili Gamzeli Anne yi MİMliyorum...Kolay gelsin canım:))
1-Yanımda yürüyen kişi ile mutlaka ayak uyumu ararım...Sağ sol aynı anda adım atılacak,yani ikimizde uygun adım yürüyeceğiz mümkünse...Hızlı veya yavaş olması farketmez yeterki uyumlu olsun...Olmazsa garip bir şekilde çok rahatsız olurum...Eşimle gezerken eğer uygun adımı bozarsak,hemen çaktırmadan küçük bir hareketle ayak değişimini yaparım...Tabii bu değişimi yaparken hızlı hareket ettiğim için hafifçe zıplarım...Bu yüzden karşıdan bakan biri için 30-40 adımda bir zıplayıp yürümeye devam eden bir insan tipi oluştururum:)))))
2-Satın aldığım kitaplara,o günün tarihini atarım, kitap evinin ve şehrin adını da mutlaka yazarım( 12.01.1998-D&R Ankara) gibi...Eğer yazmayı unutmuşsam eski fişleri vs.kayıtları inceler mümkünse doğrusunu, kesin tarihi bilemiyorsam da tahmini bir satın alma tarihini not düşerim...
3-Şıp şıp damlayan çeşmeler kabusum olur...Ödüm patlar o sesten...Türlü seneryolar oluşturum...O damlayan sulardan oluşan ve parmakları üzerinde yürüyerek lavobadan çıkan bir kesik el????? ((Tabii bu hayal, küçük yaşta izlediğim şeytanlı bir film olan 'kesik el' in bende bıraktığı etkidir efendim:)))
4-Bir şey alacaksam mutlaka tüm mağazalara bakarım...ilk veya 2.baktığım bir yerden çok beğensemde alışveriş yapmam.Mümkünse bulunduğum ortamdaki tüm dükkanları gezerim...Ya aldıktan sonra daha çok beğeneceğim bir şey bulursam dimi ama:)
5-Tek ve küçük dükkanlardan alışveriş yapmam, daha doğrusu yapamam...Çünkü içeriye adım atar atmaz ne bakmıştınız diyen( ben ne baktığımı biliyormuyum!?) ve sizi takip etmeye başlayan, kazara elinizi bir şeye atsanız, şu modelide ,şu rengi de var diye yakanıza yapışan çalışanlardan çok rahatsız olurum...Böyle yapılan yerlerde bir şey beğensemde katiyen almam...
6-Ankarada Ulus'u sevmezdim, Bursa'da Cumhuriyet cd. ve Kapalı çarşıda çok zorda kalmadıkça dolaşmam...Çok kalabalık gelir oralar ve insanlarda üstüme üstüme???
7-Evime yemeğe gelen misafir iki kişi bile olsa ben en az 6 kişilik yemek yaparım...Yetmiyeceğine, artsın diye düşünürüm...
Neyse, bu kadar yeter:))
Bende sevgili Gamzeli Anne yi MİMliyorum...Kolay gelsin canım:))
23 Aralık 2008 Salı
MİM - İLK 10 ŞARKI
Sevgili blog komşum, mehtap beni MİM lemiş...Müzik parçalarında en sevdiğim ilk 10 parça nedir? diye...Ohooo o kadar çok ki, seçim yapmam çok zor ama, mecburen eliyorum bir çoğunu...
Buyur canım işte benim TOP ON ' um...Eskiler,yeniler,1.nin haricinde, sıralama olmadan...
1-KIRAÇ-ENDAMIN YETER (Bizim şarkımız,9 yıl öncesi, aşkımdan bana...Aaah ah:))
Endamın yeter,gözlerin yeter...Uğramasın sana ne hüzün ne de keder...
Kalbim senden senden vazgeçmeyecek...Korkma içimde aşkın hiç sönmeyecek
Eğer istersen sonsuza dek sürecek...İnan bu adam hep seni sevecek...
Endamın yeter, gözlerin yeter...Uğramasın sana ne hüzün ne de keder...
Bir gün gelir geçer...Yüzündeki çizgiler...Ne aşkım son bulur...Ne içimde o düşler
2-SEZEN AKSU -ESKİDENDİ-KESKİN BIÇAK (Tüm şarkıları desem :))
3-ŞEBNEM FERAH-SİL BAŞTAN
4-FUNDA ARAR- SENİ DÜŞÜNÜRÜM
5-SERTAP ERENER-İNCELİKLER YÜZÜNDEN
6-KAYAHAN-BİZİMKİSİ BİR AŞK HİKAYESİ
7-MOR VE ÖTESİ-BİR DERDİM VAR
8-YENİ TÜRKÜ-AŞK YENİDEN
9-LEMAN SAM-GÜL GÜZELİ,RÜZGAR...
10-YALIN -HERŞEY SENSİN
22 Aralık 2008 Pazartesi
SEYİR DEFTERİ: ISSIZ ADAM

Alper 30lu yaşlarda, gurme sayılacak düzeyde yemek kültürü olan kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Lüks yaşamayı seven, işinde başarılı ama özel yaşantısını her gün farklı kadınlarla birlikte olarak düzene koyamamış, hayatını; yaptığı yemekler, günübirlik ilişkiler, paralı kadınlar üçgeninde yaşayan birisi iken; Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu' nun arka sokaklarında, aradığı eski plak için bir kitapçıya girmesiyle değişir.
Ada 20' li yaşlarının sonlarında, güzel, çocuk kostümleri tasarlayıp diken, Alper' in modern yaşamının aksine çok mütevazı, hayatta fazla inişleri çıkışları olmayan genç bir kadındır. Bir gün eski bir kitabi bulabilmek için Beyoğlu' nda dolaşırken Alper ile ayni kitapçıya girer. Çapkın bir adam olan Alper, Ada' nın güzelliğinden etkilenir ve Ada' yı takip etmeye başlar. Ada' nın aradığı kitabi bulmuştur. ilk sayfasına telefon numarasını yazar. Ada' nın işyerine kadar devam eden takip, Alper' in tanışma bahanesiyle aldığı kitabı Ada' ya vermesiyle son bulur. Ada ve Alper' in yaşamlarında ilk defa karşılaştıkları tutkulu aşkın ilk sinyalleri bu kitapla başlar. Alper kopamadığı özgür hayatinin içersinde Ada' ya yer açmaya çalıştıkça, yaşamının daraldığını fark eder. Aşkı ve özgürlüğü arasında kalan Alper' in sessiz çığlıklarını duyamayan Ada, kendini aşkın rüzgârına kaptırmıştır bir kere; Ve yaşam bir kere daha aşk oyununun perdelerini Ada ve Alper için açacaktır.
