26 Eylül 2008 Cuma

KUTLAMA




Bayram kutlaması:)) Şimdiden...

Benim gibi ikiz annesi olan canım dostlarım http://www.ikizanneleriyiz.biz/ den...

VE BENDEN :))))))))))))))))))))))))))

KADİR GECESİ

TATİL & HAZIRLIK & YARDIM & KÖŞE & ANNE

Yoğun geçiyor haftam...Bu cümlede klasik oldu artık...Kendi kendime 'ya bir dur otur soluklan' diyesim geliyor yazarken:))Aslında hep koşturuyorum ben..Birde birşeyi farketim, kriz anlarında daha verimli oluyorum:))

Yarın sabah kısmet olursa yola çıkacağız bayram tatilimiz için...Hava da bir garip, hem yazlık hem kışlık koyuyorum bavula?Şansımıza artık nasıl olacak bakalım hava ?Ama havalar nasıl olursa olsun bizim havamız iyi olsun diyor ve Melisle birlikte alternatif planlar buluyoruz...Antalyayı gezeriz, kapalı havuzda yüzeriz vs. şeklinde:))

O yüzden evin her yeri, yıkanıp asılmış çamaşırlar,ütülenip son ana kadar bavula girmesinde buruşmasın diye bekletilen kıyafetlerle dolu... Akşama abimler geliyor ev dandini :))

Bir yandan da yemek yapıyorum babama 2-3 gün yetecek kadar...Çünkü bayramda o da İstanbul'a gidecek Halamın yanına..Çok sevindim bu habere, abimler Trabzona,biz Antalyaya derken yalnız kalacaktı ve benimde aklım onda kalacaktı...

Bir de diğer işler var ; Dün önce Mehtap'cımdan kıyafetleri aldım öğrencilerimiz için...Sonrada arabanın arkasında bir haftadır gezdirdiğim koliler ve kıyafetlerle birlikte yerine teslim ettim:))Ufak ufak da olsa,yerini bulunca yapılan yardımlar,
Hele bir de tam zamanında hızır gibi yetiştiniz teşekkür ederiz diye dönüşler olunca geriye...
O minicik yüzlerde, hüzün yerine sevinç görünce...
O zaman huzur buluyor insan ve düşünüyor...
Aslında bu yapılan iyilik kime?
Onlara mı ? Yoksa kendime mi diye ?

Birde okuduğunuz üzere, bloğumuda boşlamıyorum yani:)) Yazıyorum bakalım nereye kadar?Umarım uzun yıllar sonra bu satırları okuduğumda diyebilirim ki , boşa geçmemiş yıllar...
Köşe yazılarımda tamam...
http://www.ikizanneleriyiz.biz/?islem=koseyazisi&id=2405
ve
http://www.bursalianneler.com/ ( yeni yazı pazartesi günü)

Şimdi de evden çıkacağım ve annemin mezarına gideceğim...
Ramazan ayı boyunca 2 ayrı hocadan hatim indirttik onun için...Mezar başında hatim duasını yapacağız bu mübarek Kadir gününde...
Doğrumudur? Yanlışmıdır? Ölünün arkasından yapılan dualar yerini buluyormudur?
Veya, kişi hayatta iken ne ibadet yaptı ise, o mudur yoldaşı bilmem ?
Ama bildiğim bir tek bir şey var ki ;
Okunan her duada,yapılan her hayırda, ben huzur buluyorum...
Ve ben huzurlu olunca da, o huzur buluyor biliyorum...İnanıyorum....
Bayramda burada olmayacağım Annem...
O yüzden, erkenden sana ziyaretim... Vedalaşmak için...
Yola çıkıyoruz...
Sen yinede , oralardan da olsa, hayır duanı eksik etme Annecim.

