28 Kasım 2008 Cuma

LÖSEV ve ISPANAK

GELİN, YENİ YILA LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIMIZIN TEDAVİLERİNE KATKI SAĞLAYARAK GİRELİM! LÖSEV, 10 Yıldır Lösemili Çocukları Yaşama Bağlarken Annelerine Meslek Edindiriyor, Lösemiyi Yenmiş Gençlerine De İş İmkanı Sağlıyor. Her Sene Bir Birinden Güzel LÖSEV 2009 Takvimleri Çıkartıyor. Bu Takvimler LÖSEV'in Ispanak Mağazasında Satılıyor. Bu Takvimlerin Satışından Elde Edilecek Gelirlerse, Lösemi İle Mücadele Eden Çocukların Ailelerine Ulaştırılıyor. Bu Özel Çalışma Sayesinde LÖSEV Binlerce Lösemili Çocuğun Tedavilerine Kaynak Sağlıyor. Türkiye Genelinde Yüzlerce LÖSEV Gönüllüsü, Ispanak Mağazasında Satılan Lösemili Çocukların Annelerin El Ürünlerini Ve Lösemiyi Yenmiş Gençlerin Tasarımları Olan Rozet Ve Takvimleri Çevrelerine Elden Satarak LÖSEV'e Maddi Kaynak Sağlıyor.Bir Lösev Takvimi, 12 Ay Boyunca Asıldığı Duvarda, Belki Bir, Belki De Yüzlerce İnsanın Aklına Lösemili Çocukları Getirecek... İlgilenenler için,lütfen tıklayın...
http://www.ispanak.com.tr/

ŞÜKÜR ETMEYİ BİLMEK?

Ve perşembe...Bir haftadır arabamın bagajında ve arka koltuğunda tıka basa kıyafet, ayakkabı,oyuncak vs.bulunmakta...Cumartesi günü ayırım yaparken eşyalardan bir kısmınıda,Gürsu yolundaki Rüveyde Dörtçelik ilk öğretim okulu için ayırmıştık...(Eğitilebilir zihinsel engelli çocuklar için özel bir okul)Neyse, dün buluştuk Özgürümle götürdük eşyaları...o minik yüreklerin ,sevinçlerine şahit olduk...Mutlu olduk...
Yüzlerindeki saflığa ve gülüşlerine hayran olduk...Hikayelerini dinledik annelerinden perişan olduk:(( Ve yüz kere bin kere şükürler ederken rabbimize evlatlarımızın sağlığı için...Hafiften utanç duyduk...Gerçek acılarla uğraşanlar varken, lafı bile edilmeyecek şeylere üzülüp,canımızı acıtıp bir de üstüne kendimize acıdığımız için pişman olduk :(((
3 aralık Dünya Engelliler günü için gösteri hazırlıkları vardı...Kendi elleriyle hazırladıkları davetiyeleri verdiler bize...Bekleriz sizde gelin alkışlayın bizi dediler...Bizim tabi geliriz dememiz ile gözlerinde beliren mutluluk ve başarı duygusu ile mutlu mesut sınıflarına doğru gittiler...

ONDAN,BUNDAN,ŞUNDAN

22 Kasım Cumartesi...yeni yardım projemiz için yine bütün kızlar toplandık... Ve yine topladık,torbaladık...Sevgili Nly'da sofralar kurduk bir de üzerine, yedik içtik...Yorgunluğumuz attık,toparlandık:))Teşekkür ederim arkadaşım her şey için:))
Akşamına Melis'lerdeydik ailecek, başka dostlarla birlikte...Canım benim harika bir geceydi, herşey ama her şey için sana da çooook teşekkürler:))
Sonraki günlerde, uzun zamandır beklediğimiz bir haber aldık ama ne yazık ki istediğimiz gibi sonuçlanmadı...Babamı, kayınvalidemi ve kayınpederimi hacca gönderecektik ama son anda bazı problemler çıktı ve hacı uğurlamamız bir daha ki seneneye kaldı..Kısmet:((
Herşeyde bir hayır vardır inancımıza sarıldık yine ve teselli ettik büyüklerimizi:)
Bu arada hacı uğurlama ziyaretleri kapsamında:)) en son eşimin sevgili dayısı babamın adaşı Hsyn dayı ve smh yengeyi ağırladım, babam ve kayınvalidemler eşliğinde... (Ziyaretleri ve güzel sohbetleri için çok teşekkürler...Seviyoruz sizleri:)) Bu arada daha önce sayfama çok güzel bir yazıyla http://zuzularannesi.blogspot.com/2008/05/teekkr.html konuk olan Hsyn dayımız da blog dünyasına adım atmış güzel şiirleri ve yazılarıyla... Şimdilik adresi bende saklı zamanı gelince kendisi paylaşacaktır eminim:))
Ondan,bundan,şundan...Bitti.