Issız Adam, modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film.
En sonunda bizde ISSIZ laştık :))) Hiç aklımızda yokken...Hatta gidip gitmemekte kararsızken hadi dedik bir seyredelim...İyi kide öyle yapmışız...Uzun zamandır seyrettiğimiz en gercekci Türk filmiydi, müzikleri,çekim teknikleri,filmin gectigi mekanlar cok kaliteli ve keyifliydi...
Filmin genel izleyicisi şaşırtıcı bir şekilde 45-50 hatta daha üstü yaş gurubuydu...İlk yarıdaki bir kaç erotik sahnede ve erkek karakterin kızla tanışma sürecinde yanımdaki yaşlı çiftin dialogları ise muhteşemdi...Yaşlı teyze eşine soruyor;
-Ne yaptı bunlar şimdi ? :)))
-Bak kızı nasıl kandırıyor görüyormusun?Pis sapık? :)))))))))))vs. şeklinde aşkımla kıkır kıkır gülmemize sebep olan...Ah be teyzem öperim ben seni :)))
Ama onlarında suçu yok ki...Klasik Çağan Irmak izleyicisi onlar...Babam ve Oğlum,Ulak vs. filmler gibi bir şey bekliyorlardı belli ki...
Neyse filmin sonu acıklı, kendimi tutmama,ağlamayacağım hak etti bunu, erkek milleti işte vs. yorumlarla kendi kendimi telkin etmeme rağmen...İki damla yaş döküldü yinede gözlerimden...
Bir de 'bu filme giden erkekler,filmden sonra eski sevgililerini arıyorlarmış'vs. tarzında akıl dışı sözler duymuştum çevremden...
Yok canım, ne eski sevgilisi?....Ha ilişkisi kötü olanları bilemem ama...Hali hazırda yanındakinin kıymetini daha bir anlyor, filmi izleyen erkek ahalisi...Test edildi onaylandı...Benden söylemesi:))))))))))))))
Ayyy bu kadar film yorumu vs.yeter...
Gidiyorum şimdi ben...Kızıma bale eteği bulmam lazım...Tarifide verdi meleğim;Şöööle kabarık,simli,tüllü ve pembeee olacak annecim :))))))diye....
Haydi görüşürüz:))
BU MUDUR ? BUDUR ! :))
Pazar...Uyku günü...En azından eş olarak seçtiğim yakışıklı varlık öyle düşünüyor...Düşünmekle kalmayıp bir güzel de uyguluyor...
Cumartesi akşamı 3'te yatıp, pazar sabahı 8'de kalkan(daha doğrusu kızı tatafından kaldırılan:) bendeniz, 5 saat uyku ile dolaşırken, öğlene kadar yan odanan gelen-arada horultu ile karışık- düzenli uyku sesleri bana acayip batıyor:))))
Ha bunu için ne yapıyorum?Artık hiç bir şey...
Ahh zamanında neler yapmadım ki?
Yatakta kahvaltılar...
Evde gereksiz gürültüler(tabi bu çocuklardan önceydi,şimdi doğal olarak zaten hep gürültülüyüz)
Surat asmalar...Demogoji yapmalar...(Ben de uykusuzum,yorgunum vs. ühü ühühh :((
Yok olmadı,işe yaramadı...Arada bir kaç zaferim oldu ama...Devamı gelmedi...
Huylu huyundan vazgeçmedi:))
Düne kadar??????????????????
Sabah 10:00 suları Sema hn.geldi, kızınıda getirmiş Gizoş'u:))Bizimkiler havaya uçtu tabii ki.Sarıldılar hemen oyun ablalarına,gel bak, çam ağacımızı gör, diye sürüklediler salona(Bir gece öncesinde büyük bir sevinç ve heyecanla süsledik ailecek)
Neyse, aslında nasıl uykum var, yat sende uyu işte dimi? Yok olmaz!!!Pazar günü evde durulmaz? Hazır çocuklar evde ablalarıyla mutlu mesut oynuyor ve belli ki günün devamında da pek anne babayla ilgilenmeyecekler,bizde gelelim vs. olmayacak bu gün...Kaçmaz bu fırsat:)))
Aşkıma bir iki yoklama;'uyan artık sabah olduuu,kalkma vaktiii vs. ...Yooookkk!!!!!
Önce; bir güzel giyinirsiniz,süslenirsiniz...Odadan çıkmadan parfümünüzüde sıkarsınız ki sizden bir anı kalsın:))
Sonra; uyuyan kocanın yanağına ufak bir öpücük kondurup,ben çıkıyorum aşkım,telefonlaşırız diye...kısacık da bir cümle kurarsınız...
Siz evden çıktıktan 25 dk. sonra çalar telefonunuz 'neredesin? geliyorum bekle beni' diye
İşte budur! :))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))
Cumartesi akşamı 3'te yatıp, pazar sabahı 8'de kalkan(daha doğrusu kızı tatafından kaldırılan:) bendeniz, 5 saat uyku ile dolaşırken, öğlene kadar yan odanan gelen-arada horultu ile karışık- düzenli uyku sesleri bana acayip batıyor:))))
Ha bunu için ne yapıyorum?Artık hiç bir şey...
Ahh zamanında neler yapmadım ki?
Yatakta kahvaltılar...
Evde gereksiz gürültüler(tabi bu çocuklardan önceydi,şimdi doğal olarak zaten hep gürültülüyüz)
Surat asmalar...Demogoji yapmalar...(Ben de uykusuzum,yorgunum vs. ühü ühühh :((
Yok olmadı,işe yaramadı...Arada bir kaç zaferim oldu ama...Devamı gelmedi...
Huylu huyundan vazgeçmedi:))
Düne kadar??????????????????
Sabah 10:00 suları Sema hn.geldi, kızınıda getirmiş Gizoş'u:))Bizimkiler havaya uçtu tabii ki.Sarıldılar hemen oyun ablalarına,gel bak, çam ağacımızı gör, diye sürüklediler salona(Bir gece öncesinde büyük bir sevinç ve heyecanla süsledik ailecek)
Neyse, aslında nasıl uykum var, yat sende uyu işte dimi? Yok olmaz!!!Pazar günü evde durulmaz? Hazır çocuklar evde ablalarıyla mutlu mesut oynuyor ve belli ki günün devamında da pek anne babayla ilgilenmeyecekler,bizde gelelim vs. olmayacak bu gün...Kaçmaz bu fırsat:)))
Aşkıma bir iki yoklama;'uyan artık sabah olduuu,kalkma vaktiii vs. ...Yooookkk!!!!!