DİZİMDEKİ & İÇİMDEKİ YARA

Geçen salı akşamı kayınvalidemlerdeydik...Allah kabul etsin, yedik içtik birlikte iftarımızı açtık...İftar sonrasıda o gün meleklerimin doğum gününe denk geldiği için ufak bir kutlama ve pasta seronomiside yaptık...(Esas büyük kutlamamız bayramdan sonra olacak :))
Çocuk olmak var şu hayatta...En ufak bir eğlenceyi,oyunu, hediyeyi öyle sevinçle karşılıyorlar ki...Öyle koşulsuz, şartsız sıcacık seviyorlar ki...
Dedelerine sarılmaları, ellerini öpmeleri...
Hele ki kayınvalideme, babaannemmm, diye sarılmaları, beni hem sevidiriyor, hemde içimi burkuyor...
Geçen gün,güçlü olması için akıl verirken bir dostuma, aynı pozisyonda buluyorum o anda kendimi...En mutlu anımda,hüzün hep yanımda...
Annemi düşünüyorum...Meleklerimin ona hiç anneanne diyemediklerini :(
Aslında daha ne hallerini göremediğini:(
İçim acıyor:(
Sonra aklıma,bir yerlerde okuduğum o cümle geliyor...
'Keşke hep çocuk kalsaydım da, dizimdeki yaranın en büyük acı olduğunu sansaydım‏'
Sanırım bu cümle durumu özetliyor....

24 Eylül 2008 Çarşamba

SEYİR DEFTERİ - KADINLAR

Günümüz kadınları ve kadın ilişkilerinin gücü hakkında zeki, göz kamaştırıcı bir komedi...Mary’nın (Meg Ryan) en yakın arkadaşı stil uzmanı Sylvie Fowler (Annette Benning), kusursuz şıklığı ve hızlı işleyen zekası ile mutlu bir bekar ve saygıdeğer kadın magazini CACHET’in baş editörü. Mary ve Sylvie’nin bu sıkı dostluklarına, eksantrik bir anne ve buna ek olarak sürekli çocuk sahibi olmak isteyen Edie Cohen (Debra Messing) dahil oluyor. Ve son olarakta gruba, insanlara duymak istedikleri son şeyleri rahatlıkla söyleyebilen, büyüleyici kadın avcısı ve mizah deneme yazarı Alex Fisher (Jada Pinkett Smith) katılır.....
Ve film devam eder...Ben buraya tüm konuyu yazarsam da bir özelliği kalmaz :))
Ben çoooook beğendim...Çünkü ben ''Kadınlar'' filmini, benim gibi kadınlarla seyrettim...
Biz 6 'Kadın' kadın kadına...KADINLAR' a gittik:))))
Filmin çoğu sahnesinde 'hah dedik işte aynı biz!' veya 'yeni kararlar verdik, bundan sonra şöyle yapacağız böyle davranacağız' vs. diye ...

Dün meleklerimin 4.doğum günleriydi ve haliyle benimde '4. Annelik yıl dönümüm'(Maksat kutlama olsun çok yaratıcıyızdır:))
Ve ben bu günü, dostlarımla birlikte kutladım ve harika vakit geçirdim:))
Melis,Özgür,Fatoş,Demet,Serap....Hepinize çooookkkk teşekkür ederim :)))))
Çok iyi geldi bana bu kaçamak:)))))))))))))))))))))

23 Eylül 2008 Salı

MELEKLERİMİN DOĞUM GÜNÜ:))


23 EYLÜL 2004...
HAYATIMIZIN EN ANLAMLI GÜNÜ...
O GÜN BEN, 2 KERE ANNE, EŞİMDE 2 KERE BABA OLDU...
ÇÜNKÜ,BEBEKLERİMİZ, MELEKLERİMİZ, HERŞEYLERİMİZ...
ELİF VE EREN 'İMİZ DOĞDU:))
ANNEM, ANNEANNE...BABAM,DEDE...ABİM, DAYI OLDU...
BABAANNE, DEDE, AMCA,KUZEN, VS.VS.VS.
AİLEDEKİ HERKESİN AYRI BİR RÜTBESİ OLDU:))
HEPİMİZE CAN GETİRDİNİZ, HUZUR GETİRDİNİZ, SONSUZ BİR MUTLULUK GETİRDİNİZ...
SEVMENİN BİNBİR HALİNİ VE GERÇEK SEVGİYİ GETİRDİNİZ...
4 YIL SONRA YİNE,YENİ,YENİDEN...
HOŞGELDİNİZ MELEKLERİM...
SEFALAR GETİRDİNİZ...
GÜN... DOĞDUĞUNUZ GÜN...
MELEKLERDEN KOPUP GELDİĞİNİZ GÜN...
İYİ Kİ DOĞDUNUZ... İYİ Kİ VARSINIZ
İYİ Kİ BİZİM ÇOCUKLARIMIZSINIZ :))