SEYİR DEFTERİ / OSMANLI CUMHURİYETİ

Geçen hafta cuma günü, aşkımla hafta arası kaçamak yapıp izlediğimiz bir film...Aşağıda filmin konusu ile ilgili bilgiler var ama bence, Can Dündar'ın Mustafa'sının (ki bence bir kaç sahne ve cümle haricinde hala iyi ki Atatürk ile ilgili böyle bir film çekilmiş düşüncesindeyim Mustafa için :)) üzerine panzehir gibi olmuş:) Biz çok beğendik...Atatürk olmasaydı halimiz ne olurduyu -trajikomik diyemeyeceğim çünkü bence konu oldukça trajik- Trajik bir şekilde anlatan başarılı bir film...Ata Demirerin oynadığı bir film ne kadar trajik olur veya hiç mi komik sahneler olmaz dersenizde evet komik sahneler var ama onlar anlatılmak istenen konunun dışında sahneler...Neyse, bence-bizce izlenilmeye değer bir film...Tavsiye edebilirim.
Film, 1888 yılında başak tarlasında koşan ve sonra Atatürk olduğu anlaşılan çocuğun bir ağaca tırmanıp , kafesteki bülbülü alırken kafasının üzerine düşmesiyle başlıyor. Ardından filmin kararması ile 2007 yılına geliniyor. Filmde Atatürk’ün hiç lider olmaması, Kurtuluş Savaşı’nın yapılmamasıyla cumhuriyet değil Osmanlı Cumhuriyeti’nin günümüze uyarlanmış devamı anlatılıyor.

20 Kasım 2008 Perşembe

:))) SÜPPERRR :)))

Süper..Süper...Süper... Modunuza göre müzik...
Siz modunuzu belirleyin ona göre şarkıları kendisi seçsin...(Çok sağol Tnzl:))))))
http://www.musicovery.com/

GÜL Kİ...

Bu sabah yerini kimler almış diye düşündüm kalktığımda...
Hiç biri seni hiç biri beni hiç biri bizi anlamamış...
Bu sabaaaah telefonu hiç açmadım çaldı durdu aldırmadım...
Hiç birşey seni seni düşünmemi engelemez ben anladım bu sabah...
Gül ki sevgilim gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiceğim...
Gel biraz bana gel biraz daha arşa çıksın nağmalerim
Gül ki sevgilim gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiçeğim
Gel biraz bana gel biraz daha arşa çıksın nağmalerim
Bu sabah adını boş kağıtlara yazdım astım duvarlara
Ben bir tek seni eski günleri istedim canım anlasana...
Bu sabah yatağın boş kısmını resimlerinle süsledim
Gördün halimi anla derdimi ne olur dön çok özledim bu sabaahhhh...
Gül ki sevgilim gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiçeğim...
Gel biraz bana, gel biraz daha arşa çıksın nağmalerim...
Gül ki sevgilim gül ki gözlerin solmasın sakın aşk çiçeğim...
Gel biraz bana gel biraz daha arşa çıksın nağmalerim hadi gel

AMMAAAAANNN



Nasılsın? dediler dostlar.... Sağ olsunlar...
Tek bir şarkı ve şiire... Yürek oldular, dayanacak sırt oldular...
İyimisin? diye sordular...
İyiyim allaha şükür...İyiyim de...
Yağmur mudur? beni hüzünlendiren...
Yoksa ???? ...........
Yoksa' sıda yok aslında...
''Yok'' olan nasıl acıtır ki insanı?
Ben çoktaaaan boş verdim...Sizde boş verin gitsin:))