Önce; bir güzel giyinirsiniz,süslenirsiniz...Odadan çıkmadan parfümünüzüde sıkarsınız ki sizden bir anı kalsın:))
Sonra; uyuyan kocanın yanağına ufak bir öpücük kondurup,ben çıkıyorum aşkım,telefonlaşırız diye...kısacık da bir cümle kurarsınız...
Siz evden çıktıktan 25 dk. sonra çalar telefonunuz 'neredesin? geliyorum bekle beni' diye
İşte budur! :))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))
21 Aralık 2008 Pazar
SEYİR DEFTERİ:DÜNYANIN DURDUĞU GÜN...KEANU...AŞKIM&BEN

Keanu Reeves, gezegendeki en soğukkanlı kedilerden biridir. Her zaman, yüzündeki o saf tavırla gelir; bulaşıcı bir gülümseme ve bir el sıkışmayla size yaklaşır. Bunu yaparken, kurnaz kişiliğini kesinlikle ele vermez.Bir bakarsınız, size son okuduğu romanları anlatıyordur, bir bakarsınız en sevdiği kahramanı canlandırmak için bir rolün etrafında daireler çiziyordur.Farkındalığını hiçbir zaman düşürmez Keanu Reeves... O karanlık gözlerin ardında her zaman yeni bir efsane devinim halindedir.(Kynk:Paulington James ChristensenIII)Çok güzel bir anlatım ve çok doğru tespitler...O yüzden ekledim yazıma...
Eskiden ''Gönül Telimizi titretenler'' diye bir program vardı(belki de hala var bilmiyorum?)
İşte yukarıdaki kişide bendenizin gönül telini titretmektedir efendim?
Bir dakika paniğe gerek yok!Ben hala ''aşkıma'' aşığım ve onu seviyorum:)))) Beğenmek başka, sevmek, aşık olmak, hayatını paylaşmak başkadır dimi ama:))
Mesela aşkımda Meg Ryan'ı sever(di en son:))...Onun o çocuksu yüzünü ve dağınık saçlarını seviyorum derdi...Siz bilmiyorsunuz, sırf bu yüzden ben bir dönem hiç saç taramadım:PPPP
Hem bizim ilişkimizde öyle sınırlamalar yok, kendimize güvenimiz var??
Yada şöyle söyleyeyim; tehdit oluşturmuyor aktörler, aktrisler yani dünyanın bir ucundaki 3.tekil şahıslar:)))))))))))
Yakınlarda olunca da iş değişmiyor aslında...
Bak şimdi ne alaka?Aklıma geldi yazmam gerek...
Bundan 5 sene öncesi...Benim, kadın doğum uzm.dr.uma gidiyoruz zuzular için...Neyse şimdi adını veremeyeceğim bu beyefendi çok yakışıklı...Gittik dr.a; aşkımda ilk tepki' Vay şrfsz çok yakışıklı'??? :)))) (şrfsz burada iyi anlamda kullanılmıştır:)))
Sonra, gide gele akraba gibi olduk kendisiyle, sohbet muhabbet.Benden çok aşkım takip eder, yorumlarda bulunur oldu dr'um için ''Saçlarıda uzatmış bak, yine yunan heykelleri gibi olmuş' vs.şeklinde...
Bu konuda, eşim benden daha rahat yada en azından daha politik? bilemiyeceğim artık içini, bazen şüphelensemde çaktırmıyor çok fazla. Akıllı adam,seviyor gizemi...
Yıllar öncesinden, Sezen Aksu'nun bir lafı kalmış aklımda,''bir mekanda benden daha güzel bir kadın varsa,yanımdaki adama onu o kadar çok överim ki, ay ne güzel kadın,saçları,yüzü,duruşu vs. diye. En sonunda,yok canım o kadar da güzel değil, sen daha güzelsin şöylesin böylesin diye iltifatlar alırmış sevdiğinden:)))) '''
İşte sanırım aşkımın taktiği de bu...Bu arada bendeniz anlatmıştım(aslında vermişim)ona bu taktiği...Uygulayana değil,uygulatana bak demişler, aaahhh ahhh:))))))))))
Ben daha farklı tepkiler veriridim herhalde? Aslında hala da veriyorum ya neyse...Sevdiğimi paylaşamam ben...Yok öyle!!!Ne akıl kalır başta, ne medeni olmak vs...
Gidin kardeşim başka yerde arayın medeniyeti:))) O derece yaniii:)))))))
Haaa film vardı dimi ? :))) The Day the Earth Stood Still", yani "Dünyanın durduğu an"...
Cumartesi gittik aşkımla...Keanu Reeves bu kez izleyiciyi, farklı bir uzaylı yaratıkla tanıştırıyor...Washington D.C'de sıradan bir gün yaşanırken, içinde uzaylı Klaatu ve onun birçok güce sahip robotu Gort'u taşıyan bir UFO şehrin tam ortasına iniş yapar.UFO'nun içinde çıkan Klaatu ve Gort,yeryüzüne barış getirmek için görevlendirilmişlerdir.Ancak gezegenler arası bir barış için belki de yeryüzünü yok olması gerekmektedir.Falan, filan...Film güzel, çekimler özel efektler vs....Keanu her zamanki gibi şahane,tamda yüz hatlarına uygun bir rol olmuş uzaylı klautu:))Ayy neyse tamam, daha fazla methiyelerde bulunmadan bitireyim burada...Bilim kurgudan ve Keanudan hoşlanıyorsanız seyredin deeeermişimmmmm:))))))))))))))))))))))))))))
18 Aralık 2008 Perşembe
1 KİTAP & 1 ALBÜM

Birinci nacizane tavsiyem bir kitap... (Sevgili 'Kitap Kurdu' m*** gibi olacak:)) ama yazmadan duramayacağım... Ayşe Kulin'e takıldım bu aralar... Yazarlığını zaten çok severdim...Daha önce; Köprü,Geniş Zamanlar, Sevdalinka ve Gece seslerini okumuştum... Şimdi büyük bir keyifle her hafta, gece seslerinin dizi versiyonunuda izliyoruz...En sonVEDA'yı(Esir şehirde bir konak)...Şimdi ise UMUT'u okuyorum son bir kaç gündür...“Veda” ile başladığı Osmanlı ailelerinin yaşamına, bu kezde Cumhuriyetin yeni kurulmakta olduğu sancılı yıllarda Umut ile tanıklık ediyor Kulin...