22 Eylül 2008 Pazartesi

HOŞ GELDİN :))

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü. Özledik. Gözledik...
Hoş geldin!
Biz bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin!
Yerin hazır.
Hoş geldin!
Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok,yürüyelim.
(Nazım Hikmet)
Aşkım...HOŞ GELDİN:)))

DEĞİŞ TON TON :))

Değişti şablon yine ? :)))
Hani kimi insanlar vardır...
Depresyona girer...
Gider saçını boyatır, kestirir, ektirir vs.
Canı sıkılır, odadaki eşyaların yerini değiştirir...
O yetmez, odaları değiştirir...
O da yetmez, evini değiştirir...
İşini değiştirir ? Eşini değiştirir?
Yok artık daha neler! dimi ? (Bence de, abartmıyayım :))
Ben sadece, arada bir bloğumun şablonunu değiştiriyorum ( şimdilik:))
Yani sanırım hala? iyi durumdayım :)))))

Şimdi aklıma geldi...Benim küçüklüğümde bir çizgi film vardı, garip her şekle giren sevimli balonlardan oluşan...Adı da Ton Ton ailesiydi...Çok severdim ben onları...İşte onların unutulmaz repliği....DEĞİŞ TON TON ! :))))))))))))))))

21 Eylül 2008 Pazar

ŞEKER GİBİ BAYRAM:))


Bu arada, tatil organizasyonumuzu da hallettik :))
Bu sene, bir ilki gerçekleştirip Şeker Bayramında tatile çıkıyoruz :))Tatilimiz için yine Antalya-Clup Alibey Park-Side'yi seçtik...Zuzular bayılmıştı oraya,bizde öyle...Üstelik bu kez bizimle birlikte, can dostum, kardeşim Melislerde olacak ve yıllar sonra inşallah yeniden birlikte, harika bir tatil ve bayram geçireceğiz :)))))))
Allahım şu mübarek günlerde,bana ve sevdiklerime yaşattığın huzur ve mutluluk için sana bir kere daha sonsuz şükürler olsun.

ÖZLEDİMMMM...

'Sevgili günlük' diye başlardım eskiden, benim küçüklüğümde şimdiki gibi bilgisayar, internet filan yoktu öyle...Kağıt kalemle haşır neşir olur, yeni basılmış defter kitap kokusunu içime çekerdim...Şimdi o, 'Sevgili günlük'lerin yerini, 'Sevgili blog sayfalarım' aldı :))

Efendim, geçtiğimiz hafta çok yoğun geçti...Öyle ki,yoğun olmasının ötesinde heyecan, hüzün, sevinç,özlem, bir sürü duyguyu bir arada yaşadım-dık, diyebilirim:)
Öncelikle haftanın en önemli olayı, aşkım yurt dışına gitti... Rusya/Moskova'ya...

Tabii, o gitmeden önce, kısa süreli de olsa ayrılmanın hüznü...
Yokluğunda zuzularla nasıl baş edeceğimin derdi ? :))
Ayrılma anında, gülme ve ağlama arası karışık bir şekilde veda ederken aşkıma, onun gözlerinde
gördüğüm sulanma haline garip bir şekilde sevinişim?( Tek taraflı olu mu yani bu işler ? :))
Hafiften içimi burkan, ben burada oturup çocuk bakarken, (her ne kadar iş için de olsa) aşkımın yabancı diyarlarda gezmesi :(
Şimdi ise.... Sadece kocaman bir boşluk ve özlem:(((

ÇOK ÖZLEDİM AŞKIM SENİİİİİİİİİİİ.......DÖN ARTIK :))

15 Eylül 2008 Pazartesi

HER ŞEY SENDE GİZLİ...