Bu sabah, hani şu şarkıdaki gibi, dedi aşkım;Amaaaan boşver:))))))
Can... Bu can benim...Can...
Yapılacak tek şey...
Ammmaaaan unut herşeyi...
Ammaan salla dertleri...
Ammaaan nasıl olursa yeni bir gün doğacak, bak gör sen...
Tatlı düşünüp herşey güzel olacak:))))))))))))))

:)))

Git, gel, otur...
Kalk,dolaş, işini gücünü yap... Gel otur...
Arada yemek yap, kitap oku, dostlarla konuş gel... Sonra yine otur...
Dans et, şarkı söyle,hem gül hem feryat et...Otur.
Sabret... Abdest al, Yasin oku annene, dua et... Gel otur...
Dışarı çık, gez dolaş, çalış, dön eve... Yine, yeni, yeniden otur.
Tamam artık bi otur!
Nereye ?
Tabii ki PC başına...
Ve sadece 'hoşşik' yaz:))))

18 Kasım 2008 Salı

KİMSE BİLMEZ :(


Bulut geçti...
Gözyaşları kaldı çimende...
Gül rengi şarap...İçilmez mi böyle günde?
Seher yeli eser yırtar, eteğini gülün...
Güle baktıkça, çırpınır yüreği bülbülün...
Bu yıldızlı gökler, ne zaman başladı dönmeye?
Kimse bilmez...Kimse bilmez...

16 Kasım 2008 Pazar

GÜNLERİN GETİRDİĞİ

Geçtiğimiz hafta, biraz benim tembelliğim,biraz gribal durumlarımında etkisi ile canım hiç yazmak istememişti...Kısa notlar almıştım sadece(10-14 kasım)
Pzt: 1 haftalık hastalıktan sonra son dr.kontrolu ve zuzularım iyileşmiş,şükür,mutluyuz:))
Salı: Sessizliğin sesi...Zuzular okulda, aşkım işte, ev tamamen bana ait:)) Sabahtan akşama kadar hiç iş yapmadım desem yeri.Sadece yemek yaptım.Kendime ödülüm ''Briget Jones 2''Vasat bir film ama izledim yinede...1 hafta boyunca hasta ve haliyle huysuz iki çocukla tek başıma uğraşınca dinlendim işte kendimce:))
Çrşmb: Aşkımla sabah kahvaltısı, gazete keyfi ve Hürriyet Bursa ekinde kocaman bir başlık ''Bursalı Anneler Krize el koydu''? İkimizde gülmekten kırıldık:))Konu ve içerik tamamda başlık? Alem şu gazeteciler:))Duyan aradı siz hükümeti filanda düşürürsünüz diye:))))E haklı millet ben olsam bende gülerdim bu başlığa...Nitekim çok güldüm:)))))
Prşmb:Bursalı Anneler gurubumuzla 'Pimpirik Anneler semineri'ne katıldım...Pimpirik olmamakla birlikte oldukça rahat olduğumu farkettim...Birazda oluruna bırakıyorum galiba olayları...Sıkmıyorum çocuklarımı...Kitaplarda yazan şunu yapın bunu yapından ziyade(zaten bir çoğu teorik,pratikte bir işe yaramıyor,çünkü her çocuk birbirinden farklı vs.vs.vs.)
İçgüdülerimi, iç sesimi dinliyorum çoğunlukla... Seminerin sonunda Elif hn.ın en son slayt fotoğrafında Sezen Aksu'nun huzur dolu bir bakışını kullanmış(bulamadım o fotoyu bulunca ekleyeceğim) ve şunu yazmıştı.İçime sinende en çok o oldu...'Çocuklarınıza Huzur dolu bakın''...Bazen sığınabileceği bir kucak ve huzur bulduğu bir bakış,hem onun hem sizin için en harika iletişim yoludur ve en doğru yoldur...Çocuklarımın bana ve babalarına sevgi dolu bakışları geldi gözümün önüne bir an, acayip mutlu oldum:))
Cuma:Ortanca dayım anjiyo olmuş,üç damar tıkalı pzt.By-pass olacakmış:(( Çok üzüldüm,şu kalp rahatsızlığı,anne tarafında hemen herkeste çıktı:((Umarım iyi geçer ameliyat,umarım:((
Cumartesi: Aşkımla evden çıktık, kısa bir süreliğine bizim kızların yanına Efe'nin doğum gününe katıldık,hediyemizi verip kutlayıp ayrıldık,dayıma ziyarete gittik,oradan baştan korumax'a gittik,sinemaya filan gideriz düşüncesi ile ama açmadı filmler, zaten bir hafta önce aşkımla Mustafa'yıda 2.ye izlemiştim...Hava güzel yürü dedim Nalbantoğluna, Cafe Siesta'ya...Kremalı mantar çorbası içmeye:)) Ohh mis gibi doyurduk karnımızı,o atmosferi çok seviyoruz ikimizde, ahşap masalar, koyu tonlar,yemeğini yerken bir yandan da dışarısını yürüyüp giden insanları ,akıp geçen hayatı izlemek,muhabbet etmek...Ardından çevre turu, el ele yürüyüş...
Son keyif Mahfel Mado ve sıcacık bir fincan salep:)))) Üşüyen ellerimi ısıtan fincan + aşkım...Ben yine buz kesen ellerimden dolayı biraz mahçup,biraz ürkek...Ama teselli aşkımdan'' ilk çıktığımız zamanlar daha soğuktu ellerin,artık o kadar soğuk değiller hatta ılık bile sayılabilirler,on yılda bu hale getirdim,demek ki bir on yıl sonra artık sıcacık ellerin olacak:))))))
Pazar: Çocuklarımızın günü, tam aile günümüz:))Bu gün tiyatro günümüz...Oyunumuz 'Dans Eden Eşek'' Süper bir oyun çok beğendi çocuklar,gitmek isteyenlere kesinlike tavsiye edebilirim:))
The End.