Güzel ve sürükleyici bir kitap daha bitiremedim ama bitmesi yakın...Son görüşümü o zaman paylaşırım:)
Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nazan Öncel, Zuhal Olcay,Şebnem Ferah ve Şevval Sam'ın da aralarında bulunduğu 13 sanatçının kadın duyarlılığını anlatan şarkıları var içinde...İstanbul'da töre cinayetine kurban giden Güldünya Tören'in adı verilen "Güldünya Şarkıları" nın bir çoğu daha önceden bildiğimiz ve sevdiğimiz şarkılar ama bu kez farklı sanatçılarla ve yorumlarla yine hem keyif hemde hüzün veriyor...En azından bana verdi:) Ben geçen gün aldım albümü...Dinledim-dinliyorum- ve beğendim...
Albümünün geliri, kadına yönelik şiddete dikkat çekmek amacıyla Hürriyet'in başlattığı kampanya sonrasında kurulan 'Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı'na aktarılacak...
Böylece hem güzel bir albüm dinleyecek, hemde Güldünyanın durumundaki binlerce şiddet mağduruna ufacıkta olsa bir katkıda bulunabileceksiniz...
***Sevgili Kitap Kurdum:))Yukarıdaki ,kitap elma ve kurt temalı fotoyu tesadüfen buldum ve çok hoşuma gitti,hemen aklıma sen geldin:)) istersen alıp kullanabilirsin canım:))
17 Aralık 2008 Çarşamba
BİR ERKEK ve BİR KADIN GİDİNCE...
Bir erkek gidince;
Kentin tüm yolları çökmüş,Dağları yan yatmış gibi olur.
Bir erkek gidince,
Raflarda kalır dizi dizi kitaplar,çekmecede dosyalanmış evraklar, ödenmiş senet koçanları, su, elektrik faturaları, banka dekontları, maaş ekstreleri, taksit tarihleri, kalın bir defter içinde doğum günleri, baş başa çekilmiş gülen resimler,telefonlar, görüşme günleri, araba anahtarı, cep telefonu, dizüstü bilgisayar,Boynunu büker kalır.
Bir erkek gidince;
Susar dış kapının gürültüsü,Kahvaltı için ekmek almaya, gazete getirmeye giden olmaz.
'Gelince ne gerekli?' diye telefon eden, 'Hazırlan, akşam gidiyoruz' diyen,
'Boyunbağım nerede?''çoraplarım yıkanmamış mı?','Hani beyaz gömleğim?','Anahtarımı unuttum!', 'Sahi, saatim evde mi kalmış!''Evlenme yıldönümümüz dün müydü?' Sesleri eksilir..
Bir erkek gidince;
Ev kapanmaz ama ışıkları söner, karanlığa gömülür...Bir erkek gidince bir evden;Bir dede, bir baba, bir oğul, bir ağabey, bir dayı, bir amca, bir kuzen, bir yeğen, bir torun, bir delikanlı, bir sevgili, bir yiğit, bir savaşçı, bir barışsever, göklerden bir kartal, ormandan bir aslan, bir günün aydınlık kısmı, beynin yarısı, mevsimlerden yaz olanı, kolun iş göreni, ayağın adım atanı kesilir.
Kısacası; bir erkek gidince yatağın yarısı buz kesilir..
KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar....
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde 'yetim-öksüz' kalan çok olur: Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler... Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların. Sık sık boynunu büker 'sarıkız'. O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının. Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz. Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci.. . Bir anne gider... Bir dost... Bir arkadaş... Bir sevgili... Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde. Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır. Kapı eşiğindeki 'Dikkat et...' duyulmaz, annesi gitmiştir 'geç kalma'nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler. Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok 'yetim' bırakmıştır arkasında.
Bekir Coşkun
Kentin tüm yolları çökmüş,Dağları yan yatmış gibi olur.
Bir erkek gidince,
Raflarda kalır dizi dizi kitaplar,çekmecede dosyalanmış evraklar, ödenmiş senet koçanları, su, elektrik faturaları, banka dekontları, maaş ekstreleri, taksit tarihleri, kalın bir defter içinde doğum günleri, baş başa çekilmiş gülen resimler,telefonlar, görüşme günleri, araba anahtarı, cep telefonu, dizüstü bilgisayar,Boynunu büker kalır.
Bir erkek gidince;
Susar dış kapının gürültüsü,Kahvaltı için ekmek almaya, gazete getirmeye giden olmaz.
'Gelince ne gerekli?' diye telefon eden, 'Hazırlan, akşam gidiyoruz' diyen,
'Boyunbağım nerede?''çoraplarım yıkanmamış mı?','Hani beyaz gömleğim?','Anahtarımı unuttum!', 'Sahi, saatim evde mi kalmış!''Evlenme yıldönümümüz dün müydü?' Sesleri eksilir..
Bir erkek gidince;
Ev kapanmaz ama ışıkları söner, karanlığa gömülür...Bir erkek gidince bir evden;Bir dede, bir baba, bir oğul, bir ağabey, bir dayı, bir amca, bir kuzen, bir yeğen, bir torun, bir delikanlı, bir sevgili, bir yiğit, bir savaşçı, bir barışsever, göklerden bir kartal, ormandan bir aslan, bir günün aydınlık kısmı, beynin yarısı, mevsimlerden yaz olanı, kolun iş göreni, ayağın adım atanı kesilir.
Kısacası; bir erkek gidince yatağın yarısı buz kesilir..
KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar....
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde 'yetim-öksüz' kalan çok olur: Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler... Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların. Sık sık boynunu büker 'sarıkız'. O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının. Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz. Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci.. . Bir anne gider... Bir dost... Bir arkadaş... Bir sevgili... Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde. Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır. Kapı eşiğindeki 'Dikkat et...' duyulmaz, annesi gitmiştir 'geç kalma'nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler. Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok 'yetim' bırakmıştır arkasında.
Bekir Coşkun
13 Aralık 2008 Cumartesi
13 ARALIK :((
12 Aralık 2008 Cuma
ANNEM ANNEM
Hani eski zaman masalları anlatır...Hüznümü huzura dolarsın...
Kaşım gözümden çok içim bir parçan...Annem sen benim yanıma kalansın...
Hani bir biblon vardı kırdığım...Üstüne ne kırgınlıklar yaşadın...
Ama bil ki ben de parçalandım...Annem ben senin yanına kalanım...
Annem annem... Sen üzülme...Sözlerin hep yüreğimde...
Annem annem... Gel üzülme... Ben hala senin dizlerinde...