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can YÜCEL
*******
Az önce bakarken gördüm, sevgili Kitap Kurdu'm da almış bu harika şiiri sayfalarına...Ne güzel, olsun, alsın, herkes bilsin, herkes duysun...Beni eskilere götürdü birden ama bu şiir...
Yıllarca çalışma masamın karşısındaki panoda asılıydı bankada, en yoğun saatlerde ufacık bir molada veya gün bitiminde gözüm takılır, okurdum...
Okurdum ve daha bir güçlenirdim, yeni güne, gelecek yoğunluğa,işlere...
İnsanların, ve bazı çalışma arkadaşlarımın alavere dalaverelerine...
Sonra, işten ayrıldım...
Araya bir sürü olaylar girdi...Anne oldum...Annemi kaybettim...Dünya telaşı, koşturdum...
Ve ben, ezberlediğimi sandığım o satırları unuttum...

Şimdi yıllar sonra, yine yeni yeniden, okudum...
Kendime geldim...???
Kendime...'Kendine gel!' dedim...
Ve sonuçta, aylarca üzüldüğüm için kendime...Ama bu sefer, sadece kendime üzüldüm...


Çocuklarımın 'Uf' larını öptüğüm gibi...
Kendi ruhumu, kendim öptüm...
Birde üstüne aşkımla, yara bandı örttürdüm...
Hemencecik geçti :)))))

BİZ KADINLARIMIZI HİÇ SEVMEDİK

BİZ kadınlarımızı HİÇ sevmedik...

Ya onlar?...
Hep sustular...
Koskoca bir CUMHURİYETİ erkeği ile omuz omuza mücadele ederek ve ne olursa olsun yılmadan bizlere armağan eden kadınlarımızı HİÇ sevmedik...
Kimi zaman mermi yaptılar...
Kimi zaman yemek yapıp sökük diktiler...
Gün oldu aldı eline silahı ve düşmanı yok etmek için mücadele ettiler..
Hatta silahlı çete bile kurup bazı erkeklerin bile yapamadığını yaptılar: DÜŞMANI VATANINDAN KOVDULAR...
Dünya üzerinde HİÇ bir kadının yapamadığını yaptı ve Osmanlının satmaya kalktığı vatanını çocukları ve milleti için savundu...
Tüm bunları yaparken ASLA bir çıkar gözetmedi...
Bu uğurda 'namusu'nu bile kaybetti ama üzülmedi...
ÇÜNKÜ ONUN NAMUSU VATANI idi...
Bu büyük mücadelenin kahramanları başta olmak üzere kalbinde CUMHURİYET ışığını ve sevgisini yaşayan ve yaşatan kadınlara; CUMHURİYET KADINLARI diyoruz...