13 Kasım 2008 Perşembe

YAZMAK ÜZERİNE...


Sevgili arkadaşım,Mutlu ve Umutlu sormuş efendim...
Ey Zuzuların Annesi ; NEDEN BLOG YAZIYORSUN? diye:))))
E cevapsız soru kalmasın dimi ama? Hatta 3 yanlış bir doğruyuda götürmesin...Hepimiz geçelim sınıfımızı???Tamam, belli ki dağıtmaya meyilliyim, toparlayayım...Başlayayım...
Bunu siz istediniz.....Nı hı haaa haaa haaa ( Kötü gülüş:)

Soğuk geçen bir sonbahar mevsiminde, 2007 yılının Ekimindeyiz...
Banu kişisinin*, annesini kaybetmesinin üzerinden 11 ay...
Zuzularının Ana okuluna başlamasının üzerinden 4 ay geçmiştir...
Uzun süren bir hastalık ve koşturmaca neticesinde 'Esas Alem'i seçen annemin yokluğuna alışmaya ve doğdukları günden bu yana, nefesim ve yaşam sebeplerimin en büyüğü olan zuzularımın okula gitmesiyle hayatımda oluşan büyüüüük boşlukları doldurmaya çalışmaktaydım...
O dönemlerde ve yine o güne kadar internette, yemek tarifleri, haberler, mailler vede sayılı bir kaç bloğu sessiz sedasız izlemekle yetinen bendeniz, okul yıllarımdan kalan günlük tutma olayını sanal ortamada taşımaya karar verdim ve blog dünyasına katıldım...
Çoğu bloggerın başlangıç hikayesinde olduğu gibi...
Sanki, blog yazmak için anne olmak beklenirmiş gibi...
Sanki, anne olunca, insan duygularını daha bir anlarmış, daha bir laf yaparmış ağzı dili...
Bende ilk ikizlerim için yazmaya başladım...
Ahh o çocuklarını anlata anlata bitirememek,her hareketleri, her halleri ile bu dünyada tek olduklarını zannetmek...
Sevmek çok sevmek...
Aslında içten içe istenen, hayatlarında unutulmaz bir yer edinmeyi istemek ...
Sonra, hem çocuklarım, hem sevdiğim, hem sevdiklerim için anılar biriktirmek...
Yüce Atam bile 'BENİ UNUTMAYINIZ' derken ve gayet insani bir zaafla bunun endişesini taşırken...Kendi adıma,kendim için istediğim, bir gün bu hayattan göçüp gittiğimde çocuklarım ve sevdiklerim için unutulmamak ve onlara fazladan bir şeyler belki bir söz, belki bir 'demek şu anda şunu hissetmişti' vs.yi bırakmak...
Çünkü biliyorum ki, insan sevdiği birisini kaybettiği zaman öyle az şey kalıyor ki elinde...
O zaman yetmiyor hiç...Aynı albümlere dönüp dönüp bakmak:(
Aynı kısacık kamera görüntülerini başa sarıp sarıp, defalarca oynatmak:(
O ff yaa:(( dedim ben sana Mutlu'cum siz istediniz bunu....
Nasıl başladım, nerelere geldim...Ama sanırım bir şeyleri anlatabildim...
İşte çoğunlukla bundan,yazıyorum,yazıyorum,yazıyorum...
Yani kısaca;Söz uçar yazı kalır...Bu yüzden blog yazılır:)))))
Şimdi ben de ; Sevgili Elçin(Küçük Notlar) ve sevgili http://fikriminincegulleri.blogspot.com/ Bir kadın Güncesi( Fikrimin ince gülleri) ne soruyorum efendim...Bir dökülün bakalım siz niye blog yazıyorsunuz? :))
*Kişi kelimesine, sevgili incegülümden alışılmıştır...Her hakkı kendisine aittir:))))