Uzayan sohbet gecelerinde...Rolleri unutur dost oluruz(duk)
Bizi bağlayan bu kan değil yalnız...Annem biz birbirimize kalanız...
Ben kararlı uçarken yolumda...Sen çatık kaşlarının altında...
Her yeni güne sevgiyle başlarsın...Annem sen benin yanıma kalansın
Kaşım gözümden çok içim bir parçan...Annem sen benim yanıma kalansın...
Hani bir biblon vardı kırdığım...Üstüne ne kırgınlıklar yaşadın...
Ama bil ki ben de parçalandım...Annem ben senin yanına kalanım...
Annem annem... Sen üzülme...Sözlerin hep yüreğimde...
Annem annem... Gel üzülme... Ben hala senin dizlerinde...
Uzayan sohbet gecelerinde...Rolleri unutur dost oluruz(duk)
Bizi bağlayan bu kan değil yalnız...Annem biz birbirimize kalanız...
Ben kararlı uçarken yolumda...Sen çatık kaşlarının altında...
Her yeni güne sevgiyle başlarsın...Annem sen benin yanıma kalansın
BAYRAM & ULUDAĞ & KAR



Bir Kurban Bayramını daha geride bıraktık... Aylardır özlenen ve yolu gözlenenlerle birlikte geçirdik koca haftayı:)) Genel olarak çok güzel, yer yer koşturmacalı ama mutlu geçti haftamız...Büyükleri ziyaret ettik ilk gün...2.gün kısa bir istanbul ziyareti yaptık...Oradan da Şile Ağva tarafına kaçalım diye düşünüyorduk.... Amma velakin hava buzzzzzzz....Ne yapsak? Ne etsek? Derken,bu soğukta hiç bir şey anlamayız tadına varamayız...Donacaksak kendi şehrimizde, günü birlikte olsa Uludağda donalım dedik:))))) Ve geri döndük.... Ama bahar ayları için gezi ajandamıza Şile-Ağva'yı büyük harflerle not etmeyide ihmal etmedik:))Bizde az olan kara rağmen abimlerle birlikte uludağa çıktık...Şansımıza hava güzel ve güneşli idi...Her ne kadar çok üşüdüğüm için kışı sevmesemde, karı özlemişim...Ama mümkünse böyle temiz ve güzel olsun her zaman... Şehirde arabaların ezmesi ile çamurlu suya dönüşen karlardan olmasın...Sonra,orman içerisinde yürüyüş yaptık...Eren'im için YUMUŞUK (yumuşak:)) kar aradık :))
Kartopu oynadık...Karlarda yuvarlandık...Palanın yerinde sucuk ekmek keyfi yaptık...
Ama...Kızımın deyişi ile, AYAK TAKIMIMIZ :)) olmadığı için, kayak yapamadık:)))
Kısmet artık bol karlı tatillere:)))))
Yukarıda, Uludağ maceramızdan bir kaç fotoğraf...
5 Aralık 2008 Cuma
ZUZU BAYRAM :))
KURBAN BAYRAMI ?

KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN....................
http://zuzularannesi.blogspot.com/2007/12/kurban-bayram.html
4 Aralık 2008 Perşembe
BUGÜN BAYRAM...

Sen gittin gideli içimde öyle bir sızı var ki....Yalnız sen anlarsın...
Sen şimdi uzakta cennette, meleklerle bizi düşler ağlarsın....
Bugün bayram erken kalkın çocuklar...
Giyelim en güzel giysileri....
Elimizde taze kır çiçekleri,,,
üzmeyelim bugün annemizi...
Sen yaz geceleri yıldızlar içinde...Ara sıra bize göz kırparsın
Sen soğuk günlerde kalbimi ısıtan en sıcak anısın...
Bu gün bayram çabuk olun çocuklar...
Annemiz bugün bizi bekler...
Bayramda hüzünlenir melekler...
Gönül alır bu güzel çiçekler...
***Aslında daha 3 gün var ama olsun havaya girelim bir şekilde dimi ama :))
Efendim, biz bu bayram sadece bayramın 1.günü buradayız...Arife gününden abimler gelecek,ertesi sabah kurban telaşları, babamın evinde yani 'baba evimizde' bayramlaşma faslı...Sonra da her bayram olduğu gibi, işin en hüzünlü kısmı kabristan ziyaretimiz...Canım annemin mezarı başında hep birlikte dualar edip onunda bayramını kutlayacağız...
Günün devamında kayınvalidemlerde geçecek..Malum biz bu bayramda tıpkı geçen bayram gibi yine firariyiz:)))
Ve sonra...Aslında niyetimiz uludağ da geçirmekti bayramı,kayak yapmak ve karla buluşturmaktı zuzuları ama, ne yazık ki kar yok bu sezon:(( Öyle olunca otellerin bir çoğu açılmamış bile...
Şimdi, farklı planlar yapıyoruz aşkımla...Yakın ama uzak...Hem bize hem zuzulara rahat...Biraz abimleri, biraz melisleri katıyoruz planlarımızın içine... Bakalım o bu derken sonuç ne olacak:)))
Ama her halukarda...''Yolcudur Abbas...Bağlasan durmaz'' :))))))
ENGEL Mİ? ODA NE ?




3 Aralık Çarşamba günü Bursalı Annelerim ve Gönülden Anneler gurubununda katılımı ile Barış Manço Kültür Merkezindeydik...Bir hafta önceki ziyaretimizde,gösterilerini izlemek için yukarıdaki harika çocuklara söz vermiştik,sözümüzü tuttuk... Onların yaşama azmine,çabalarına ve başarılarına hayran olup,onlarla birlikte bizde çok mutlu olduk...Açıkcası beklediğimden çok daha güzel bir gösteri ile karşılaştım...Ve başlıkta ki gibi dedim....ENGEL Mİ? O DA NE ? İnsan yeter ki istesin...
Not: Rüveyde Dörtçelik ilk okulu kurbanda bağışlarınızı kabul ediyor...İrtibat kurmak isterseniz bana mail adresimden ulaşabilirisiniz...
DİLBER HALA & AVRUPA YAKASI :))

Uşşşşşş tirlediiim haaaa....