Ve acaba şimdi onlar neler yapıyor?
Onlar uzun süredir sustular...
Yıl 2008 ve TÜRK KADINI 128 ülke arasında kadın-erkek eşitliği sıralamasında 121. sırada...(iran= 118, arap emirlikleri= 105,mısır= 120...)
ÖSS'de her yıl kızlarımız daha başarılı olduğu halde ve üniversiteyi bitirdiklerinde yüksek dereceler alıp master ve doktora yaptıkları halde: TÜRKİYENİN YÖNETİCİ KADROSUNUN %93 ü ERKEK....%7 si KADIN...
Biz kadınlarımızı HİÇ sevmedik....
iş güç sahibi olmalarını engelledik bari AİLE hayatı ile MUTLU edelim dedik! ve bakın neler yaptık:
Askerlik bitip de bir iki kuruş para kazanmaya başlayınca 'sevişme zamanımız' gelince dört bir yana haber saldık...
Ya da bir şekilde birilerini bulduk...Bir şeyleri yaşamak uğruna (hayatın anlamı bile diyen oldu) Öyle sözler verdik ki kadınlarımıza, o sözler gerçekliğini çok kısa zamanda kaybettiğinde bizim 'sözde' sevgimizde bitti.. (hem de hemen...)
Daha sevgili iken DÖVMEYE ve HAKARET etmeye başladık...Ama onlar sustular...
'El değmemiş' olanlarından seçmeye özen gösterdik...Ama bizim için bu şart değildi...Belki kadınların da aynı şeyi düşündüğünü akıl bile edemedik... (işimize gelmedi)...
GÖZLERİNDEN başka her yerlerine baktık! (kaçınız sevgili ya da eşinizin göz rengini tereddüt etmeden söyleyebilir? )
Onlar için dağları bile delmeye ve tüm engelleri aşmaya söz verdik hep...
Ama onunla birlikte bir şeyler paylaşmak adına bir salata yapmak ya da aldığımız bir şeyi yerine koymak bile zor geldi...
Buna karşın onlar hep sustu..'sonsuza kadar mutlu olacağız' diye klasik bir sözü hepimiz söyledik ama daha balayında şiddete başladık...

Kendimizi hep üstün gördük...
En çok övündüğümüz şey olan 'cinsellik'te bile ne kadar acı bir durumda olduğumuzun farkında bile olmadık... (bu da işimize gelmedi...)
Bir kadının SONSUZ kere yaşayabilme potansiyeli olan 'cinselliği' 15 dakikada başlayıp biten bir şeymiş gibi yutturmaya çalıştık...
Ama bu sefer suç bizde değil! sigara içen ve spor yapmayan bir toplum olarak daha fazlası elimizden gelmez...
Onlar ise SONSUZLUĞA sahip oldukları halde biz üzülmeyelim diye 'rol' bile yaptılar... Ve hep sustular...

Çocuk sahibi olmak istediğimiz de eşimizin 'hazır olup olmadığını' bile düşünmeden hemen işe koyulduk... Hamile olduğunda ne kadar zor bir dönem geçirdiğininde farkında olmadık... ,
Hatta 'son anlara kadar' 'o işi yapmak' için can attık... (bu dönemlerde eşimiz bebekleri için patik örerken biz onun deforme olmuş bedeninden 'tiksinip' birileri ile onu aldattık...)
O durumda bile yani 10-15 kilo almış kocaman burnu ile bile ne kadar güzel olduğunu 'yalandan' bile olsa söylemedik...
Çocuğumuz doğduğunda 'kız' ise birazcık burulduk ama bir sonraki 'erkek' olur umudu ile yaşadık...

Arada zamansız ve sebepsiz bir hediye bile almadık...
Toplumun dayattığı 'özel günlerde' ise mecburiyetten aldık...
Mayısın ikinci pazarı ANNELER GÜNÜ diye hediye aldık...
Ama asıl anneler gününün ilk çocuğumuzun doğduğu gün yani eşimizin anne olduğu gün olduğu aklımıza bile gelmedi...
14 şubatta 'sevgililer günü' diye hediye aldık...
Ama sevgililer gününün; onu GERÇEKTEN ÇOK SEVDİĞİMİZİ anladığımız gün olduğunu bile unuttuk...O tarihi hatırlayan var mı? Tüm bunlara rağmen onlar hep sustu...

Bizden daha başarılı ya da fazla maaş aldıklarında 'gururumuz' incindi...Hatta bir süre sonra bu olay yüzünden bile kavga çıkartıp onlara şiddet uyguladık...
Köylü ya da kentli, okumuş ya da cahil tüm kadınların birleştiği tek nokta 'şiddete maruz kalmak oldu'...