Kadının en tatlı yeri neresidir? ( AŞKIMSIN:))

Henüz kırılmamışsa, kalbidir...
Kırılmışsa, ıslak bakan gözleri...
Artık ağlayamıyorsa, dudağının kenarına yerleşmiş hüznü...
Hüznü bile hissetmiyorsa artık, buz tutmuş parmakları...
Isınmıyorsa konuşmuyorsa ve artık hiç gülmüyorsa, anılarda kalmış çocukluğudur...
Ama muhakkak tatlı bir yeri vardır kadının.
Yeter ki severek bakan bir çift göz olsun üstünde.
Kadın... Severek gösterir sakladığı tadı...

***Aşkımdan bana gelen bir mail..O yazmamış tabii ki başkasına ait bu yazı...Ama olsun bu da bir şeydir dimi ama:) Çok fazla çaktırmasa da, içinde var bir potansiyel, biliyorum...Ara ara hiç ummadığım anlarda ortaya çıkan...Romantik kocam benim:)) (Bknz:Geçen seneki müthiş Anneler günü süprizi, dostlarla gidilen bir yemekte bana ithaf edilen 'Kadınım' şarkısı, geçen günkü kasımpatılar ve diğerleri vs.vs.vs. (hepsini yazamam özele girer, zaten şimdi buraya yazdım diye bir müddet durulur bu haller:)))) Olsun....Az olsun....Öz olsun...AŞKIMSIN.

11 Kasım 2008 Salı

10 Kasım 2008 Pazartesi

9 Kasım 2008 Pazar

İKİZ ANNELERİ BULUŞTUK:))


Sonunda beklenen gün geldi ve 8 Kasım Cumartesi günü, ikiz annelerinin 1.Bursa buluşması gerçekleşti...
Geçen hafta içinde hastaydı zuzularım ve evdelerdi...Kış geldi malum açtık hastalık mevsimini:(
Neyse; hal böyle olunca cumartesi günkü buluşmaya götürmedim onları zira hem yemeğin organizasyonunu üstlendiğim hemde ev sahibi sayıldığım için, bir aksilik olsun istemedim...
Aşkımla, büyük bir heyecan içinde erkenden gittik buluşma mekanına...Yeni olan herşeyin heyecanı başka...Sanal ortamda tanıdığım arkadaşlarımla ilk defa yüz yüze gelecektim...
Bir sene öncesine gittim birden, Bursalı Annelerim ile ilk tanıştığım zamanki heyecanım geldi aklıma...Gülümsedim...
Ve fark ettim ki... Heyecandan titreyen ellerimi tutan, beni sakinleştiren, sen neleri başardın, ne zorlukları aştın, panikleme her şey yolunda gidecek diye beni destekleyen, o zaman da bu zaman gibi, her zaman olduğu gibi... Aşkım yine aşkım....Hep aşkım...(İyi ki benim aşkımsın,canımsın:))
Sonunda beklenen misafirler birer ikişer geldiler ve her şey harika geçti...
'Damdan düşenin halini damdan düşen anlar' atasözünü en çok kullanan bizler, yani ikiz anneleri:) buluştuk, tanıştık ve çok güzel saatler geçirip bir güzel kaynaştık...Bu güzel buluşmayı en kısa zamanda tekrarlamak üzere sözleşip öyle ayrıldık...
Eski dostlar, yeni dostlar, en yeni dostlar :)) Hayat gün geçtikçe daha da güzelleşiyor:))))
Ayrıntılar http://www.ikizanneleriyiz.biz/ de... Güncel kısmında:))

7 Kasım 2008 Cuma

KASIMPATI...


Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız
"tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı" dediğiniz zamanlarınız oldu mu?
Ya da "bittim, mahvoldum" dediğiniz?
Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini; yüreğinizdeki o mengenenin de canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi?
Yalnızsınızdır...Savunmasızsınızdır...Yorgunsunuzdur...
Anlatamaz, anlayamazsınız da.
Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya...Sebepli yada sebepsiz...
Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından.
Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs...
Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...
Çaresizsinizdir...
Sebep çoktur.Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta.
Aslında yüzlerce ya da'dır sizi bu hale getiren...
Ne zaman geçecek bilmezsiniz."umut garibin ekmeği" umarda umarsınız...
Ya çaba?
Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş dalından koparılmış kasımpatılarını?
Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl.
Koparılmaya inat solmamaya kararlı.
Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde...
Solmak, kurumak çok kolay.
Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan.
Yılmamak zorluklardan...Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan.
Ne dersiniz? Denemeye? Var mısınız kasımpatı olmaya?
Her şeye rağmen, herşeye inat.

***Bu yazının kime ait olduğunu ne yazık ki bilmiyorum...
Ama tamda bu ayda, doğanın renkleri çalmaya başlamışken, sarıya ,kahveye, kızıla...
Yazın cıvıltısı yok olurken...Sessiz sedasız göç ederken kuşlar sıcak diyarlara...
Ve ben şu hüzün mevsimine alışmaya çalışırken ve yaşarken usul usul...
Sanki, hissetmiş gibi...Sanki hep bilirmiş gibi...Tıpkı benim ki gibi:))
Bir buket Kasımpatıyla gelmişse, Aşkınız kapıya:)
Kasım patı olmaz mı insan? Herşeye rağmen, herşeye inat.

6 Kasım 2008 Perşembe

PROTESTO!


http://www.atakdernegi.org/hüseyinüzmezprotestosu.html
Yukarıda ismi geçen Ş.r.fs.z! ve ismi duyulmamış nice Ş.r.fs.zler için!!!...
Üsteki linki tıklayıp,sayfadaki Word dosyasını doldurup belirtilen adrese mail atmanız yeterli..
Lütfen tepki verelim. Gitgide nasırlaşıyor kalbimiz, bu insanlık dışı namuzsuzluga bile tepki vermiyorsak, hic bir şeyden sikayet etmeye hakkımız yok...

4 Kasım 2008 Salı

İKİZ ANNELERİ BULUŞUYOR:))

Yaklaşık üç haftadır bir organizasyon için uğraşıyorum...Bir ikiz annesi olarak, hem üyesi olduğum, hemde köşe yazarlarından birisi olduğum http://www.ikizanneleriyiz.biz/ bünyesinde , Bursa'daki üyelerimiz, yani ikiz annelerimiz ile bir buluşma ve tanışma yemeği organize ediyorum...
Mailler,telefonlar,listeler...Tanıdıklarım,tanımadıklarım, yeni tanıyacaklarım, aylardır mailleşip,konuşup,bir türlü yüz yüze buluşamadıklarım,dostlarım,arkadaşlarım hepsi gelecek inşallah:))Bir biz kalmıştık ikiz anneleri olarak buluşup,tanışmayan...İstanbul,İzmir ve Ankarayı imrenerek izliyorduk...Neyse ki sonuçta bizde bir başlangıç yapacağız...Gerisi gelir inşallah:)))Eğer Bursa'da yaşayan bir ikizanneleriyiz.biz üyesiyseniz ve bize katılmak isterseniz bana mail adresimden ulaşabilirsiniz...Büyük günün tarihi: 8 Kasım Cumartesi, saat: 13,30 mekan: Mudanya Yolu üzerinde Anadolu Et Lokantası...

HORRRR...