-Osmaaaann guzuuuummm, Osmanııımmm oğluumm ben sana meyremi alacam olum
-Dipcik gibisin maşallah
-Ben lafimi ortaya goyarıım, isteyen gelir alııır, istemeyen birakir gaçaaar
-Bağa girdim yaprağa,doyamadım sarmağa,o yar benim olmadan girmem gara toğrağa ))
-Sıskalarda pek sinsi olur der büyüklerimiz ama bilmürük artuğ
DİLBER HALA SÖZLÜĞÜ: * Hoşşik: Yalaka, karaktersiz, ukala * Dinelmek: Ayakta kalmak * Banadura: Domates * Gındırık: Aralık * Gıllik, gıllicik: Küçük, küçücük * Sası: Tatsız, yavan * Zebil gibi: Çok, gereğinden fazla * Hatın kız: Hanım kız * Booy boy: Eyvaah eyvah * Bahele: Bak hele * Çekticeği damar kurusun: Çektiği damar, soy, kurusun * Soykası batasıca: Soyu sopu batasıca * Zaar: Zahir, herhalde, öyle görünüyor ki * Kele: Ayol * Cıvır: Diri, genç * Avel: Aptal * Cibilliyet: Geçmiş * Bici bici: Adana'ya özgü, nişasta, gül suyu ve buzla yapılan bir tatlı * Gadasını almak: Derdini, belasını almak * Zumzuk: Yumruk
***Bizim için Çarşamba akşamları, Avrupa Yakası gecesi...Her tip çok başarılı ama son günlerdeki favorimiz Dilber hala:))Ve Dilber hala'yı canlandıran oyuncu Binnur Kaya... Bu deli kadın, oyuncu değil, sanki kek hamuru... Hangi kalıba dökerseniz, hemen onun şeklini alıyor. Adana yöresinin şivesini, tavırlarını mükemmel canlandırıyor. Vücut dilini harika kullanıyor...Reklam aralarında, yaprak dökümüne göz atıp,reklam bitiminde tercihimizi yine gülmekten yana kullanıyoruz aşkımla...Hatta artık çocuklar da izliyor bizimle birlikte...Hemde öyle böyle değil takip ediyorlar resmen konuyu :)) Biz ailecek dün akşam ki gibi ve her çarşamba gecesi olduğu gibi çok gülüyoruz bu diziye...İyi ki de öyle yapıyoruz:))))
-Osmaaaann guzuuuummm, Osmanııımmm oğluumm ben sana meyremi alacam olum
-Dipcik gibisin maşallah
-Ben lafimi ortaya goyarıım, isteyen gelir alııır, istemeyen birakir gaçaaar
-Bağa girdim yaprağa,doyamadım sarmağa,o yar benim olmadan girmem gara toğrağa ))
-Sıskalarda pek sinsi olur der büyüklerimiz ama bilmürük artuğ
DİLBER HALA SÖZLÜĞÜ: * Hoşşik: Yalaka, karaktersiz, ukala * Dinelmek: Ayakta kalmak * Banadura: Domates * Gındırık: Aralık * Gıllik, gıllicik: Küçük, küçücük * Sası: Tatsız, yavan * Zebil gibi: Çok, gereğinden fazla * Hatın kız: Hanım kız * Booy boy: Eyvaah eyvah * Bahele: Bak hele * Çekticeği damar kurusun: Çektiği damar, soy, kurusun * Soykası batasıca: Soyu sopu batasıca * Zaar: Zahir, herhalde, öyle görünüyor ki * Kele: Ayol * Cıvır: Diri, genç * Avel: Aptal * Cibilliyet: Geçmiş * Bici bici: Adana'ya özgü, nişasta, gül suyu ve buzla yapılan bir tatlı * Gadasını almak: Derdini, belasını almak * Zumzuk: Yumruk
***Bizim için Çarşamba akşamları, Avrupa Yakası gecesi...Her tip çok başarılı ama son günlerdeki favorimiz Dilber hala:))Ve Dilber hala'yı canlandıran oyuncu Binnur Kaya... Bu deli kadın, oyuncu değil, sanki kek hamuru... Hangi kalıba dökerseniz, hemen onun şeklini alıyor. Adana yöresinin şivesini, tavırlarını mükemmel canlandırıyor. Vücut dilini harika kullanıyor...Reklam aralarında, yaprak dökümüne göz atıp,reklam bitiminde tercihimizi yine gülmekten yana kullanıyoruz aşkımla...Hatta artık çocuklar da izliyor bizimle birlikte...Hemde öyle böyle değil takip ediyorlar resmen konuyu :)) Biz ailecek dün akşam ki gibi ve her çarşamba gecesi olduğu gibi çok gülüyoruz bu diziye...İyi ki de öyle yapıyoruz:))))
YOL...
'Uzun ince bir yoldayım,
Gidiyorum gündüz gece...'
Veysel Şatıroğlu
Uzun zamandır yürüdüğümü düşünüyorum.. Uzun.. çok uzun... Yolda birçok insanlara rastladım.. Güzel insanlar, onlar iz bırakmışlar bende, diğerlerini.. anımsamıyorum bile.. Anılarımız oldu yolda, hatırlanmaya değecek anılar.. Ve işte bunlardır bana 'yaşadım' dedirtebilecek olan anlar..
Ali'ye dedim ki 'abi, gün gelir de ölecek olursak.. mesela hani sen Çin'e gidip duruyorsun ya hani.. işte oralardan bi sars neyin getirsen.. Ve bana da bulaştırsan.. Ölümcül hasta olsak.. İnanır mısın, ben hayıflanıp durmam.. Ne yapalım, buraya kadarmış işte' derim.. Yok, yorgun ya da bezgin değilim.. Hayattan zevk de almaktayım şüphesiz.. Her bahar, yaşadığıma şükrederim ben.. İyi ki yaşıyorum, ve iyi ki görebildim bu mevsimi de derim.. Yaz gelir karpuzu, şeftaliyi, sonbahar gelir cevizi bademi kovalarım.. Baharsa zaten tümüyle bambaşkadır, gören göze..
Bugün bir mail geldi, Feridun Hürel vardı ya hani, Üç Hürel diye eski bir topluluk.. işte o grubun üyelerinden biri.. Bir metin yazmış, ve 49 yaşına geldiğinde hayattan neler anlamış olduğunu anlatmış.. Güzel bir özet.. ve burada, yaşam için önemli olan birçok güzel laf etmiş.. Bunlardan bir tanesi beni bu yazıyı yazmaya itti, 'Hayatta varılacak yerin değil, yolun önemli olduğunu anladım..' demiş.. İşte budur hayatta bir şey anlaması gerekiyorsa insanın, anlaması gereken dedim.. Veysel'in dediği gibi, 'Yetişmek için menzile, gidiyorum gündüz gece..