Evli olduğumuz halde 'çok sevdiğimiz' eşimizi en az bir kere aldattık...Ama öyle bir toplum olmuşuz ki bu saygısızlığın adı: çapkınlık ve erkeğin elinin kiri olmuş...Onlar gene sustu...
Bilerek ekonomik özgürlüğünü kazanmalarına engel olduğumuz kadınlarımız 'gelecek kaygısından' tüm bunları sineye çekti..Çünkü tüm kurallar bizim içindi...
Olur ya cesaretli bir kadın bu haksızlığa dur deyip boşandığında sanki suçluymuş gibi 'DUL' damgasını yerdi ve o artık 'istismar' edilmeye açık bir kadındı..
Mahallenin tüm erkeklerinin hayallerini en az bir kere süslerdi...(bu mahalle baskısı yüzünden yüzbinlerce kadın hala evlidir...) Ve onlar gene sustular....

Zaman zaman bir sürü anket yapıldı ve sonuçlar açıklandı: TÜRK kadının ÇOK BÜYÜK bir bölümü düzenli olarak fiziksel şiddet ve daha ağırı olan sözlü şidette maruz kalıyor...
Sizce bu rakamlar ne kadar doğru? Hangi kadın 'sevdiğim adam beni dövüyor... Hakaret ediyor... Taciz ediyor...' diye açık açık söyler? Hep sustular... En yakınlarına bile söyleyemediler. .. Hep 'bir şeyler iyi gidiyormuş' rolu yaptılar...

Kadın olmanın tüm zorluklarını yaşarlarken farkında bile olmadık..
Anne olmanın getirdiği fiziksel zorluklar yüzünden 'erken yıprandıklarında' onları 'çirkin, yaşlı' diyerek hor gördük...
Hormon dengeleri bizden farklı oldukları için vücutlarında olan değişmelerden onlar suçlu değil ki?
Biz 40lı yaşları geçtiğimizde 'cazip' olurken onları unutup gözümüz dışarda olduğunda bile bizi affettiler.. ..
Bu yıpranmayı gözününde bulunduran yeni dine mensup nesil, bu sebepden 'çocuk denecek yaşta' (12-13) yaştaki kızlar ile evleniyormuş artık...
Amaç: Kadın cinselliğini daha uzun süre sömürmek... (bir erkek olarak kaçımız bundan iğreniyoruz?)
Sözde DİN bilginlerinin sapık düşünceleri YENİ DİNİ benimsemiş milyonları öyle bir etkiliyor ki... neymiş erkeğin aldatması normalmiş.. çünkü erkeğin 1, kadının 9 nefsi varmış... deme yahu... ve kadınlar gene sustu...

Kaçınız eşiniz ya da sevgilinizin 'rahim ağzı kanseri' aşısını yaptırması için ısrar ettiniz... ya da bu konuda bilginiz var mı?
Yıllık yaptırması gereken rutin kontolleri yaptırması için takviminizde hiç not aldınız mı? cevabınız hayır ise bir soru: bu yıl fenerbahçe kaç gol attı...kaç gol yedi?...

Kaç defa eşinize süpriz bir kahvaltı hazırladınız? bu süprizi yapmak zor mu gelir?
o size HER GÜN yapmıyor mu?
Chat ya da telefon mesajlarında şöyle bir saçmalık var artık: askm sn svyrm :) (aşkım seni seviyorum demekmiş)....
Dünyanın en güzel iki cümlesini bir araya getirmeye bile üşenen yeni bir nesil hangi değere sahip çıksın...neye saygı göstersin?
tüm bunlarda CUMHURİYET KADINI SUSTU..

Ama son yıllarda hergün etkisini arttıran CUMHURİYET DÜŞMANLARININ 'ahlaksızca.. . vefadan uzak... ve her hareketi suç kokan' uygulama ve davranışlarına ASLA sessiz kalmadı...
14 nisan 2007 ANKARA başta olmak üzere istanbul ve izmirdeki milyonların buluştuğu mitinglerde gördüklerinizden sonra kaçınız UTANDI?
Cumhuriyet kadını o incecik ve cılız sesi ile resmen KÜKREDİ ve 'TÜRKİYE LAİKTİR...LAİK KALACAK' diye haykırdı...
Bizim o kalın sesimiz nedense HİÇ çıkmadı... maçlarda 'dünya rekoru kıran' kalın sesimiz o günlerde hiç yoktu... hala da yok...
Öyle bir duruma geldik ki maçlardan, kahvehanelerden, loto ve ganyan bayiilerinden çıkamıyoruz...
Şehit cenazelerinde 'uluyan'lar cenaze olmayınca sus pus oldu...
Her zaman kadınlar erkeklerin arkasından yürürdü...
YENİ DİNE mensup kişiler bununda sebebini açıkladı: erkek her zaman önde olmalıymış... çünkü kadın önde yürür ise erkek kadından 'tahrik olup' günaha girermiş...
Vah benim ülkem vah....