Ailecek, uzun uzun uyuduğumuz nadir pazar sabahlarından birini yaşadık geçen pazar...
Pazar sabahları bile 7:00 veya en geç 7:30 uyandığımızı düşünürsek,10:00'a kadar uyumak öğlen bile sayılabilir:)) Hava güneşli, sıcak, son demler bunlar kaçırmayın diye bağırıyor adeta:)
Ama bende bir miskinlik ve bu miskinliğe eşlik eden bir huzur duygusu?Gerçi huzurluyum mutluyum ama bu farklı sanki...Genel olarak öyle sakin,ağır bir tip olmadığım için,bu miskinliğime eşlik eden huzur duygusunu çözemedim??? Hep böyleyse aslında,yani huzur varsa şu miskinlik halinde, anında transfer olabilirim o tarafa:)) Aşkım, işi biliyor galiba:)))
Neyse; ailecek güzel bir kahvaltı,Pazar günü nedense daha bir keyifle, dibi bucağı okunan gazeteler...Sonra,çocukların okul kıyafetleri,çantalarının hazırlanması...Bir ara baba ve çocuklar birlikte oyunlar oynarken, annenin fırsat bu fırsat köşe yazılarını hazırlaması...Sonra, evin babası,eşin kocası ve aynı zamanda yazı işleri müdürüm ve editörüm olan aşkımın köşe yazılarımı okuyup, onaylaması:))Sonra, evden çıkış,geziş,dolaşış(buda ne demekse?:)Sonra bir Starpark gezisi,hem eğlensin, hem yorulsun,hem de akşama çabuk uyusun düşünceleri ile izlenilen zuzular...Eve dönüş,banyo yapış,yaptırış...Ve 'bu gündeeee aaakşaaaam oolduuuuu'diyerek 'Segah' makamında uykuya dalış....Horrrrr.

KÜÇÜK ŞEYLER:))

"Küçük şeyler", üzerinde durup düşündükçe çoğalıyor, genişleyip derinleşiyor. Böyle olması da doğal olmalı. Yaşam da bir uçtan diğerine küçük şeylerden oluşmuyor mu?
"Dostlarım" diyor yazar;
Küçük şeyleri, küçümsemeyin, fazla da önem vermeyin.
Küçük şeylere, hakkını verin.
Küçük şeylere hakkını vermek, yaşama hakkını vermektir.
Eğer siz, yaşama hakkını verirseniz, Yaşam da size hakkını verir.
***Başucu kitaplarımdan birisi...Çok severim, küçük şeyleri ve Üstün Dökmeni:)))))
Herkesin yaşantısı,yaşama bakış açısı, sahip oldukları ve beklentileri farklı...
Hayattan alacağı, vereceği farklı...
Zor dönemlerden geçtim,belki hala geçiyorum...
Köşelerim var,bloğum var...Yazdım,yazıyorum..Paylaşıyorum,yorumlar alıyorum...Çoğalıyorum:)
Yardımlar yaptım, elimden geldiğince yapacağım...Böylelikle,hem başkalarına,hem kendime faydalı oluyorum....Manevi olarak karşılığını alıp, ruhumu besliyorum...
Eşim,anneyim...Evimle,eşimle,meleklerimle,mutlu,huzurlu bir hayat sürdürüyorum...
Kendime bir yol çizdim,arkama bakmıyorum...
Küçük dünyamda, küçük işlerimle kendime yetiyorum:))
Ve ben, yaptığım bu işleri, bu küçük şeylerimi çooook seviyorum:)))
Rabbim, bu durumlardan pay çıkartanlar kadar, küçültmesin beni...Amin.