'Ve yaşam... bir yola çıkıp bir menzile erişmek değil.. yaşam yapılan bu yolculuğun ta kendisi, ve tamamıdır.. Görmediğim güneş batımları.. koklamadığım çiçeklerle gelmiş bahar değildir yaşam.. Ve bunların toplamından bir yaşam yapamazsınız.. Tersine, sadece ve ancak yaşadığınız, farkettiğiniz anlarınızın bir toplamıdır yaşam..
İnsanlar tanıdım, tanıyorum.. Neden ve niçin bilmeksizin başı kesik tavuklar gibi koşturarak geçirmekteler yaşamlarını... Bol keseden harcamak... başka birşey değil.. Ve böyle gidersen, sadece menzile varırsın.. yolculuk yapmazsın..
Küçük Prens'te (Antoine st Exupery) güzel bir bölüm vardır, susayınca susuzluğu gideren haplar satan adama sorar Küçük Prens 'Ne yararı var ki bu hapların?' diye. Adam cevap verir 'Günde üç kere su içsen, bu toplam bir dakika demektir ve ayda da yarım saatine malolur.. Bu hapları alarak bu zamanı kazanmış oluyorsun.. ' Ve cevap verir bizim küçük adamımız 'Dilediğimce harcayacak yarım saatim olsaydı eğer.. Ağır ağır bir çeşmeye doğru yürümek isterdim..'
İşte yaşam bu olmalı.. bir çeşmeye doğru ağır ağır yürümek.. Acelesiz.. ve sindirerek.. Hissederek, anlayarak, farkederek.. Şimdi anlıyorum artık, yaşlı insanların neden acele etmediklerini hiç.. Oysa bizler.. nasıl da inanıyoruz, dünyanın bizsiz dönemiyeceğine.. Nasıl da yanılıyoruz herşeye ve heryere yetebileceğimize inanarak. Dünya mezarlıkları, vazgeçilmez insanlarla doludur derler ya.. Bu basitcecik gerçeği nasıl da göremiyoruz.. şaşıyorum..
Demiş ki Feridun Hürel 'Arzulamanın elde etmekten daha önemli olduğunu...' anladım.. Nasıl da doğru bir laf.. Nasıl da doğru bir tesbit.. Arzulayamadığınızı bir düşünür müsünüz? Yaşamın bir amacı, bir hedefi kalır mı?
-Tek gerçeğin yaşanılan an olduğunu...
-Aynı pencereden bakmanın değil, o pencereden aynı şeyi görmenin önemli olduğunu...
-Herşeyin ama herşeyin bir bedeli olduğunu...
-Aşkın, yaşanırsa biteceğini...
-Anne olabildikleri için kadınların erkeklerden daha şanslı olduklarını...
-Güzel bir kadından daha güzel, daha seyredilesi, daha değerli bir şeyin doğada mevcut olmadığını...
-Güzelliğin -geri alınmak üzere- insanlara verilmiş en büyük armağan olduğunu...
-Sadakatin pamuk ipliğinden yapıldığını, bunu güzellerin daha iyi bildiğini ve bu yüzden ilişkilerinde daha az güven duyduklarını...
-Paranın değil, güzelliğin her kapıyı açtığını...
-Kalabalıktaki yanlızlığın, ıssız ada yanlızlığından daha kötü olduğunu...
-Herşeyin boş olduğunu...
-"Herşeyin boş olduğu" gerçeğini herkesin bildiğini ancak, çok az kişinin kavrayabildiğini...
-Herşeyin bir oyundan ibaret olduğunu...
-Öğrenmekten çok, öğretmeyi sevdiğimizi...
-Her insanın, doğduğu andan itibaren öğrenmekle yükümlü olduğunu; öğrenme çabası göstermeyenlerin, doğaya karşı görevlerini yapmadıklarını...
-Mezarlıkları gezmenin bazen okula gitmekten daha öğretici olduğunu...
-Yeteneksizliğin kabahat olmadığını ama bilgisizliğin ve öğrenmeye çalışmamanın en büyük kabahat olduğunu...
-Yeteneksizliği ve bilgisizliği örtmenin en kolay yolunun, tenkit etmek olduğunu...
-Ruhların asla yaşlanmadığını...
-Bedenle ruhun aynı yaşta olmamasının çok büyük acı verdiğini...
-İnsanların doğaya aykırı ve onu haketmiyor olduğunu...
-Birinin heykelinin, o öldükten sonra dikildiğinde, ona değil, dikene yarar sağladığını...
-Paraya ve üne çok az kişinin hayır diyebileceğini...
-Kötü olmanın kolay, iyi olmanın çok zor olduğunu...
-En kötü duygunun pişmanlık olduğunu...
-Hiçbir menfaati olmadığı insanları övenlerin, onlara iltifat edenlerin, gerçek iyiler olduğunu...
-En güzel görüntünün, el ele yürüyen çok yaşlı bir çift olduğunu...
-En güzel ikinci görüntünün, torununu seven dede olduğunu... öğrendim... diyerek bitirmiş Feridun Hürel yazısını.. Bana da sizlere aktarmak düştü.. Ahmet Altan
*** Ve bana da , Ahmet Altan'ın bu harika yazısını, ara ara dönüp, yeniden okumak üzere sayfama almak kaldı sadece...
Gidiyorum gündüz gece...'
Veysel Şatıroğlu
Uzun zamandır yürüdüğümü düşünüyorum.. Uzun.. çok uzun... Yolda birçok insanlara rastladım.. Güzel insanlar, onlar iz bırakmışlar bende, diğerlerini.. anımsamıyorum bile.. Anılarımız oldu yolda, hatırlanmaya değecek anılar.. Ve işte bunlardır bana 'yaşadım' dedirtebilecek olan anlar..
Ali'ye dedim ki 'abi, gün gelir de ölecek olursak.. mesela hani sen Çin'e gidip duruyorsun ya hani.. işte oralardan bi sars neyin getirsen.. Ve bana da bulaştırsan.. Ölümcül hasta olsak.. İnanır mısın, ben hayıflanıp durmam.. Ne yapalım, buraya kadarmış işte' derim.. Yok, yorgun ya da bezgin değilim.. Hayattan zevk de almaktayım şüphesiz.. Her bahar, yaşadığıma şükrederim ben.. İyi ki yaşıyorum, ve iyi ki görebildim bu mevsimi de derim.. Yaz gelir karpuzu, şeftaliyi, sonbahar gelir cevizi bademi kovalarım.. Baharsa zaten tümüyle bambaşkadır, gören göze..