SONUÇ: Koskaca bir CUMHURİYETİ erkeği ile omuz omuza kuran CUMHURİYET KADINLARI, yıllardır yıpratılmaları, aşağılanmaları ve incitilmelerine karşı hala CUMHURİYETİNE sahip çıkıyor ve DİRENİYOR... BİZ SİZE ÇOK ŞEY BORÇLUYUZ 'DÜNYANIN EN GÜZEL KADINLARI' ve birgün borcumuzu MUTLAKA ödeyeceğiz...sizlerin önünde saygı ile eğilerek arz ederim.......

Bu harika yazıyı, magazin gazetecilerinden Gecce.com'un koordinatörü Mehmet Sarışın yazmış...
Bir kadın olarak; bir erkeğin ağzından, bu kadar dürüst ve gerçek cümleler duymak ve akabinde de böyle güzel bir yazıyı okumak gerçekten çok güzel...
Fazla söze gerek yok aslında...İstisnalar olmakla birlikte, yukarıdaki çoğu cümleye katılmamak elde değil:((
O kadar beğendim ki, önce bir mail ile kendisine teşekkür ettim...Ardından da blog sayfama alıp,sizlerlede paylaşmak istedim.

12 Eylül 2008 Cuma

İÇLİ KÖFTE :))

Ramazan geldi hoş geldi...
Mideler bayram etti...
Onca zamandır yapılan rejimler güme gitti...
Şimdi akşama bir davet daha...
İçli köftelerin hayali, şimdiden içimi titretti :P :)))))

BURSALI ANNELERİM :))

Özlemişim, hem de çooookkk:))
Araya yaz girdi, tatiller girdi, hastalıklar girdi, ramazan girdi vs.derken...
Komisyon toplantısı bahane oldu...Dün,buluştuk,kaynaştık,kaynattık...
Biz 10 bayan, yine çok güzel işler ve projeler için beyin fırtınası yaptık...
Sonra o fırtınadan arta kalanları, derledik topladık sıraya koyduk:))
Birlikte başardık diyebilmek için de yola koyulduk...
Başkaları için bir şeyler yapmanın hazzını ve mutluluğunu hep birlikte tattık...
Böylece, derdi tasayı kederi üzüntüyü, ne varsa yakamıza yapışan hep birlikte attııııkkkkk:)))))))

9 Eylül 2008 Salı

BADANA BOYA...

Oğlumun hastalığı 4 gün sürdü, ancak çarşamba gidebildi okula...Hastalık bu ne zaman başlayacağı belli olmadığı için, biz daha öncesinde başka planlar yapmıştık...
Hafta başında pzt. ve salı için bir kaç oda ve antrenin boya badanasına karar vermiştik...Malum evimize taşınalı tam 2 sene oldu ve bu iki sene içerisinde duvarlarda çeşit çeşit sanat çalışması yapmıştı zuzularım:)
Bir kaç oda diye başlanılan iş bütün eve döndü...Olmuşken tam olsundu..
Ama hastalık girince işin içine, o hengamede boyacıların ustaların içinde yattı benim kuzum:(
Neyse söz verdikleri gibi,iki gün içinde bitti badana boya...Tabi bunda ustaların başında duran ve disiplinli çalışmalarını sağlayan babamın rolü büyük:))
Çarşamba yardımcılar geldi, evin temizliği perdeleri vs.de bitti, bende bittim :))
Ama olsun hem bayram temizliği gibi oldu, hem de evimiz mis gibi boya koktu...Ohhh temiz temiz:))