TATLI CADI



Geçen cumartesi günü, küçük cadımla 'Cadılar bayramı' partisine gittik...????
Bana ilk teklif geldiğinde 'haydaa ne işimiz var çaydaaa' tarzında pek sıcak bakmadım bu işe...Nihayetinde bizim kültürümüzde olmayan bir şey, nasıl olur? gerek var mı? vs. sorularla boğuştum ama, dostlar sağ olsunlar kurtardılar beni bu düşüncelerimden...Sonuçta çocuklara yönelik bir eğlenceydi...Çok fazla kurcalamanın anlamı yoktu...Bir kereden bi şey olmazdı:PPP
Neyse,tuttuk yolu gittik partiye Almira otelde.Girişte loş bir ortam,uçan balonlara giydirilen beyaz çarşaflarla yaratılan hayaletler,örümcek ağları,maskeler,birde korkunç sesler çıkaran bir kayıt..Hah dedim biz şimdi döneriz ,kesin korkar benim kız...
Ama nerdeee,beden önce daldı salona,hemen karıştı ortama cesur kızım benim...Çocuklar çok eğlendi,bizde öyle...(Ayrıntılar ve fotolar İki Meleğin Hikayesinde)
Ve esas olayımız dönüşte yaşandı...Partiden ayrılmak istemeyen kızım,çıkışta otelin önünde görevlilerin arabamızı getirmesini beklerken ağladı,ağladı,ağladı....Ben kararımdan dönmedim tabi ki,hatta istediği kadar ağlayabileceğini, yapacak bir şey olmadığını da ekledim...Böyle durumlarda en kötüsü çevredeki insanların garip bakışları:(Ama buna da alıştık artık:))
Arabamız geldi,binbir inatla arkaya çocuk koltuğuna oturdu,ben öne geçtim arabayı kullanmaya...Hareket ettim,akşam trafiği izmir yolu çok yoğun,karıştık bizde..Sonra kızım bir güzel açtı emniyet kemerini,ve bende öne geçeceğim diye tutturdu bu seferde...Ben sol kolumla direksiyonu tutup,sağ kolumlada öndeki iki koltuğun arasını kapatıp öne geçmesini fiziki olarak engellemeye çalıştım...Bir yandan da dil döktüm,çocuklar öne geçmez,çok tehlikelidir vs.vs.vs.
Ama dinleyen kim?Arkada çığlık kıyamet:(
Bu şekilde Buski'ye kadar geldik,bir ara kızımla uğraşırken önde bir şahin oto, fren yaptım son anda, neredeyse hafifçe çarpacaktım..Al başına iş ,o saate,o trafikte neyseki bi şey olmadı...
Olmadı ama, benim o ani frenimle bir baktım güzel kızım vites konsolunun oraya gelmiş...Yüzünde acayip şaşkın bir ifade,hafif ağlamaklı,ürkek, ne oldum? nasıl uçtum?şaşkınlığı...
Benimde kötü bir huyum var (rahmetli anneminde aynı böyle bir huyu vardı:) ciddi olmam gerekirken kendimi tutamayıp baştan bir gülüyorum böyle durumlara:))
Neyse hemen toparladım kendimi...Ama bir yandan da trafikte gidiyorum ve öyle yoğun ki,sağ şeride geçmem,durmam ve kızımı tekrar arkaya kendi koltuğuna oturtmam filan mümkün değil...Şöför yanındaki koltuğada oturtamam orada çocuk kiliti yok...Açar kapıyı benim çılgın kızım...Zaten öyle korkmuş ki,yapıştı bana....
Sonuçta,ön koltukta, hatta şöförün-yani benim- kucağında, mümkün olan en düşük hızda(50-60 km),arkadaki kornalara kulak tıkayıp, dualar edip,kenardan kenardan kimseye bulaşmadan:))yol aldık ve evimize geldik....
Şimdi;Ön koltuk büyükler içindir değil mi anne?Ben arkada oturacağım anne...Ben arka koltukta oturmayı çok seviyorum anne...diyen, tatlı cadı kızım anlamıştır ki...Bir musibet, bin nasihatten evladır:))))))))

2 Kasım 2008 Pazar

LÜTFEN!

Polonya' da, trafik kazalarını önlemek için başlatılan kampanya kapsamında,blog sayfamın sol köşesine eklediğim bu vtr gösteriliyor tüm kanallarda....Her izlediğimde çok etkilenip,kendimi tutamayıp ağladığım ve kimsenin başına gelmemesini dilediğim sahneler var içinde...Metallica'nın o muhteşem şarkısı 'Nothing Else Matters' eşliğinde...
Bu yazıma ekleyemedim:( Çokta uğraşmadım aslında...Yeni yazılar geldikçe kaybolsun istemedim...Hep bir köşede kalsın, kalsın ki, hem benim, hem bloğumu ziyaret edenlerin hatırında da kalsın...Lütfen seyredin ve çok dikkat edin...LÜTFEN!