Bugün bir mail geldi, Feridun Hürel vardı ya hani, Üç Hürel diye eski bir topluluk.. işte o grubun üyelerinden biri.. Bir metin yazmış, ve 49 yaşına geldiğinde hayattan neler anlamış olduğunu anlatmış.. Güzel bir özet.. ve burada, yaşam için önemli olan birçok güzel laf etmiş.. Bunlardan bir tanesi beni bu yazıyı yazmaya itti, 'Hayatta varılacak yerin değil, yolun önemli olduğunu anladım..' demiş.. İşte budur hayatta bir şey anlaması gerekiyorsa insanın, anlaması gereken dedim.. Veysel'in dediği gibi, 'Yetişmek için menzile, gidiyorum gündüz gece..
'Ve yaşam... bir yola çıkıp bir menzile erişmek değil.. yaşam yapılan bu yolculuğun ta kendisi, ve tamamıdır.. Görmediğim güneş batımları.. koklamadığım çiçeklerle gelmiş bahar değildir yaşam.. Ve bunların toplamından bir yaşam yapamazsınız.. Tersine, sadece ve ancak yaşadığınız, farkettiğiniz anlarınızın bir toplamıdır yaşam..
İnsanlar tanıdım, tanıyorum.. Neden ve niçin bilmeksizin başı kesik tavuklar gibi koşturarak geçirmekteler yaşamlarını... Bol keseden harcamak... başka birşey değil.. Ve böyle gidersen, sadece menzile varırsın.. yolculuk yapmazsın..
Küçük Prens'te (Antoine st Exupery) güzel bir bölüm vardır, susayınca susuzluğu gideren haplar satan adama sorar Küçük Prens 'Ne yararı var ki bu hapların?' diye. Adam cevap verir 'Günde üç kere su içsen, bu toplam bir dakika demektir ve ayda da yarım saatine malolur.. Bu hapları alarak bu zamanı kazanmış oluyorsun.. ' Ve cevap verir bizim küçük adamımız 'Dilediğimce harcayacak yarım saatim olsaydı eğer.. Ağır ağır bir çeşmeye doğru yürümek isterdim..'
İşte yaşam bu olmalı.. bir çeşmeye doğru ağır ağır yürümek.. Acelesiz.. ve sindirerek.. Hissederek, anlayarak, farkederek.. Şimdi anlıyorum artık, yaşlı insanların neden acele etmediklerini hiç.. Oysa bizler.. nasıl da inanıyoruz, dünyanın bizsiz dönemiyeceğine.. Nasıl da yanılıyoruz herşeye ve heryere yetebileceğimize inanarak. Dünya mezarlıkları, vazgeçilmez insanlarla doludur derler ya.. Bu basitcecik gerçeği nasıl da göremiyoruz.. şaşıyorum..
Demiş ki Feridun Hürel 'Arzulamanın elde etmekten daha önemli olduğunu...' anladım.. Nasıl da doğru bir laf.. Nasıl da doğru bir tesbit.. Arzulayamadığınızı bir düşünür müsünüz? Yaşamın bir amacı, bir hedefi kalır mı?
-Tek gerçeğin yaşanılan an olduğunu...
-Aynı pencereden bakmanın değil, o pencereden aynı şeyi görmenin önemli olduğunu...
-Herşeyin ama herşeyin bir bedeli olduğunu...
-Aşkın, yaşanırsa biteceğini...
-Anne olabildikleri için kadınların erkeklerden daha şanslı olduklarını...
-Güzel bir kadından daha güzel, daha seyredilesi, daha değerli bir şeyin doğada mevcut olmadığını...
-Güzelliğin -geri alınmak üzere- insanlara verilmiş en büyük armağan olduğunu...
-Sadakatin pamuk ipliğinden yapıldığını, bunu güzellerin daha iyi bildiğini ve bu yüzden ilişkilerinde daha az güven duyduklarını...
-Paranın değil, güzelliğin her kapıyı açtığını...
-Kalabalıktaki yanlızlığın, ıssız ada yanlızlığından daha kötü olduğunu...
-Herşeyin boş olduğunu...
-"Herşeyin boş olduğu" gerçeğini herkesin bildiğini ancak, çok az kişinin kavrayabildiğini...
-Herşeyin bir oyundan ibaret olduğunu...
-Öğrenmekten çok, öğretmeyi sevdiğimizi...
-Her insanın, doğduğu andan itibaren öğrenmekle yükümlü olduğunu; öğrenme çabası göstermeyenlerin, doğaya karşı görevlerini yapmadıklarını...
-Mezarlıkları gezmenin bazen okula gitmekten daha öğretici olduğunu...
-Yeteneksizliğin kabahat olmadığını ama bilgisizliğin ve öğrenmeye çalışmamanın en büyük kabahat olduğunu...
-Yeteneksizliği ve bilgisizliği örtmenin en kolay yolunun, tenkit etmek olduğunu...
-Ruhların asla yaşlanmadığını...
-Bedenle ruhun aynı yaşta olmamasının çok büyük acı verdiğini...
-İnsanların doğaya aykırı ve onu haketmiyor olduğunu...
-Birinin heykelinin, o öldükten sonra dikildiğinde, ona değil, dikene yarar sağladığını...
-Paraya ve üne çok az kişinin hayır diyebileceğini...
-Kötü olmanın kolay, iyi olmanın çok zor olduğunu...
-En kötü duygunun pişmanlık olduğunu...
-Hiçbir menfaati olmadığı insanları övenlerin, onlara iltifat edenlerin, gerçek iyiler olduğunu...
-En güzel görüntünün, el ele yürüyen çok yaşlı bir çift olduğunu...
-En güzel ikinci görüntünün, torununu seven dede olduğunu... öğrendim... diyerek bitirmiş Feridun Hürel yazısını.. Bana da sizlere aktarmak düştü.. Ahmet Altan
*** Ve bana da , Ahmet Altan'ın bu harika yazısını, ara ara dönüp, yeniden okumak üzere sayfama almak kaldı sadece...
İKİ ÖNERİ...
1-'Türkiyem Türkiyem cennetim'
http://www.goldenhorn-rotary.com/ercu/ERCU_FLASH_tur.html
2-Son 500 yilin kadin portrelerinden derlenmis harika bir video
http://www.saatchi-gallery.co.uk/blogon/mtvideobox.php?video_id=78
http://www.goldenhorn-rotary.com/ercu/ERCU_FLASH_tur.html
2-Son 500 yilin kadin portrelerinden derlenmis harika bir video
http://www.saatchi-gallery.co.uk/blogon/mtvideobox.php?video_id=78
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







